[p 18] bölüm : beşinci gerye ve sınıf hakkında dır bu bölüm , bu sınıf ve gerye cüz i negib ler sınıfıdır , bu büyükler cüz i necib lerden daha üstündürler , bunlarda aklın nuru tam olarak zahir olmuş ve onlar aklın tamamına sahip olmuş ve hüküm ve emir sahibi olmuşlar , cüz i necib lerde nefsin nuru tam zahir olmuş ve onlar ilim sahibi olmuşlar, bunlarda akıl nuru tam zahir olmuş , akıl nefs den üstün olduğundan , aklın nuruda nefsin nurundan üstündür muhakkak , örnek ve temsil olarak aklın tamamı eksiksiz erş de zahir olmuş hal bu ki nefsin tamamı kürsüde zahir olmuş . ve cüz i negiblerin mevkileri , güneş mevkisi dir ki erşin geybinde olan nur onda zahir olmuş ve görünmektedir , ve cüz i necib lerin mevkileri ise yıldızlar gibidirler ki , kürsünün nuru ile ışıklanmışlar , bildiğimiz gibi erş , cenabı allahın eli gibidir, her şeyde teserrüf etmek için ve yapmak istediklerini yapmak için . ve cenabı allah meşiyyetini ve yapmak istediklerini erş yolu ile yerlerde ve köklerde yapmaktadır , güneş de erşin nurunu yansıttığından , kendinden aşağı mevkide olan her şey için erşin eli sayılır , ve bu el ile yerde ve yıldızlarda istediği işleri yapmaktadır , tüm maden leri ve bitkileri , hayvanları ve zıldızları bu yöntem ile yetiştirmede ve terbiye etmektedir . şimdi negib lerde yeteneklerinin sefası ve saflığı nedeni ile cenabı allahın emirlerine ve hükümlerine sahip olmuşlar ve allahın mülkünde ve dünyada teserrüfler ve değişklikler yapabilirler ki bu da biz kör insanlara bir işaret olur onları tanımak için , bunun içindir ki neciblerin sahip oldukları ilimlerden başka birde eser ve teserrüf sahibi olmaları lazım ki bu yetenek ile eksik yetenekleri tamamlıyabilsinler , yani ilim ve hüküm sahibi olmaları şartdır. şimdi bu dediğimden ki bu insanlar alemde tesir sahibidirler ve teserrüf edebilirler şaşırmayınız , neden ? çünkü bakıyorsunuz dünyada her hangı bir şey , hatta cemad lar ,cisimler , bir sıfat ve özellikte tam geliştikleri zaman başka şeyleri etkilerler onlarda değişime neden olurlar , mesela ateş yakar lamba her yeri ışıklandırır , mığnatıs demiri kendine çeker , elektirisite eşyalarda değişik tesirler yapar , bitkiler yağmuru alır ve onu kendine çeker , çeşitli bitkilerin ve çiçeklerin kokusu uzaklardan bizim sinir sistemimizde tesir eder ve alerjisi olanlarda kötü tesir eder ve onları hastalandırır ,bazı hayvanlar kendi avlarına bakarak onları felç ederler , çok sefvetli ve şoketli padişahlar kullarını şovketleri ve büyüklükleri ile konuşamaz hale getirirler ve bazen olur ki kul korkudan ölür bile , hibnotizme sahip olanlar bazı adamları kendi emrine getirerek istediğini ona yaptırır , şimdi ne olur bir büyük insan kendini cenabı allahın emirlerine teslim eden birisi , kendi çapında allahın meşiyyetinin nuru olmuş bir insan, kendinden aşağı seveyyede olan her şeye , yakın ve ya uzaktan etki yapıp onda teserrüfler edebilse ?. Velakin bunların ettikleri teserrüf ve etki ve tesir kendilerinden değil de peygember ve imam eleyhemosselamdandır ki ne zaman bunlar isterlerse negiblerin eli ile teserrüf ederler , bunlar imamın elidirler imam da cenabı allahın eli , imamda cenabı allahın kudreti ve kuvveti ile onun meşiyyeti ile her neisterse yapar ,her ne cenabı allah isterse imamda onu ister, kendinden her hangı bir isteği olmaz imamın . vema yeşaune ella en yeşaollah وَ ما يَشاوونَ اِلاّ اَن يَشاءَ الله yani : istemezler cenabı allahın istediğinden başka ve eğer dediklerimi daha iyi anlamak isterseniz , derim ki bunlar müstecabüddeeve dirler yani dua ları kabul olan kimselerdirler . bazı isticabetleri, ve bunlardan aşağı seviyyede olanların hakkındakı dua ları cenabı allah bunların kendi elleri ile isticabet eder ve kabul buyurur ve uygulamaya geçirir . aynı bir padişahın hazine darının , kendi işçilerine padişah dan bağış istediği gibi , padişah onun kendine emir verir , onlara falan miktar beğış yap , oda padişahın emrini uyguluyarak padişahın buyurduğu miktar onlara bağış yapar , şimdi hem bağış ve para ve ya altın her neyse padişahındır hemide emir ve ferman onundur , bu hazinedar padişahın fermanını ve emirlerini uyguluyan dır kendinden hiç bir şeyi yoktur ve yapamaz . Buna göredir ki bu büyükler negiblik iddiası ettiklerinde , geçen geryeler ve sınıfların tüm sıfatlarını ve işaretlerini taşımaktan başka o sıfatlara sahip olmaktan başka birde müstecabiddeeve olmaları , dualarının kabul olmaları şartdır , bunların hepsinden daha iyi ve daha inandırıcı delil ,cenabı allahın tegriridir yani bunları doğrulamak . bu insanların ilmini ibtal etmiyecek ve bunların dualarını red etmiyerek kabul buyuracak ki negip olmalarına en büyük ve inandırıcı delil budur .

