Fakat ikinci gerye ve sınıf öğrencileri ki artık akıl sahibi olmuşlar , gerçi onların nefsi genel olarak konuları öğrenmiş , fakat bunları akıl yolu ile de anlamak ve akıl yolu ve vasıtası ile de yegin ve güven kazanmak isterler . böylece akıl yolu ile istidlal etmek ve konulara mantık ile bakmağa başlarşlar ve derler ki , bu alemin akılların hayran kaldığı , hikmet ve tertip ile yaratılışından belli oluyor , anlaşılıyor ki bu alemin yaratıcısı ve rebbi hekimdir . bu gördüğümüz sonsuz olanaklardan anlıyoruz ki bu alemin yaratıcısı kadirdir . ilim varlığından alimlerin var uluşundan ve bu alemin yaratılışında kullanılan ilimlerden anlıyoruz ki , bunun yaratıcısı alimdir , her şeyi yoktan var ettiğinden anlaşılıyor ki genidir ve kimseye , hiç bir şeye ihtiyacı yoktur . ğeni olduğundan da adildir , çünkü zulum ihtiyaçtan doğar , ve halkdan hiç kimse onun yaptıklarına karşı gelemiyeceğinden ve onun işlerinde hiçbir kusur yapamıyacaklarından , onun işleri tam ve kusursuzdur . ve bu allah ki bizim hidayetimiz için bir peygember göndermiş ve onu bizim hidayetimiz için bir araç ve bir vesile seçmiş , mutlaka en iyi araç ve vesile yi seçmiş olmalı ve onun risaletini ve peygemberliğini yapabilmesi için hiç bir engen ve kusur olmamalı , çünkü cenabı allah bunları yapmağa kadirdir ve cenabı allahın bu işleri bu tür tam ve kusursuz yapmasında da kimse ona karşı gelemezdi ve gelmemiştir . bu allah bu dediklerimizden sonra ve bunlara elaveten hekimde olmaktadır , hekim biriside iyi işi bırakıp da kötüyü seçmez ve yapmaz . bu tür delil ve burhan dan bu netice ve sonuca varırlar ki , mutlaka cenabı allah en iyi vesile ve aracı yaratmış ve o araca mutlaka kendi hükümlerinin ilmini ve bilimini vermiş ve ona uyacak olanların ve onu dinleyip emirlerini uyguluyanların hallerini ona öğretmiş ve kendi emirlerinin nasıl halka ulaştıracağını da ona öğretmiş ve gücünü de vermiş ki doğru olarak onlara onun hükümlerini yetiştirsin , onu masumda yaratmış ki tam onun emrinde olsun ve onun emirlerini istediği gibi yetiştirsin halka , onun risaletini yapabilmesi için her tür vesile , araç ve ya güç lazım ise ona vermiş , aynı bir padişahın vezirini bir işe gönderdiğinde nasıl ki asker , tüfek , top , yiyecek , içecek ve o işin yapılmasında gereken tüm bilgileri o işi başarı ile yapabileceği için ona verir , adil , kadir , kamil allah da peygemberini onun risaletini tam ve başarılı ve kusursuz yapması için tüm gerekenleri ona verir tabi ki , böylece yegin eder ve kesin anlarlar ki , onun peygemberi hekim , alim , kadir , ve masum muş ve işini yapması için tüm gerekli şeyler onun imkanları dahilindeymiş ve kendi risaletini hayatında yerine getirmiş ve mükemmel şekilde yapmış , böylece inanırlar ve yegin ederler ki cenabı allahın peygemberi kıyamete kadar ümmetin hallerini , adetlerini , hayatın hadiselerini , işin yapılmasında öne çıkabilecek engelleri ve böyle olanaksızlıkların tümünü biliyor ve onları tanıyordu ve kendinden sonra tüm zamanlar için aynı kendisi gibi masum , kadir , alim , hekim halife ve kendinden sonra işlerin devamını yapmak için birilerini seçmiş ki cenabı allahın hükümlerini halkına yetiştirsinler , ve yegin eder ve inanırlar ki onlarda işlerini yapmışlar ve cenabı allahın hükümlerini yetiştirmişler . ve hep onların yapacaklarını onlara bu dünyanın araçları ile bildirip ve hep onları kontrolları altında tutmuşlar ki işlerini doğru ve kusursuz yapsınlar ve cenabı allahın istediği gibi hükümleri halka yetiştirsinler . sahip oldukları ilim ve güç le kimsede onlara karşı gelememiştr.

Şimdi bu zamana kadar cenabı allahın hükümleri hep vesileler ve vasıtalar la gönderilmiş , iletilmiş ve sige ravilere ( güvenilir rivayet edenlere ) ki onlarla halk arasında sonuncu vasıtadırlar , iletilmiş ve bildirilmiş ve rivayet edenlerin dili ile de halka iletilmiş ve bildirilmiştir . böylece bunları düşünerek ve bu delillere güvenerek yegin eder ve kesin bilirler ki , bu güvenilir rivayet edenlere , cenabı allaha bağlı olan vasıtalar aracılığı ile iletilmiş bu hükümler ve bu ravilerin dili ile de halka yetişmiş bu hükümler ve bilirler ki bu hükümler cenabı allahın hükmü dür ve onları uygulamak halkın görevidir . böylece bu hadislerin zaman içinde çeşitli hadiseler geçirerek bu güne varmış olmasından hiç vahşet etmez ve onların doğruluğunda şüphelenmezler ,çünkü kesin biliyor ve inanmışlar ki tüm zamanlarda cenabı allahın özel ve kadir görevlileri bunları her tür değişmden , azalıp çoğalmalardan korumuşlar ve görevlerini cenabı allahın istediği gibi ve onun rızasının olduğu gibi yapmışlar . kısaca güvenilir ravilerden duydukları ve aldıkları rivayetlere, akıl ve mantıkla yegin eder ve tam güven sağlarlar . ve ne zaman ki akıl yolu ile elde ettikleri güven ve yeginlerinin doğruluğunu araştırırlar , onların cenabı allahın kitabı ve hazreti peygemberin sünneti ve ale mohemmed eleyhemosselamın haberleri ile aynı olduğunu görürler , akıl vemantık yolu ile ısbat ettikleri sıfat ve kemallerin hepsini onlarda görürler. cenabı allahın kitabında okudukları zaman ki buyurmuş :felellahel hoccetol baleğe فَلِلّهِ الحُجَةُ البالِغةُ yani : cenabı allah içindir höccet göndermek . gördüklerinde anlar ve kesin bilirler ki onlara varmış ve gelmiş olan cenabı allahın höccetidir . hazreti musebne cafaerin ( yedinci imam ) buyurduğunu görürler ki buyurmuş :gol felellahel hoccetol baleğeto felov şae lehdakomen ecmein yobelleğol hoccetel baleğetel cahele feyelemoha becehlehe kema yelemol alemo be elmehi le ennellaho edlon la yecuzo yehtecco ela khelgehi bema yemelune yed uhom ela ma yerefun la ela ma yechelune ve yenkerun .قُل فَلِلّهِ الحُجِّةُ البالِغةُ فَلَو شاءَ لَهديكُمٍ اَجمَعين يُبلِغُ الحُجَّةَ البالِغَةَ الجاهِلَ فَيَعلَمُها بِجَهلِهِ كَما يَعلَمُ العالَمُ بِعِلمِهِ لِاَنَّ اللهُ عَدلٌ لا يَجوزُ يَحتَجُّ عَلي خَلقِهِ بِما يَعلَمونَ يَدعوهُم اِلي ما يَعرِفون لا اِلي ما يَجهَلون ُ وَ يُنكِرونyani : söyle baleğe höccet ve çok açık delil ve burhan cenabı allaha mahsustur . demak ki iseteseydi ( her kese bildirirdi ) hepinizi hidayet ederdi . baliğe höcceti cahile yetiştirir , ve o cahil tüm cahilliği ile onu anlar ayni bir alimin ilmi ile anladığı gibi , çünkü cenabı allah adildir ve cor ve zulum yapmaz ,ihticac eder ve höccet getitir halkına bildikleri şeylere , onları davet eder anladıklarına anlamadıklarına değil .

Böylece anlarlar ki cenabı allah kendi höccetini her kese yetiştirir , ve o zaman ki cenabı allahın buyurduğunu okurlar : enne eleyna beyanehoاِنَّ عَلَينا بَيانَهُ yani : bize ayittir onu beyan etmek ve bildirmek . anlarlar ki ehkamın bildirilmesi ve hükümlerin anlatılması cenabı allaha ayittir ve kendisi bu işi kabullenmiş ve üstlenmişdir . ve ne zaman ki hazreti sadık eleyhesselamın buyurduğunu okurlarsa ki birisi sormuş: hel coele finnase edaton yenalune behelmerefete ? fegalo la . gile fehol kolleful merefete ? gale la , elellahel beyano la yokellefollahe nefsen ella voseha ve ella ma ataha .

هَل جُعِلَ في الناسِ اَداة يَنالونَ بِهَا المَعرِفَةَ ؟ فَقالُ لا . قيلَ فَهَل كُلِّفوا المَعرفةَ ؟ قالَ لا عَلي اللهُ البَيانُ لا يُكَلِفُ اللهَ نَفساً اِلاّ وُسعَها وَ اِلاّ ما آتاها yani : acaba halk da her hangi bir vesile ve alet cenabı allahın marifeti ve onu tanımak için kon muş mu ? cevabında buyurdular hayır . soruldu : acaba cenabı allahı tanımak için mukellef oldular mı? Buyurdular hayır , söylemek ve bildirip anlatmak sırf allaha mahsustur ve kendisi üstlenmiştir ve cenabı allah kimseyi ona yetiştirdiğinden ve onun yapabileceğinden fazla mükellef yapmaz ve iş istemez . anlarlar ki tarif etmek ve emirleri iletmek cenabı allahın şanı dır ve tarif etmek , beyan etmek ve emirleri iblağ yapmak kendisine mahsustur ve halkın yapabileceği bir iş değildir ve onlara varan ve gelmiş olanı o kendisi göndermiş ve istediği ve razı olduğu gibi göndermiş ve yetiştirmiş ve halktan fakatonları kabul etmelerini istemiş . nasıl ki hazrete bager eleyhesselam buyuruyorlar :leyse lellahe ela khelgehi en yerefu ve lel khelge elellahe en yerefehom ve lellahe elel khelge eza errefehom en yegbelu . لَيسَ للهِ عَلي خَلقِهِ اَن يَعرِفوا وَ لِلخَلقِ عليَ اللهِ اَن يَعرِفَهُم وَ للهَ عَليَ الخَلقِ اِذا عَرَّفَهُم اَن يَقبَلوا yani : halk cenabı allahı tanımak ve ona marifet getirmek için görevli değiller , belki cenabı allah üstlenmiştir halka marifet yollarının tanıtılmasını ve onu tanımak yollarının öğretilmesini ve bundan sonra da halk sorunlu ve görevlidir verilenlerin kabuluna. ve yine o zaman ki cenabı allahın buyurduğunu okurlar : ya eyyoherresul belleğ ma onzele eleyke men rebbek . بَلِّغ ما اُنزِلَ اِلَيكَ مِن رَبِّك يا اَيُهَا الّرَسول yani : ey peygember cenabi rebbin tarafından sana nazıl olanı yetiştir ve anlat ve söyle halka . anlarlar ki iblağ ve halka yetiştirmeğe görevli olan o hazrettir ve ne zaman ki hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğunu okurlar ki ravı huzurlarına arz ediyor: ceelto fedake fehel yerel emamo mabeynel meşrege vel meğreb ? gale yebne bokeyr keyfe yekuno hocceten ela gotreyha ve hove la yerahom ve la yohkemo fihem ve keyfe yekuno hocceten ela gomen ğoyyeben ve la yegdorune eleyhe ve keyfe yekuno moeddiyen enellahe ve şaheden elel khelge ve hove la yerahom ve keyfe yekuno hocceten elyhem ve hove mehcubon enhom ve ged hile beynehom ve beyneho en yegume be emre rebbehi .جُعِلتُ فِداكَ فَهَل يَريَ الاِمامُ ما بَينَ المَشرِقِ وَ المَغرِبِ ؟ قالَ ياَ ابنَ بِكَيرٍ كَيفَ يَكونُ حجَّةً عَلي قُطرَيها وَ هُوَ لا يَراهُم وَ لا يُحكَمُ فيهِم وَ كَيفَ يَكونُ حُجَّةً عَلي قومٍ غُيَّبٍ وَ لا يَقدُرونَ عَلَيهِ وَ كَيفَ يَكونُ مُوَدّياً عَنِ اللهَ وَ شاهِداً عَليَ الخَلقِ وَ هُوَ لا يَراهُم وَ كَيفَ يَكونُ حُجَّةً عَلَيهِم وَ هُوَ مَحجوُبٌ عَنهُم وَ قَد حِيلَ بِينَهُم وَ بِينَهُ اَن يَقوُمَ بِاَمرِ رَبِّهِ
yani : sana feda olum , acaba imam batını ve doğunu görür mü ? buyurdu ey ebne bokeyr , nasıl iki tarafa da höccet olur onları görmediği ve onlara hüküm süremediği halde ? ve nasıl kendinden gizli olan halka höccet olur ? halkın ona varamadığı onun halka yetişemediği halde nasıl onlara höccet olur ? ve nasıl cenabı allah tarafından halka yetiştiren ve halka şehit olsun bir halde ki onları görmüyor ve nasıl halka höccet olsun bir halde ki onlardan gizlidir ve bu ikisi arasında bir mani ve bir kısıtlayıcı olduğu halde ve cenabı allahın emirlerinin yerine getilmesinde onu engelleyecek her hangı bir şey varsa
? hadisin sonuna kadar bunu okudukları zaman anlarlar ki onların istidlalleri burhanları doğruymuş ki , iblağ etmeğe ve halka yetiştirmeğe görevli olan kimse , gadir ve kudretli ve mükelleflerinin tüm hallerine alim olmalı ve onların tüm hallerini bilmeli , zira ki aksi halde işini yapamaz ve görevini sonaerdiremez . ve yine hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehin buyurduğunu okuduklarında ki buyurmuş: fi kolle kholefen men ommeti edlon men ehle beyti yenfi en hazeddine tehrifel ğaline ve entehalel mobteline ve tevilel caheline . في كُلِّ خلفٍ مِن اُمَّتي عَدل مِن اَهلِ بِيتي يَنفي عَن هذَا الدينِ تَحريفَ الغالينَ وَ انتِحالَ المُبطِلينَ وَ تَاويلَ الجاهِلينَ yani : benim ümmetimde her nesilde benim ehlibeytimden bir adil şahıs vardır ki , uzaklaştırır bu din den , golovv edenlerin artırıp azaltmalarını ve kendilerini alim olmadıkları halde alim gösteren batil ehlinin yalanlarını , ve cahillerin yorumlarını . ve hadisin sonuna kadar, anlarlar ki her zaman yalanları , kötü yorumları ve artırıp azaltanların yaptıklarını yalanlıyan ve onları düzelten birisi vardır ve cenabı allahın höcceti bu adamların yaptıklarından kurtulur ve sağlam kalır . ve ne zaman ki hazrete sadık eleyhesselamın fermayiş buyurduklarınıokurlarsa ki buyurmuş : ebellaho en yoerrefe batelen heggen ebellaho en yecelel hegge fi gelbel momen batelen la şekke fih . اَبَي اللهُ اَن يُعَرِّفَ باطِلاً حَقَاً اَبَي اللهُ اَن يَجعَلَ الحَقَّ في قَلبِ المومِن باطِلاً لا شَكَّ فيه yani : cenabı allah eba buyurmuş , mömünün kalbinde , batilin hakk görünüp doğru tanınmasından , şüpheli bulunmayan bir batil gibi bırakılmasından eba buyurmuş cenabı allah ( yani mömünün kalbinde bir şüpheli batili hiç bir zaman bir hak konu gibi yerleştirmez cenabı allah ) hadisin sonuna kadar . anlarlar ki onlara varan ve yetişen ve yegin ettikleri ve güvendikleri hakdır ve hakıkattır . böylece akılları ile vardıkları dellilerin doğruluğunun şahid lerini ve onların netice ve sonuçlarının doğruluğunu kitap ve sünnet de görürler ve artık güvenirler , fakat evvel geryede ve sınıfta olanlar da henüz akıl zahir olmadığına göre bu sınıftakıların sözlerini pek anlamazlar ve cenabı allahın tayidinden ve tesdidin den daha fazla neccaşi ve keşşi nin doğruluğuna ve vesagetine ( sige olmasına) itimad eder ve inanırlar. ( neccaşi ve keşşi şahıs ismi olarak yazılmış ) , fakat ikinci sınıf adamları ve akıl gözü ile bakıp görenler bu ikinci sınıf delillerini çok sağlam ve kitap ve sünnet ile aynı görürler ve ehli beytin haberlerinin doğruluğuna kesin inanırlar ve rahat yatar ve uyurlar , fakat onlarda bunların kesin doğru olduklarına ınanırlar velakin bu halka iblağın nasıl olduğunu ve neden bize doğru vardığını ve emirlerin nasıl bu güne kadar değişmeden bize ulaştığının delillerini bilemezler. Aynı bir akıllı kimse gibi ki arabanın yürüdüğünü ve yol giddiğini görüyor ve ona ınanıyor. bu arabanın içinde bir hareket ettiren gücün varlığını anlıyor ve her hangı bir alet bu hareketi lastiklere ulaştırıyor . bunu da kesin biliyor . fakat mekanik ilimini bilmediğinden bu aletlerin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını ve onların diziliş tertiplerini ve bu arabanın hekim olan yapıcısının bu işte kullandığı hikmetli işlerini bilemez ve anlamaz . fakat bu işleri ve bu hikmetli tertibi bilmemek ve bu hareket eden motor gücünün nasıl lastiklere ulaşıp arabayı hareket ettiren araçları tanımamak, onun arabanın haraket etmesinin inancına hiç bir zarar etmez ve bu inancı azaltmaz ve ona şüphe getirmez. gerektiği zaman bu batini mechul olan arabanın direksiyonuna oturur ve arabada onu istediği yere götürür .

Fakat hikmet bilen ve eşyaların zahiri hakikatlarından anlıyan üçüncü sınıf lılar mekanik ilmini de biliyorlar ve motor ile lastikler arasında bulunan bağları ve aletleri ve vesilelerin hepsini biliyor ve onların var oluşunun hikmetini ve nedenini tek tek biliyor ve her birisinin ne işe yaradığını ve olmadığı takdirde hangı eksikliğin ortaya çıkışını da biliyor ve bu aletlerin her hangı birisinde de bozulma olursa onu tamir edip yeniden kullanılır hale getirip yerine bağlayarak arabanı yürür hale getirebilir . evet bu sınıfta olanlar bu hareketin ve gücün nasıl oluştuğunu ve onun niteliğini , benzinin nasıl patlama yapıp sıcaklığa dönüşünü ve bunlardan doğan gücün nasıl harekete dönüştüğünü bilmezler, fakat gücün doğduğu yerden itibaren hareketin lastiklere nasıl ulaştığını ve bu arada olan aletleri ve araçları ve parçaları ve onların fonksiyonlarını ve işlerini tanır ve bilirler . bunlar eğer kullanılan metallerin dayanaklık derecesinin ne olacağını bilmiyorlar ise, eğer yer çekim gücünün bu aletler arasındakı fonksiyonu ve onu bunlar nasıl etkilediğini bilmezlersede bu kadar bilirler ki mesela polosun cinsi ne olmalı ,onun boyu ve çapı ve şekli nasıl ve nekadar olmalı ve eğer bu alet kırılırsa bir yenisini yapıp arabayı yürür hale getirebilirler şimdi bu örnek verdiğim konu gibi , hikmet bilenler genel ilim ve öğrenmek ve akılla ele gelen yegin ve kesin inançtan başka , iblağın doğruluğunu ve onun yollarını ve nasıl ulaştığını da biliyorlar ve örnekte geçen tüm şeyleri biliyorlar ve imamın buyurduklarının nurunu her yerde takip ediyor ve sige raviden ( doğru rivayet eden güvenilir ravi ) işitiyor ve duyuyor ve imam eleyhesselamın buyuruşunun manasını ve anlamını anlıyor ki buyurmuş : enne lena me e kolle veliyyen e eyonen nazereten ve elsenen nategeten ve gluben vaiyeten ve leyse yekhfa eleyna şey on men eemalekem ve egvalekom ve ef alekom bedelile golehi teala ve golemelu feseyerallaho emelekom ve resulehu vel momenune ve lolem yekon kezaleke ma kane lena elennaso fezlon .اِنَّ لَنا مَعَ كُلِّ وَليٍّ اَعيُناً ناظِرَةً وَ اَلسُناً ناطِقَةً وَ قُلوباً واعيَةً وَ لَيسَ يَخفي عَلَينا شَيٌ مِن اَعمالِكُم وَ اَفعالِكُم بِدَليلِ قولِهِ تَعالي وَ قُلِ اعمَلوا فَسَيَريَ اللهُ عَمَلَكُم وَ رَسولهُ وَالمومِنونَ وَلَولَم يَكُن كَذالِكَ ما كانَ لَنا عَليَ النّاسِ فَضلٌ
yani : her zaman bizim için vardır her veli ile bir bakar göz , konuşan dil , ve koruyucu niteliği taşıyan yürek , sizin yaptıklarınız , konuştuklarınız ve işleriniz bizden gizli değil cenabı allahın buyurduğuna göre ki buyurdu : söyle onlara ki dediklerimi yapın zira ki cenabı allah ve onun resulu ve mömünler sizin işlerinizi ve yaptıklarınızı görecekler ve eğer böyle olmaz iseydi bizim halka hiç bir üstünlüğümüz olmazdı
. ve sanki kendilerini imamın karşısında ve huzurunda görüyorlar ve onun buyurduğunu duyuyorlar cenabı allahın buyurduğu bu delillere bir işarettir kibuyuruyor : zaleke lemen kane leho gelbon ov elgessem e ve hove şehidon . ذالِكَ لِمَن كانَ لَهُ قَلبٌ اَو اَلقيَ الّسمعَ وَ هُوَ شَهيدٌ yani : bu aklı olan kimse içindir ve ya birisi için ki aklını toplamış dinliyor ve duyduklarını yapıyor . bu tür delillerin anlaması ve bu mantıkla konuşmak ve anlamak onların yeteneği dışında dır . onlar zikr , fikir , ilim ve helm adamıdırlar ,üçüncü sınıf öğrencilerinde onların yeteneklerinden daha üstün olan bir yetenek vardır ki onun adı nebahet dır . anlamı şerafet ( üstünlük ) dür ve bu yetenek gücü ile onlardan üstün olmuşlar ve iyidir ki bu yetenek hakkında az bir açıklama yapayım .

[p 14] Arz ediyorum ki bu nebahet gücü ve yeteneği geçen sayfalarda anlattığım anlama güçleri ile iştirak eden yanı vardır ve onların hepsinde görünür . aynı lamise ( temas ederek anlamak ) gücü ve yeteneği gibi ki gözde , kulakta ve dilde ve burunda da vardır ve onların hepsinden zahir olmaktadır ve görünenleri , duymalıları ve tadmalıları ve koklamalıların hepsini dokunur gibi hıs ve idrak eder fakat bu dört tane aletin eksiklikleri nedeni ile lamisenin anladıklarının hepsini değilde bazı yanlarını anlamakta ve yansıtmaktadır velakin insanın kafasında bulunan buhari ruh bu lamise ve hıssların ve hayvani anlama güçlerinin hepsine sahiptir ve her şeyi onu anlama aleti ile anlar ve bunlardan başka birde kendine ayit olan üstün bir anlama gücüne sahipdir şimdi zilli insan mevkisinde de nebahet yeteneği o dört gücün teker tekerinde bazı açılardan zahir dir v ,fakat kendi mevkisi ve makamında tek başına tüm zilli insanın anlama güçlerini ve anlama yeteneklerini içerir ve o güçlerin kalbi ve merkezi ve tümüdür ve onların yaptıklarının hepsini yapar , zakire ile zikr eder fakire ile fikr eder ve düşünür , alime ile ilim öğrenir , agile ile helm yapar ve kendine mahsus olan anlama gücü ile de işlerin hakikatını anlar ve ona mahsus olan iş ise dostluk ve duşmanlık tır ki eğer yüzünü hayırın aslına ve mebdeine çevirirse , onun kalbinin nuru ile ışıklanır ve onunla aynı renk ve aynı sıfata kavuşur ve onun marifetini kazanır ve onu tanımaya başlar ve bu benzerlik ve onunla aynı olmak sayesinde , hayır mebdeinin sevgisini kazanır ve kendi işlerini o dört batini güç ve zahiri diğer güçler aracılığı ile onun sevgisi ve rızası için gerçekleştirir . velakin eğer bu yüzünü şerr ve kötülük mebdeine çevirir ise onun zülmet ve karanlığı ile zülmani ve karanlık olur ve hayır mebdeinin duşmanlığını kazanır ve kendi işlerini ve yapacaklarını o dört batini ve zahiri anlama aletleri ile onun duşmanlığının gereğini yapar . ve dinin esası , kalbin ve yüreğin yapacağı dırki imam eleyhesselam buyurdular : hel eddine ellel hobbe vel boğz ? اِلاَّ الحُبِّ وَالبُغض هَل اَلّدينَ yani : acaba din dostluk ve duşmanlıktan başka bir şeydir ? başka emeller ve işler bu dostluk ve duşmanlığın fruatından ve onun kol kanatıdırlar . ve gördüğünüz ve okuduğunuz bunca konu ki bizim büyüklerimiz ve meşayehimiz ki derecelerini ve megam ve mevkilerini cenabı allah yükseltsin , cenabı allahın tanınmasında , peygember efendimizin ve imamlar eleyhesselamın ve şiilerin ve onlar ile bizim aramızdakı şahısların tanınmasında ve onların feziletleri ve mevki ve makamları hakkında ve onlara karşı saygılı olmanın vacip olduğunu ve onların sevgisinin gerekli olduğunun anlatılmasının nedeni budur ki bunlar bu gerye ve sınıfın derslerindendir ve bu sınıfa girebilmek için kabiliyyetlerin az çok arttığından ve yavaş yavaş bu anlama güçünün halkta göründüğünden cenabı allah bu büyükleri ki bu sınıfın hocalarından dırlar görevlendirmiş . fakat bu sınıf ve diğer tüm aşşağı ve yukarı sınıfların esas ustad ve baş hocası her zaman anlattığım gibi imamın kapısı olan onun has naibi ve ondan hiç bir aracı olmadan doğrudan alabilen kişidir . ona elimiz yetişmedikce onun nurunu o alemi ışıklandıran güneşin ışığı ile ışıklanan duvarlardan ve aynalardan almalıyız ve bu alimlerin belirtileri ve işaretleri ilim ve bildikleri ilimleri uygulamakdır , yani tanımak ve sevgidir . şimdi sizden önde giden ve sizden daha çok ilmi ve bu hocalara sevgisi ve saygısı olan her hangı bir şahsı gördünüzmü , o sizin ağabeyiniz ve hocanızdır onu, ondan daha büyüğünü buluncaya kadar bırakmayınız , onunla gidip geliniz her zaman onun yanında olmağa çalışın ve yanında olamazsanız onu hatırlamak onun laflarını, işlerini, sıfatlarını hatırlamak la kendinizi onun ışığı ile ışıklandırmağa çalışın ve öğrendiğiniz dersleri uygulayınız ki her gün geştikce yukarı seviyyede dersler alma yeteneğine sahip olunuz . böyle birisini böyle bir hocayı bulmak onun talibi için zor bir iş değildir . herhangı bir şahıs ki ilminde ve rivayet ettiklerinde imamlar eleyhemosselama bağlıdır ve onların duşmanlarının ilminden almıyor ve onlardan rivayet etmiyor ve kendini onlardan koparmış ve tüm yaptıklarında ve söylediklerinde ve hallerinde kendini dostlara benzetip ve onları temsil eden bir ayna gibi olmuş ve hep onlardan konuşuyor ve onların feziletlerini söylüyor ve kendi oyunu ve nefsinin istediklerini bir kenara birakıp ve onların rızası ve istekleri ve sevdikleri doğrultusunda hareket ediyor ve kendini onlardan itaat etmek ve onları dinlemek ile mahv etmiş ve kendini bir kenara koymuş ve tüm dostun isteği üzere hareket ediyor ise bu onların adamı ve onların şii si dir ve sizin ağabeyinizdir . böyle birisi halk arasında tanınmamış olamaz , hazrete sadık çok bu şiri okurlardı :

Elemol moheccete vazehon lemoride ** ve ereyel golube enel moheccete fi ema
veleged ecebto lehaleken venecatehu mocudeton ** ve leged ecebto lemen neca

عَلَـــمُ المَـحَجَّةِ واضِـــــحٌ لِــمُريده ** وَ اَرَي القُلوبَ عَنِ المَحَجَّةِ في عَمي

وَلَقَدعَجِبتُ لِـــهالِـــكٍ وَ نَــجاتُهُ موجودَةٌ ** وَ لَـــــقَد عَجِبتُ لِـــمَن نَــــجا Yani : doğru yolun işareti onun talibine bellidir

Fakat görüyorum ki kalpler onu görmekten kördürler

hakiketen şaşırdım o kimselere ki kurtuluşlarına yol varken kurtulamadılar

ve şaşırdım kurtulanlar için

bu kadarlık nebahatin açıklamasında yetiniyoruz fakat sözün bitmesi ve tamamlanması için nezahet ve hikmet hakkında ki imam eleyhesselam bu ikisinin insaniyyet özelliklerinden olduklarını buyurmuşlar, azcık açıklama yaparak üçüncü gerye ve sınıf konusunu kapatıyoruz .

[p 15] velakin nezahat , farsça nezahet yani temiz ve arındırılmış olmak , burada nezahetin anlamı tüm cemadi ve nebati ve hayvani sıfatlardan arındırılarak temizliğe kavuşmak ve münezzeh olmaktır . nezahet natigeye godsiyye nefsinin özelliklerindendir ki her kimsede oluşur ve bulunur ise bu mertebelerden ve mevkilerden yükselir ve kendini hiç bir tekkelüf yapmaksızın hiç bir zahmet olmaksızın bu kötülüklerden temizlenir ve ister istemez temiz ve saf kalır . fakat bu dediğimiz nefs henuz zuhur etmemiş ise ve insan o nefse sahip olma çabasında ise ve o nefsin gelmesi için engelleri aşmak istiyor ise , o kötü sıfatları kendi çalışması ve çabaları ile kendinden uzak tutmalıdır . kendisi bulunan evi temiz tutmalı ve pisliklerden arındırmalı ki ev sahibinin gelmesi için ideal ve elverişli olsun , ilk başta ve her şeyden evvel evin zahiri, yani vucudunu şeriyette olan emirler ve söylenen işlerle temizlemeli , her zaman abtesli olmalı vacip olan , mustehep olan gusulları yapmalı , dişlerini temizlemeği hiç unutmamalı , saçlarını ve başka zayit tüylerini kısaltarak temizlemeli , banyo yapmalı , pıs bir şahıs olmamalı , necislerden kendini temizlemeli , temiz elbise giymeli , haram olan yemekleri yememeli , mekruh olan işlerden oldukca ve başarabildikce uzak durmalı , çok yemek den ve ifrat etmek den kaçınılmalı eylence ve hareket etme ve gezmekten gerekli olduğu miktarlarda yapmalı ve onları terk etmemeli , çok uyukudan kaçınılmalı , oturmak ,kalkmak ve yürümekte kendini hayvanlara benzetmemeli , oturduğu evi hep temiz tutmalı ve bu dediklerimizin hepsinde aynı şeriyetin buyurduğu gibi ki oda itidal dır yapmalı ve batinini de rezil sıfatlardan ve beyenilmeyen nefsani işlerden uzak tutmalı ve onları yapmamakla temizlemeli , genelde dünyaya çok bağlı olmıyacak , dünya malı için çırpınmıyacak onu çok sevmiyecek , çok zor ve acayip istekleri olmıyacak , kanaat yapacak , iffetli olacak , kendini nefsinin istekleri ve hayvani istekler ve şehvetlere esir yapmıyacak , hazreti peygember ve tahir olan imamlar ve ahiret ehlinin zühdünü kendine örnek alacak ve onlar gibi zahid olacak , cenabı allahın emirlerini uygulamakta tenbellik yapmıyacak kötü huylu ve sinirli olmıyacak , kendine ve diğerlerine zulum yapmıyacak , kıskanç olmıyacak , kendini büyük görerek başkalarını küçümsemeyecek , batile taasubu olmamalı , reislik ve başkanlık peşinde olmıyacak ,yersiz sinir yapmıyacak ve gazep etmiyecek , zikr ,fikr , ilim ve helm mertebelerinde ve onları yaparken söylenen ve emir verilen , yapmamamız gerekenleri yapmamalı ve onlardan uzak durmalı , mesela zikr konusunda bazı yasaklar konmuş , bu yasakları yapmamalı ,mesela yalan söylememeli , iftira yapmamalı , dil ile duşmanlık etmemeli ve mucadeleden uzak durmalı , küfür etmemeli, kötü konuşmamalı ve kötü laflar kullanmamalı , mömün kardeşinin geybetini yapmamalı , peygember ve ale peygemberin duşmanlarını medh etmemeli , batil ehlinin ibda etikleri zikr leri yapmamalı , çok konuşmamalı , cenabı allahın ve onun oliyasının zikrinden gaflet etmemeli , kötü işleri ve mesiyetleri düşünmemeli , batil ve haram ilan edilmiş ilimler peşine düşmemeli ve mohemmed ve ale mohemmed aleyhemosselamın duşmanlarının alimlerinin ilmini taklit yapmamalı , kendi ilmini ale mohemmed eleyhemosselamın dışında kimseden almamalı ve öğrenmemeli .

velakin helme mahsus olanlar şunlardır . lehv den ,leğv den, itlaf ve israf dan uzak durmalı , boşuna konuşmamalı , yegini olmayan ve kesin bilmediklerini uygulamaya koymamalı , cahil olduğu ve bilmediği şeyleri konuşmamalı , anlamadığı ilimler hakkında konuşmamalı , bela larda ve hadiselerde sabırsızlık etmemeli ,kıskanç olmamalı , tegiyyenin gerektiği yerde tegiyye yapmalı , sırr ları açmamalı , kimseye tahammulu dışı bir işi yaptırmamalı , ve oliyaollaha kini olmamalı .

kısaca bu ki , tüm mesiyetleri terk edecek kebire günahlardan kaçınacak , seğire günahlara da ısrar etmiyecek ve tüm işlerde tahir ve temiz olan imamların sıfatı ile kendini sıfatlandırmış ve onların huylarını taklit eden mükemmel alimleri kendine örnek almalı . bu işler insana ne zamana kadar ki insani ruha sahip olmamış zor gelir , fakat o ruh gelince tüm bu işler tekellüfsüz ve zahmetsiz yapılır . mesela bir karanlık duvarı ışık tutmamız için onu hep bir ışık kaynağına , lambaya , güneşe doğru tutmalıyız , fakat eğer bu duvarı riyazetler ve çeşitli yollar ile kendinden ışık saçan hale getirirsek ve bu duvar kendiliğinden ışık saçarsa artık onu ışığa doğru tutmamız gerekmez ve kendiliğinden ışık saçar bu karanlık duvar , o ışık kaynağı nereden ışığı alıyor ise duvar da aynı kaynaktan alır ışığı , demek ki insani ruh aynı ışık kaynagı gibidir her kesde oluşursa tüm iyi işler iyi sıfatlar şeriyetin istediği namaz oruç ve tüm diğer teklifler o ruh aracılığı ile yapılır , aynı o karanlık duvarın ışıklanması gibi. rivayet ediyorlar ki hazrete selman dört yüz yıl bir seğire günah yapmadan yaşadı , fakat bizim gibiler insani ruh bulununcaya kadar mucahide ve çalışmakla kendimizi o ışık kaynağı karşısında tutmalıyız ki günahlar arkamızda kalsın ve biz onlardan uzak ve temiz kalalım diye . hadise şerifde gelen bu sözün ki : zina kar zina yaptığında ruhol iman ondan kaçar ve uzaklaşır : anlamı budur ki , o kötü işi yaptığında ışık kaynağına arkasını çevirmiş ve karanlık ve zulmani olmuştur çünkü ruhol iman o ışık kaynağıdır , ve tüm kötülükler karanlık ve onun kaynağıdır lar , ışığa arkanı çevirir yüzün karanlığa doğru olursa tabi ki karanlık ve zülmani ve kötüolursun . ve yine budur o hadisin anlamı ki buyurdular : her kimse hazrete seyyedeşşohedaya ( imam hüseyn e ) ağlarsa tüm günahlarının arınmasına neden olur , çünkü o hazrete ağlarken onu düşünüyor ve onun sevgisi ışığı karşısındasın , tabi ki ışıklanacak ve tüm karanlıklar bir anda ışığa kavuşacak , yani tüm günahlar silinecek ve temizlenecek , eğer bundan sonra bir günah yapmaz ise karanlığa doğru gitmez ise hep ışık ve günahsız kalır . geçen günahlar silinmiş olur ve öyle temiz kalır . aynı bin sene karanlıkta kalmış bir taş gibi , güneş karşısına ve onun ışığı karşısına çıkardığınız anda tüm bin yıllık zulumat bir anda ışığa dönüşür ve karanlık gider yerini ışık alır . tüm bunlardan sonra bilmeliyiz ki insaniyyet ruhu ve onun özelliği olan günahlardan nezahet ve temizlenme her kimsede bulunmuş ise, hoca ve ustad o dur bu aşamada .

[p 16] ve lakin hikmet . o da güdsiyye nefsinin diğer özelliklerindendir ki söylenen kötülük ler den nezahet ve temizlenmekle oluşur . nezahet ve hikmet bir konunun iki yüzüdür ,iki tarafıdır , aynı bir ışığa bir lambaya doğru durmak ve ona taraf bakmak gibi , ki onun diğer tabir ve değişle anlamı karanlığa arkanı çevirmek olur. ve hikmet marifet ve dinlemek ve itaat , laf dinlemek ve tefeggoh yani fıkhı araştırıp bilmek ve onu uygulamak dır .

hadiste hazrete sadık eleyhesselamdan vardır ki cenabı allahın buyurduğunun tefsirinde ve açıklamasında söylemişler ki :ve men yotel hekmete feged utiye kheyren kesira . وَ مَن يوتَ الحِكمَةَ فَقَد اوتِيَ خيراً كَثيراً yani : her kimseye hikmet verilmiş ise kuşkusuz ona çok ve sayısız hayır verilmiştir . buyurdu yani imamın marifeti ve onu tanımak ve ateşi ( cehennemi ) vacib etmiş kebire günahlardan uzak durmak . ve hazrete sadık eleyhesselam bu ayetin tefsirinde buyuruyorlar : hikmet marifet ve tanımak ve dinde tefeggoh dur .yani fıkhı araştırıp doğrısunu bulmak ve uygulamak . her kimse sizlerden fegih olursa yani fıkhı biliyorsa hekimdir . hadisin sonuna kadar . şimdi fıkh tüm bilinen fıkhdır , yani şeriyetin zahiri hükümleri ve batini ve zahiri hükümlerin ilmini bilmektir , ve başka bir hadiste buyurdu : ve o cenabı allaha teslim olmak ve onu her konuda dinlemek ve onu itaat etmek ve imamı tanımakdır . ve hikmetin feziletinde çok hadisler vardır . fakat bizim dinimizde olan hikmet kesinlikle bu günler halk arasında bilinen yunan hikmeti değildir. Bu yunanlar kendi hikmetlerinin tanımında açıkca diyorlar ki , bizim hikmetimiz ister şeriyet ile aynı olsun ister şeriyetin dedikleri ile aynı olmasın ister din ile bağdaşsın ister onunla zıt olsun .böyle bir hikmet , hikmet değilde akılsızlık ve delilik dir . onu kabul etmek cenabı allahı ve onun resulunu inkar etmek demekdir . hak olan hikmet aynı bizim büyüklerimiz ve şeyhilerin meşayehi eelellaho megamehom un hazrete peygember ve onun ehli beytinden almış oldukları hikmettir ve onun anlamı marifet ve bendelik dir ve o da insani ruhun özelliklerinden dir ki tüm mertebelerinde ve mevkilerinde onu kullanmakta ve mukaddes şeriyetimiz hikmetintefsiri ve onun anlamıdır ve budur cenabı allahın peygemberinin öğrettiği hikmet ki ayete şerifede buyurmuş: ve yoellemehomol ketabe vel hekmete وَ يُعَلِّمُهُمُ الكِتابَ وَ الحِكمةَ yani : ve öğretir onlara kitap ve hikmeti . ve buyurmuş : ve men yotel hekmete feged otiye kheyren kesira وَ مَن يوتَ الحِكمَة فَقَد اوتِيَ خيراً كَثيراً yani : her kimseye hikmet verilmiş ise muhakkak ona çok ve sayısız hayır verilmiştir . ve budur hazrete emirelmomenin eleyhesselamınbuyurduğu hikmet : gorenetel hekmeto bel esmete قُرِنَتِ الحِكمَةُ بِا لعِصمَةِ yani : hikmet ismet ve mesumlukla yoldaş ve aynı olmuş . ve her hangı bir kişi bu hikmetlere sahip olmuş ise bu geryeler ve sınıfların hocası ve ustadıdır . 159

[p 17] bölüm : dördüncü gerye ve sınıf cüz i nüceba ya ayit dir ( burada cüz i demek küçük ve aşağı seviyye ve makam demek ) bunlar geçen sınıfta olan tüm mertebeleri seyr etmişler ve onların bedenleri zahirde ve batinde natigeye gudsiyye nefsinde olan insani ruhun, onlara gelmesinin tüm şartlarını elde etmiş ve kazanmışlar ve bu ruhu onlar kazanmış ve elde etmişler . bu ruh zilliyye insaniyyet ruhundan üstündür . aynı zilliyye insaniyyet ruhunun hayvaniyyet ruhundan üstün olduğu gibi ve hayvaniyyet ruhunun da nebetiyyet ve bitkisel ruhtan üstün olduğu gibi ve bu büyükler bu sahiplenmiş oldukları ruh la yüksek bir makam ve mevkiye sahip olmuş ve birde eser sahibi olmuşlar bunların işaretleri zikr , fikr , ilim , nebahet ve insaniyyettin özelliği olan nezahet ve hikmet dır . bunlar ilim ve emel sahibidirler, yani alimdirler ve bildiklerini uygularlar . bunların ilimleri o üç aşağı sınıfta olan ilim gibi değildir,onlar okuyup öğrenmişler ve ya delil ve burhanla bir ilme sahip olmuşlar , bunlar ise görerek öğrenirler, anlıyarak her şeyin özünü görüp anlıyarak hocasız öğrenirler . her ne derlerse onu görerek bize tarif eder ve anlatırlar , yani eşyanın hakikatına varmışlar ve her şeyin hakıkatı ve özü ve içi onlara ap açık görünür ve bilinir ve böylece ilmin noktasına varmışlar vagif olmuşlar . bunların ilimlerinin ve bilmeklerinin o geçen üç sınıf öğrencilerinin ilmi ve bilmesi ile farkı aynı bir kör olan ve göremeyen ile bir bakar ve görebilen şahıs gibidir . kör ve görebilmeyen birisi kırmızı renk diyor başka bir görebilen kişide kırmızı diyor, fakat birincisi kırmızını görmüyor onun nasıl bir renk olduğunu bilmiyor , hal bu ki ikinci kişi kımızını görüyor onu anlıyor ne olduğunu biliyor ,şimdi göremiyen birisi sorarak binler rengin adını öğrenebilir ve onların hangı boyaların karışımından oluştuklarınıda bilebilir ve onlar hakkında saatlarca konuşabilir ve mantık yolu ile de bazı şeyleri onlar hakkında anlıyabilir mesela duymuş ve öğrenmiş ki mor rengi kırmızıdan daha koyudur , ve yine duymuş ve öğrenmiş ki kırmızı penbe renginden daha koyudur , böylece mantık gücü ile bu iki konuyu anlatır ve netice olarak sonuç alır ki mor penbeden daha koyudur . eğer bir görebilen kişi bunları duyarsa elbette tasdik eder, bunuda bilir ki bu yazık görmeyen kişi ne morun ne kırmızının nede penbenin ne olduğunu ve ne söylediklerinin ve nede aldığı sonucun anlamını ve ne olduğunu anlamamış , fakat kendini boyalar ilminde alim biliyor ve onlar hakkında konuşuyor . şimdi o önceki geryeler ve sınıfların öğrencileri ki hala insaniyyet gözüne sahip olmamışlar ve şayed ki kabiliyyetlerinin az olduğundan hiç bir zaman olmıyacaklar , ilimlerden yanlız onların zahirini ve onların kelimelerini ve adını biliyorlar ve bu zahiri dediğimden maksadım zahiri ve batini kelimelerin hepsidir . bunlar o necib olan dördüncü sınıf öğrencisinin yanında ikiside anlamı bilinmeyen kelimeler ve zahir sayılır . geçen satırlarda o sınıfların öğrencileri yani , zahiri şeriyet ehli , zahiri tarikat ehli ve zahiri hakıkat ehli hakkında dediklerimden maksad şu ki zahiri fegihler , zahiri alimler ve zahiri hekimlerin tüm dedikleri ve söyledikleri , fikhın , ilimin ve hikmetin zahiridir ve dediklerinin hakikatına ve anlamına vagif değiller , bunun içindir ki bu üç sınıf ehline ve öğrencilerine zahir ehli denir , onların ilimleri uygulanmamış sayılır , aynı ruhsuz beden gibidir , uygulama ve emelin hakikatı şüphesiz ilmin ruhudur ve onun belirtisi ve işareti zahirdeki uygulamalardır . bunun örneğin bilmek isterseniz , gaz lambasının alevi aynı beden gibidir ve onda olan ışıklık sıfatı onun ilmidir ve onun ruhu onda bulunan ve onun geybinde olan ateşin zuhuru ve zahir olmasıdır ve uygulamanın ve emelin hakikatı bu ateşin zahir olmasıdır ve onun işareti alevden ve ateşten saçan onun tabieti olan nur ve ışıklardır ve bunlar o uygulama ve emelin zahiridir ve lakin bu gaz lambasının karşısında olan ve ışıklanmış bir duvar kendiliğinden değil o alevin ve ateşin sıfatı ile ışıklanmış , onun ışıklanması onun ilmi sayılır fakat bu ilim zahiri ilim ve uygulaması gerçek olmayan bir uygulama ve emeldir çünkü o geybde olan alev ve ateş onda zahir olmamış ve ışıklanması aslında ödünçlü bir ışıklanmadır ve kendine ayit olan bir kaynaktan ışıklanmamış bu duvar ve gaz lambasını oradan alıp götürdükleri anda o duvar hemen karanlıklaşır veışık ondan uzaklaşır ve gaz lambasının gitmesi ile gider ve bu ilim olan ışık onu terk eder , budur hadise şerifin anlamı ki buyurdular: el elmo yehtefo bel emele fe en ecabeho ve eller tehel اَلعِلمُ يَهتِفُ بِالعَمَلِ فَاِن اَجابَهَ وَ الاَّ ارتَحل yani : ilim emeli ve uygulamayı çağırır , eğer ona cevap verirse kalır yoksa gider. Demek ki eğer o ruhu bulamaz ise bu zahiri ilim kalacak bir ilim olmaz ve gider, fakat eğer hep kendini aynı o duvar gibi bir gaz lambası önünde tutar ise ışık kalır yani eğer kendini o ruha sahip olan bir kişiye bağlı tutarsa , hep onun karşısında kalırsa elbet ki ışık kalır . şimdi zahir ehlinin ilimleri ve onların yapacakları işler ve ibadetler hep tekellüf ve zahmet ile olur , kendimizde gördüğümüz gibi ki ibadet yapmak için kendimizi zorlamadan yapamıyoruz , günah yapmamak için kendimizi zorluyoruz , velakin o ruha sahip olan kimse ve ilimi hakiki emel ve uygulama ile birlikte olan kimse bu zahiri işleri , ibadetleri ve mesiyetlerden uzak durmanı hiç bir tekellüf ve hiç bir zahmet olmadan yapar aynı o gaz lambasının alevi ve ateşi gibi ki ışık onun kediliğinden ve hiç bir zahmet ve tekellüf olmadan saçmakta ve onun sıfatıdır onu elde etmek için her hangı bir iş yapmak gerekmiyor . şimdi neciblerin , zahir ehli ile olan farkları budur , neciblerin ilimlerinin ruhu vardır ve ilim noktasının sahibidirler , yani ilimlerin ruhu olmuşlar ve her hangı bir ilimi isterlerse onu bilirler, aynı bir hayvan gibi ki hayvani ruha sahip olmuş ve bitkilerden yukarı mevkiye çıkmış , bu hayvan isterse hiç bir tekellüf olmadan hiç bir zahmet olmadan görür , isterse işitir duyar , hıss eder , hal bu ki bu işleri bitkiler kesinlikle yapamaz ve bitki hayvani ruha sahip olmaz ise hayvanı tanıyamaz , ya kör olan kimse görmeğin ne olduğunu bilmediği için gören birisini anlıyamaz , eğer böyle bir gören kişi kör birinin yanına gidip ben görüyorum derse o kör bunun ne dediğini anlıyamaz tabi ki ,onuda tasdik edemez , fakat eğer bu şahıs körün anladığı mantık ve işaretler ile onunla konuşur ve ona açıklamalar yaparsa , kör gören insana inanır ve bu inanma ancak bu kadar olur ki evet bu şahısın bende olmayan bir alete ve benim anlamadığın bir şeye sahipdir ve o bazı şeyleri biliyor ve anlıyor ki ben bilmiyor ve anlamıyorum . mesela kör adamın tanıdığı hasan ismindeki şahısın uzaklardan gelmesi gibi ,hasanın ne ayak sesi ne konuşma sesi köre varmıyor ve yetişmiyor olduğu zaman ki kör adam onun uzaklarda olmasını ve ona taraf gelmesini de bilmiyor olması zaman , gören adam köre diyor ki benim sende olmayan bir alete sahip olmamın nedeni budur ki şimdi ben senin tanıdığın hasanın sana taraf gelmesini biliyorum biraz beklersen yaklaşır ve onun ayaklarının sesini duyarsın, yaklaştıktan sonra onunla konuşabilirsin .birazdan kör hasanın ayaklarının sesini duyar , yaklaştıktan sonra onunla konuştuktan sonra hasan olduğunu anlar, bunları bildikten ve anladıktan sonra itiraf eder ve kesin inanır ki bu insanın bir anlama gücü vardır ki kendisinde yoktur . bu kör bundan sonra eğer kendini bu insana emanet eder ve onu dinlerse ve onun dediği yollarda yürür ise önünde bir çukur ve ya kuyu varsa ona sağa doğru yürü der ve oda sağa yürür ve böylece kuyuya düşmez , bu insan onun yanında olursa körün bastona ve elinde ağacada ihtiyacı kalmaz , bakarsın bu gören insan tabib ve doktor da olur ve kör kendinde olan aletler ve mahsusat ile onun tabib olduğuna da inanır ve o insan köre bazı yollar ve yöntemler öğretir ve mesela der ki eğer bu ilacı ve sürmeyi kırk gece gözüne sürersen , sende benim gibi görürsün , şimdi eğer bu kör ona inanır ve bu ilacı onun dediği gibi kullanırsa kırk gün sonra oda görür olur ve görüncede o gören insanın dediklerinin anlamını anlar ve tüm renkleri görür, mesela kör olduğu zaman bir halının şekillerini ve onun renklerini öğrenmek için bir sene bir gören insan yanında çalışmalıydı ve tabi ki öğrendiklerinin anlamını bilmeden ve onların ne olduğunu anlamadan o kadar zahmete katlanacaktı , fakat bu körün bir anda gözleri açılırsa bir bakışta o bir senede anlamını bilmeden öğrendiklerini görür ve anlar . her hangı başka bir halıda önüne konursa hiç kimseden öğrenmeden bir bakışla onda bulunan tüm şekilleri ve renkleri öğrenir ve görerek anlar . şimdi bizde zahir ehli olduğumuzdan neciblik derecesine yetişmeden necibi tanıyamayız , fakat eğer bizim anladığımız zahiri deliller ve hikmetler ve yöntemlerle, bizde olmayan güçler , aletler o necibde olduğuna bizi inandırı ise , bizde ona inandıktan sonra ona teslim olup onun dediklerini uygularsak bizde artık kuyuya düşmeyiz , mesela bir işin doğru olup olmadığında şüpheli isek o işi şüphe ile yapmak şeytanın kazdığı bi kuyu olmasını bize söyler ve bizim o şüpheden uzak durmamızı ister , ben kuyuyu göruyorum siz görmüyorsunuz ona doğru gitmeyindüşersiniz der ,o bize aman dikkatlı olun şüphe sizi doğru yola götürmez der . ve ennel zenne la yoğni menel hegge şey en وَ اِنَّ الظَنِّ لا يُغني مِنَ الحَقِّ شيئا yani : elbet zenn , şüphe kimseni haktan ihtiyacını gidermez , yani her kes kesin hak bilip inandığı işi ve konuyu uygulamalı . şeytan yolda oturmuş ve sizi bu kuyuya doğru çağırmakta ki sizi o kuyuya düşürsün ve cenabı allah buyurmuş :la tettebeu khotovateşşeytane enneho lekom edovvon mobinon ennema yee merokom bessue vel foheşa e ve en tegulu elellahe ma la telemun ve mala telemun .لا تَتَّبِعوُا خُطُواتِ الشِيطانِ اِنَّهُ لَكُم عَدُوً مُبينُ اِنَّما يامِرُكُم بِالسّوءِ وَالفُحَشاءِ وَ اَن تَقولوا عَلَي اللهِ ما لا تَعلمونَ وَ ما لا تَعلمونَ yani : şeytanın yürüdüğü yerlerde yürümeyin zira ki o size bes belli bir duşmandır , kuşkusuz o sizi kötülüğe ve kötü işlere davet eder ve her hangı bir şeyi bilmeden ve şüpheli olduğunuz halde onun cenabı allaha ayit olduğunu söylemenizi ister . bu ayet de şüphe konusundadır ki buyuruyor bir işe kesin ilminiz, bilginiz olmadığı halde ve onun kesin doğru olduğunu bilmediğiniz halde o işi yaparsanız, doğru yoldan çıkmış olursunuz . ve yine eğer bu insan size şüphe peşinde koşan ve şüpheli olduğu halde onu yapanlar peşine gitmeyiniz ki siziyoldan çıkarmasınlar derse ,giderseniz onlar sizi doğru yoldan şaşırtarak çıkarırlar derse , ve cenabı allah buyurmuş :en toteo eksere men fil erze yozelluke en sebilellahe en yettebeune ellel zenne ve en hom ella yekhrosun . اِن تُطِعُ اَكثَرَ مَن في الاَرضِ يُضِلّوكَ عَن سَبيلِ اللهِ اِن تَتَّبِعونَ الاَّ الظَنِّ وَ اِن هُم اِلاّ يَخرُصوُنَyani : eğer yer yüzünde olanların çoğunluğunu kabul edip onları tasdik eder onlar gibi yaparsan , seni allah yolundan yansıtırlar , çıkarırlar , bunlar tasdik etmemişler ve kabullenmemişler şüpheden başka , bunlar şüphe ve zenn ve kendi anlanıklarını , kendi düşündüklerinden başka bir şey kabul etmemişler ve hak ve yegin ehli değiller . ve eğer derse ki artık bu istidlal ve mantık bastom larına gerek yok ve sizin doğru yolunuz emirelmomeninin şii leri dir ve ondan size doğru rivayetedenlerdir , yüzünüzü onlara çeviriniz onlardan alınız dininizi ve sizin imamınız buyurmuş : sebilollahe şietena سَبيلُ اللهِ شيعَتِنا yani: allahın yolu bizim şii lerimizdir . ki cenabı allah onların dili ile sizlerle konuşuyor veonun ilminin nurudur bunlardan saçan nur ve ışık .la yora fiha nuron ella nuroho ve la yosmeo fiha sovton ella sovtohu .لا يُري فيها نورٌ اِلاّ نورُهُ وَ لا يُسمَعَ فيها صوتٌ اِلاّ صوتُهُ yani : onun nurundan başka hiçbir nur ve ışık onda görünmüyor , onun sesinden başka hiç bir başka ses ondan duyulmuyor . yine o insanbize derse ki ben onun nurunu ışığını görüyorum ,onun sesini duyuyorum ve siz görmüyorsunız çünkü kör sünüz .emeyet eynon la terake ve la tezalo eleyha regiben . عَمِيَت عَينٌ لا تَراكَ وَ لا تَزالُ عَلَيها رَقيباً yani : kör olsun o göz ki seni görmüyor hal bu ki sen onu hep ve her zaman gözetliyorsun . ve yine derse ki bu cenabı allahın zikri ve ilmidir ki bu yol ve yöntem ve bu vasıta ile zise yetiştirmiş ve bu ilim yolu açıktır ondan öğrenin onun hatırlatmaları ile hatırlayın dediklerini ve onagüvenin ,sizin allahınız , rebbiniz buyurmuş : ela be zekrellahe tetme ennel golub اَلا بِذِكرِ اللهِ تَطمَئِنُّ القُلُوب yani : biliniz ki yürekler allahın zikri ile rahatlarlar . biz göremiyen grup onu dinlersek kuşkusuz kuyuya düşmeyiz ve eğer derse ki ben tabib ve doktorum sizin körlüğünüzün ilacını ve cehlinizin dermenını biliyorum ve yine derse ki bende nufus doktorlarının reçeteleri var, o reçeteleri ki mesiyet lerin ruhu olan , dostların duşmanlığı ve duşmanların dostluğundan uzak durma vebunlardan kaçınmaktır kullanınız gözünüz ilim nuru ile ışıklansın ve açılsın , allahınız ve rebbiniz buyurmuş :en tettegullahe yec el lekom forgana اِن تَتَّقوُا اللهَ يَجعَل لَكُم فُرقاناً yani : eğer siz allaha karşı tegvelı olursanız allah size hakkı batilden seçebilmek ve onu tanıyabilmek gücünü verir . ve yine buyurmuş :ettegullahe ve yoellemokomollah اِتَّقوُاللهَ وَ يُعَلِّمُكُمُ اللهَ yani : siz allaha karşı tegvalı olun allah size öğretir . o derse kırk gün yani tüm kırklı mertebelerinizde sevgi ve ihlas besleyin kigözünüz açılsın , aynı benim gibi hikmet çeşmeleri kalbinizden dilinize aksın , ve bu çok tesirli bir reçetedir büyük tebiblerden bize ulaşmış :men ekhlese lellahe erbeine sebahen ecreyellaho men gelbehe ela lesanehe yenabiel hekmete مَن اَخلَصَ لِلّهِ اَربَعينَ صَباحاً اَجرَي اللهُ مِن قَلبِهِ عَلي لِسانِهِ يَنابيعَ الحِكمَةِ yani : her kimse kırk sebah( zaman) allah için halis ve ihlaslı olursa cenabı allah hikmet çeşmelerini onun kalbinden diline carı eder akıtır ve ihlasın işaretlerinden ve derecelerinden ruhaniyyinin sıfatları ile sıfatlanmaktır ve dünyadan ve onun ehlinden eeraz etmek , uzak durmak . başka bir reçetede vardır :leysel elmo fissemae feyenzele eleykom ve la fil erze feyes ede eleykom bel hove meknunon fikom mekhzunon endekom tekhellegu be ekhlagel ruhaniyyine yezher lekomلَيسَ العِلمُ في السَماءِ فَيَنزِلَ اِلَيكُم وَلا في الاَرضِ فَيَصعَدَ اِلَيكُم بَل هُوَ مَكنونٌ فيكُم مَخزونٌ عِندكُم تَخَلَّقوا بِاَخلاقِ الروحانيّينَ يَظهَر لَكُم yani : ilim köklerde değil ki size doğru aşağı insin , yerde değil ki sizin için yukarı gelsin belki sizin kendinizde ve yüreklerinizde gizlidir , siz ruhaniyyin ve letif ve iyi insanlar gibi olun o size zahir olur. ve peygember selellaho eleyhe ve alehin buyurduğudur ki bu işde başırılı olmanın işaretidir :ettecafi en darel ğorure vel enabeto ela darel kholude vel estedado lelmovte geble holulehe التَّجافي عَن دارِ الغُرورِ وَالاِنابَةُ اِلي دارِالخُلودِ وَالِستعدادُ لِلموتِ قَبلَ حلولِهِ yani : yalan evden ( dünyadan ) uzak durmak , uzaklaşmak ve cavid eve devamlı olan eve doğru bakmak ve ölüme hazırlıklı olma o gelmeden . aklınız varsa beni dinleyin ve bu emirleride düşünün ve dediklerimi uygulayın ve sevgi kazanın ve sevgidir esas ilaç . onu kazanır ele ederseniz sizi kötülüklerden uzak durmak için güçlendirir ve hemide sevgiliye doğru gitmeye istekli kılar ve bende olan ruhu elde etmek için yararlı olur . ve hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğudur :en olel elbabellezine emelu belfekrete hetta veresu menho hobbellahe fe enne hobbellahe eza veresehol gelbostezae behe ve esre e eleyhellotfo fe eza nezele menzeletellotfe sare men ehlel fevaede fe eza sare men ehlel fevaede tekelleme belhekmete.اِن اوليِ الاَلبابِ الَذينَ عَمِلوا بِالفِكرَةِ حَتّي وَرَثوا مِنهُ حُبَ اللهِ فَاِنَّ حُبَّ اللهِ اِذا وَرِثَهُ القَلبُ استَضاءِ بِهِ وَ اَسرَعَ اِلَيهِ الّلُطفُ فَاِذا نَزَلَ مَنزِلَةَ الّلُطفِ صارَ مِن اَهلِ الفَوائِدِ فَاِذا صارَ مِن اَهلِ الفَوائِدِ تَكَلَّمَ بالحِكمَةِ yani : lobb yani fuad ve akıl sahipleri düşünerek ve akıllıca iş yaparlar böylece bu yaptıklarından cenabı allahın sevgisini kazanırlar yürek allahın sevgisi aracılığı ile onun varlığı ile ışıklanır ve nurani olur ve lutuf ve allahın sevgisi ona doğru gelmeye başlar ve ona varmak için acele eder ,lutuf ve allahın sevgisi duragına varır varmaz fuad ehli olur ve fuad ehli olduğu zaman hikmet ile konuşur . ve onun byuruğudur :eza tecella ziyaol merefete fil foade hace riyhol mehebbete ve eza hace reyhol mehebbetes te nese fi zelalel mehebbete ve aserel mehbube ela masevaho ve başere evamereho vectenebe nevahiyeho vekhtare homa ela kolle şeyen ğeyrehema ve ezestegame ela besatelonse bel mehbube me e edae evamerehe vectenebe nevahihe vesele ela ruhel monacate vel gorbe

اِذا تَجَلّي ضياءُالمَعرِفَةِ في الفُوادِ هاجَ رِيحُ المُحَبَّةَ وَ اِذا هاجَ ريح ُالمُحَبَّةِ استَتَانَسَ في ظَلالِ المَحَبَّةِ وَ آثَرَالمَحبوبَ عَلي ما سِواهُ وَ باشَرَ اَوامِرَهُ وَاجتَنَبَ نَواهِيَهُ وَاختارَ هُما عَلي كُلِّ شييٍ غَيرِهِما وَ اِذَااستَقامَ عَلي بِساطِ الاُنسِ بِالمَحبوبِ مَعَ اداءِ اَوامِرِهِ وَاجتِنابِ نَواهيهِ وَصلَ اِلي روحِ المُناجاةِ وَالقُربِ yani : ne zaman marifet nurhu fuad da cilve ederse sevgi rüzgarı harekete geçer ve ne zaman sevgi rüzgarı harekete başlarsa sevgi sayesinde üns ve rahatlık bulur ve mehbubunu ve sevgilisini her kesten üstün sayar ve onu seçer ve onun emirlerini yerine getirir ve dediklerini yapar ve onun nehy ettiklerini istemediklerini kesinlikle yapmaz ve bu ikisi ile mehbubu diğer her şeyden daha üstün tütar ve onu seçer ve ne zaman ki mehbubun sevgisine devam eder ve istediklerini yapar istemediklerini yapmaz ve buna devam eder. munacat ve onunla raz o niyaz etme ve yaklaşma ruhuna sahip olur .

İnşaallah birileri bulunsun ve işiten ve duyar kulağa sahip olsun ve onun sözünü ve dediklerini duysun ve kabul edip uygulasın ki inşaallah oda artık gören biri olsun . evet bu rivayetleri yazmaktan maksadım , duyduğum ve okuduğum dördüncü gerye ve sınıf alimlerinin bu tür fermayişler ve buyurukları ki ben kendim kusurlarımın çokluğundan onları uygulamış deyilim, tanışmış olmanızdı bunları size rivayet ettim belki cenabı allah kendi peygemberinin duası ile ki buyurdu :nezerellaho ebden seme e megaleti fevea ha ve belleğha menlem yesme eha ferrobbe hamele elmen veleyse be fegihe ve robbe hamele feghen ela men hove efgeho menho .نَضَرَ اللهُ عَبداً سَمِعَ مَقالَتي فوعاها وَ بَلَّغها مَن لَم يسمَعَها فَرُبَّ حامِل عِلمٍ وَلِيسَ بِفَقيهِ وَ رُبَّ حامِل فِقهٍ اِلي مَن هُوَ اَفقَهُ مِنهَ yani : cenabı allah taze ve sevinçli yapsın o bendeni ki benim dediğimi duyup onu muhafaza etsin ve duymuyan kimselere söylesin , olur ki böyle bir kimse öyle bir ilme sahip olur ki fegih onu bilmez ve olur ki bir fikh taşıyıcısı onu kendinden çok bilen bir başka fegihe yetiştirir . banada bir ecr ve karşılık eta buyurur , bu geryenin alimlerinin anlatmasından maksad, sizin alimlerin işaretlerinden ve onların sıfatlarından sorunuzu cevaplandırmaktı . daha önce söylediğim gibi biz bu büyük insanların mertebesinde ve mevkisinde değiliz , onları suratlarından ve heykellerinden tanıyamayız ,gerçi o anlattığım üç gerye ve sınıf alimlerinin tüm sıfatları bunlar da olması şartdır, velakin kafi ve yeterli değildir , mesela insanı sırf yürüyebilmekle tanımak mümkün değil , çünkü canlıların çoğonluğu yürürler velakin insan değiller , ve onu insanlara mahsus olan işaretler ile tanımak gerekir , bunu da insanla aynı mevkide ve makamda olan birisi yapabilir , yada bu insan kendisi bu mevki ve makama sahip olduğunu iddia edip ve bizim anladığımız mantıkla işaretler gösterip bizi bu işaretlerle bizden yukarı mevkide olduğunu isbat edip bizi böylece inandırır , aynı o kör ve gören temsili gibi ki daha önce anlattım ve dedim ki o gören insan bu körün anlıyabileceği işaretler ,mantık ve ilim ile onu inandırdı ki bu insanda bir meş er bir güç ve anlama yeteneği vardır ki kendisinde yoktur . yada bir insan ve ya insandan üstün bir kimse vasıtası ile ki onun doğruluğuna şüphe edilmez tanıtılır bize ,şimdi geybetten sonra ve ness in kesilmesinden sonra ( ness bir büyük ve bir başkan kendinden sonra kim onun yerine geçeceğini tayin etmek ve halka bildirmekdir ve bu kelime fakat dini konularda ve din adamlarının ve imamların kendilerinden sonra halkın kime muracaat etmelerini belirlemek için kullanılır .mütercim ) . bu güne kadar bahaiyyeti getiren bab mel un dan ( allahın laneti onun olsun ) başka ki bu makam ve mevki ve bundan daha yüksek makamlar iddiasını yapmıştı , kimse bu iddia ile gelmemiş . o mel unun batil olduğu da gün gibi ortada ve anlaşılmaktadır ve cenabı allahın her zamanda ve her asırda , golovv edenlerin reddi , batil konuşanların ibtalı ve cahillerin yorumunu batil eden adil şahısları olduğu gibi , böyle şahısların eli ile onun işini ve iddiasını batıl buyurdu ( golovv yani bir şeyi ve ya bir işi olduğundan fazla abartarak anlatmak ve ona olduğundan çok deyer vermek . mütercim ) bu büyüklerin ilmi ve nuru ile ve yaptıkları işler ile , hakikat ilmine sahipolmadıkları halde o ilmi iddia edenlerin iddialarını batil ettikleri gibi , yanivucudun vehdetine ve varlığın vehdeti ve birliğine inananların inançlarını iptal edenler , ve tarıkat ilmini iddia edenler yanisufiler in ki kendilerini hazrete mohemmed selallaho eleyhe ve aleh ve onun ehli beyti eleyhemosselam dan kesip koparmışlar ve cukiler ve mahabadi ler gibi müslümanlar arasında seyr ve suluk ve zikr ler kendi istekleri ve meyilleri ile ibda ettiler ve yeni yöntemler vucuda getirdiler ve şeriyet ilmini iddia edenler gibi ki mutlak suretle zenn ve şüpheye bağlıdırlar , bunların işlerini batıl etmeleri gibi ki hepsinin yanlış olmalarını açıklayıp her kese beyan edip bildirdiler , fakat hak ehlinden hiç kimse necabet iddiası ile zahir olmamış ki onu tanıyalım , olmuşsa da kendini tanıtmamış ve aynı zahir alimleri gibi davranmış ve bu makamı iddia etmemiş ve bizde onu tanımak için mükellef olmamışız , fakat dünya gelişmekte ve ilerlemekte olduğundan muhakkat gelir bir gün ki halk böyle alimlerden ders alma yeteneğine sahip olurlar ve böyle alimler bu mekam ve mevkiyi iddia ederek kendilerini tanıtırlar ve kesin biz körlerin anliyabileceği mantıklar ve işaretler gösterirler , şimdi zihnilerin , fikir ve akılların yaklaşması için ve bizim gibilerin her zamanda bulunan yalancıların ve batil konuşanlar tarafından kandırılmamamız için bu alimlerin bazı işaretlerinden anlatmış ve buyurmuşlar büyüklerimiz , bunları ayrıntılı olarak öğrenmek ve bilmek iserseniz bizim meşayehimizeelellahomegamehom un kitablarında yazılmış ve anlatılmıştır , eğer arabca isterseniz mubarek fitretisselime ve ezhagel batil ki merhum hac mohemmed kerim han efendilerinin yazmış oldukları , mürted ve dinden çıkmış olan bab ın ibtalı için kitaplardır muracaat edebilirsiniz . ve yine yenabi el hekme ki buda bab ın reddi için merhum hac mohemmed han efendilerinin yazmış oldukları kitapdır ve farsca da mubarek irşadel evam kitabına muracaat ediniz . sizin bu alimlerin işaretleri hakkındakı sorunuz cevabsız kalmasın diye bu kitap larda gördüklerimden ve okuduklarımdan bazılarını size yazıyorum .

Bu mevki ve makama sahip olan ilim noktasına ve ilimlerin hepsinin ruhuna vagıf olmuş ve onları bildiği için her hangı bir ilim olursa olsun onu bilmesi lazım eğer o ilimde daha önce bir araştırma yapmamışsada onun hakkında düşündüğünde onun tüm detaylarını bilmesi şartdır ve çünkü cenabı allah tüm mülkünüve alemi aynı şartlarda yaratmış ve buyurmuş :ma tera fi khelgerrehmane men tefavot . ما تَري في خَلقِ الّرَحمن مِن تَفاوُت yani : cenabi allahın yarattıklarında hiç bir fark ve eksiklik göremessin . izhar ettiği ve bildiğini iddia ettiği ilimlerin açıklamasında : 1 - onun mutabıkatını ve aynı olduğunu tüm alem ile göstermeli ve cenabı allahın alemin ufuklarında gösterdiği ayetlerden, ilminin doğruluğuna şahit getirmeli . 2 - onun mutabıkatını nufus ile göstermeli ve cenabı allahın halkının nufusunda koyduğu ayetlerden şahit getirmeli . 3 - onun sözleri ve konuştukları cenabı allahın kitabı ile mutabık olmalı onunla ters olmamalı . 4 - hazrete resulun sünneti ve tahir imamlar eleyhemosselamın haberleri ile bağdaşmalı ve onlarla ters düşmemeli . 5 - hak ehlinin icması ile aynı olmalı , çünkü onlar haktan haber vermişler bu aliminde ilmi hakikatsa onlarla aynı olmalı ve onlara ters gelmemeli , eğer bazı farklar varsa onların yerini göstermeli , öyle göstermeli ki onun izhar ettiği ilmin tersi olmamalı . 6- vesit aleminin ilmine yani eksir ilmine ve sanatına sahip olmalı ve tüm dediklerine o ilimden şahit getirmeli . 7 - dediklerine ve izhar ettiği ilimin doğruluğuna tüm diğer ilimlerden şahit getirmeli . 8 - eğer ibudiyyet ve bendelikten konuşuyorsa rububiyyet ve geybden onun doğru olduğuna delil getirmeli ve eğer rububiyyetden konuşuyor ise ibudiyyetden ve görülen şehadeden ve görünenlerden delil getirmeli .9 - izhar ettiği ilmi cenabı allahın esmasından , isimlerinden ve onun sıfatlarından çıkarabilmeli ve isbat edebilmeli . ve bu dokuz delil ve yöntemi ,üç tür beyan edebilmeli , yani bu dokuz yöntemi , aşağıda olan sınıfların ehli için mucadile , moize ve hikmet ile beyan edebilmeli . demek ki böyle bir alim izhar ettiği ilimi yirmi yedi tür delil ile isbat edebilmeli . ve bu öyle olamalı ki hiç bir tearüz ve terslik delillerinde olmamalı ve hepsi diyerini tasdik etmeli . demek ki nücebai cüz i den olan birisi yani cüz i necib lerden olan bir kimse sahip olduğu ilimleri bu yirmi yedi delil ile isbat edebilmeli , her hangı bir ilimide o anda bilmez ise , onun hakkında düşündüğü takdirde hemen ona sahiplenebilmesi gerekir , fakat tüm ilimleri aynı anda bilmesi ve onların hafızasında olması şart değildir . aynı bir gözü olan ve görebilen bir şahıs gibi , bu görebilen insanın aynı anda her şeyi görmesi şartmıdır ? tabi ki değil, fakat her neyi ister ise ona bakar ve görür ve onu tanır . mesela biz görebiliyoruz fakat hindistanı görmedik bizim hindistanı görmememiz görebilmediğimizi isbat etmez, çünkü hindistanı görmek istersek gider ve görürüz , fakat kör ve göremiyen bir kimse ne burayı görüyor nede hindistana giderse orayı görür , demek ki görebilen birisi nereye gider ise orayı görür hemide tam ve eksiksiz görür . şimdi necib olan biriside aynı o gözü gören insan gibi her neyi isterse eksiksiz görür ve onu tam beyan eder , necib her hangı bir ilimi beyan eder ise onu tam ve eksiksiz beyan eder , isterse o yirmi yedi delil ile ilmini kendinden aşağıda olan üç sınıf ve gerye ehli için isbat eder ve öyle isbat eder ki o geryelerde olan alimler insaflı iseler onu kendilerinden alim ve üstün görürler , cahil olanlar ise o sınıfın alimlerinin tasdik ettiklei için tasdik eder ve onu kendilerinden üstün tutarlar . aynı evam halkın fegihleri kabul ettikleri gibi ki bilir kişilerin tasdikinden sonra fegihleri fegih olarak kabul ederler . necib leri tanımak her kesin işi değil , üstün ve tam hekim ( hikmet bilen ) olan insanlar onu tanırlar , hekimlerin tasdiki ile diğer hekimleri tanıyabilenler necibi tanırlar ve böylece en aşağı seviyye ye kadar bir üst seviyye aşağı seviyyeye tanıtır ve böylece en aşşağıya kadar gider . demek ki necib tüm ilimlerde o ilmin alimlerinden daha üstün olmalı ve dediğimiz deliller ile de ilimlerini isbat edebilmeli , fakat eğer her hangı bir kimse bir ve ya iki ve üç ilimde bu dediğimiz deliller ile ilmini isbat eder ve ben necibim derse onun necib oluğunu isbat etmez , çünkü belki bu adam bu ilimleri bir necib den duymuş ve ya onun kitabından okumuş ve öğrenmiş ve ezberlemiş ve aynı bir papağan gibi ezbere konuşuyor , aynı bir kör gibi ki bir gören birisinden her hangı bir konuda bir şeyler duymuş ve ezberlemiş ve onlrı söylüyor , bu o körün görebilmesini isbat etmez , gören birisi her neye bakarsa onu eksiksiz ve tam olarak görür ve gördüğünüde eksiksiz anlatır . bu anlattığımız ilimlerin izharı ve dediklerimizden sonra cenabı allahın tasdiki ve tesdidi de onunla olmalı , cenabı allah onun işlerini ve ilimlerini ibtal etmemeli ve tüm güvenimiz onun tegriri ve tesdidi dir , tüm hakikatların hakikat olduklarına güvenme, bu tür sağlanır , böyle bir alimin ve necibin isbatı da böyle olur ancak , ve isbat olursada , tüm aşagıda olan geryeler ve sınıfların hocaları onu tasdik etmeli ve ondan almalılar , çünkü o hepsinden üstündür ve onun sahip olduğu ilimlere hiç birisi sahip değiller , onun bu mevkiği iddia ettiğinden sonra kimse kendi tarafına davet etmemeli , eğer onu kabul etmezlerse onun dediklerini uygulamazlarsa kıyamet de cenabı allah onlara bakmaz ve onları saymaz , hazretepeygember selellaho eleyhe ve alehin buyurmuş oldukları ki :men de ennase ela nefsehe ve fihem men hove e lemo menho lem yenzorellahe eleyhe yomol giyamete . مَن دعاَالناسَ اِلي نَفسِهِ وَ فيهِم مَن هُوَ اَعلَمُ مِنهُ لَم يَنظُرِاللهَ اِلَيهِ يَومَ القيامةِ yani : her kimse halkı ondan daha alim ve daha çok bilen birisi olduğu halde kendine davet eder ise , kıyamet de cenabı allah ona bakmaz ona marhemet etmez . ve eğer bu yirmi yedi delil ve istidlal dan daha çok bilmek ve okumak isterseniz mubarek burhane gate kitabına muracaatınız gerekir ki merhum hac mohemmed han efendilerinin yazdıkları farsça kitabdır . ve onun içeriği her zaman için, zahir ve halka görünen mükemmel bir alimin olmasının şart ve lazım olduğunun isbatındadır ki tüm bu yirmi yedi delil ile kendi buyurduklarını isbat etmişler. fakat henüz baskıya gitmemiş ve inşaallah onun baskıya gitmesini sağlıyacağız , evet bu cüz i necibler de hepsi aynı mevkide değiller ve onların da dereceleri, bildikleri ilimler miktarı ile değişir .