[p 19] bölüm : altınci sınıf ; kolli necib ler ( tam ve mükemmel necibler ) geryesi ve sınıfı hakkındadır bu bölüm ,bunların cüz i necib ler ile farkları budur ki bunların nefsinde ilimlerin tümü hazır bulunur , cüz i necibler gibi tedebbür ve düşünmeğe ihtiyaçları yoktur , onlardan bir soru sorulur sorulmaz isterlerse hemen sorulan konuyu akıllarına getirirler ve cevab verirler , aynı bir yerde millet arasında konuşulan dilin nehvi ve grameri ve kanunlarını bilen bir alim gibi ki o dilin tüm yazma konuşma kanunlarını aklında buludurur ve hepsi aklında hazır bulunur . eğer sorulan anda aklında değil ise de istediği anda aklına getitir ve cevab verir , şimdi bu dediğim ki tüm ilimleri biliyor ve onlara alimdirler , maksadım kendi çaplarında ve kendilerinden aşağı seviyyede olan ilimlere alimdirler demek istedim , yani bunlar tam negiblere mahsus , enbiyaya mahsus ve imamlar eleyhemosselama mahsus olan ilimlere sahip değiller ve onları bilemezler , bildiklerini de her soru soranın sorusu ile akıllarına getirerek cevaplandırabilmeleri şart değildir , eğer cenabı allah isterse ve izin verirse akıllarına gelir o sorunun cevabı ve böylece cevaplandırırlar , tüm şartlarda cenabı allah tarafından görevlendirilmiş olan ilimlere dikkat eder ve onları hazır bulundururlar , bunlar her biri bendelik ve kulluğun bir açısına görevlidirler , alemde olan tüm ilimlere alim olan ve onların hepsini bilen bir tek peygember efendimiz ve imamlardırlar eleyhemosselam ( selam olsun onlara ) buda onların tam ve mükemmellik mevkilerinde ve makamlarında , cüz i yyat ve beşerlik ve bu dünyadakı bizim gibi olan cisimleri ile değil , çünkü bu beden ve bu cisim kesinlikle o kadar ilimi bir anda alamaz ve taşıyamaz , oda dakika dakika , saniye saniye cebrail , hazrete peygember sellellaho eleyhe ve alehin göklerde olan üstün mekam ve mevkisinden ,o bitmeyen tükenmeyen ilim deryasından , az az alıp ve vayh sureti ile bu beşeriyyet makamına ve bedenine ve cismine damlatır ve yetiştirir . sorunuzun dışında olan bu açıklamalardan maksadım , bendeni bende ve ağanı ağa ve rebbi rebb bilmeniz ve bazı gali ler gibi bendeni allahlığa kadar yükseltenler gibi düşünmemenizi sağlamak ve bunları bilmeniz içindir . fakat bu tam neciblerin işaretleri ve sıfatları bizim bilebileceğimiz bir iş değil , eğer bir gün böyle bir makam ve mevkiyi her hangı bir büyük iddia ederse biz cüz i neciblerin bu büyüyü tasdik etmesi ve onların iddialarını kabullenmeleri ile tanır ve tasdik edebiliriz , bundan başka hiç bir yolumuz , yöntemimiz yok . çünkü bunların ikiside bizden çok bilir bizden daha alimdirler , bunları tanımak bir tek yöntemle olur , oda kendilerinden duymak , aynı peygemberler ve imamların farkını , hangısının hangısından çok bildiğini ve yukarı mevkide olmalarını öğrendiğimiz gibi ,ki kendilerinden duyduk ve onların nessi ile öğrendik kendi aklımızla değil .

[p 20] bölüm: yedinci gerye ve snıf hakkındadır bu fasıl , yani tam ve mükemmel negib ler hakkında açıklamalardır . bunların şanı , makamı , mevkisi bu dediklerimizin dışındadır , bizim anlatabileceğimiz bir makam ,mevki değil bunların makamı , mevkisi . hadis de vardır ki : elmomeno la yo sef اَلمومِنُ لا يوصَف yani : mömün anlatılamaz . bu büyükler her kesden daha alim , daha bilgili , her şeyde ve yerde teserrüfleri her kesten fazla , dua ları her kesin duasından daha çabuk müstecab olan , cenabı allah yanında duyulan ve kabul edilen , kimselerdirler demekten başka bir yol yok onları tarif etmekte , bunuda cüz i necib ler ve negiblerin anlatması ve onların tarifi ve tasdiki ile diyebiliyoruz bunu da biliyoruz ki bu zatı ali leri , bu büyükleri tanımak ve onların varlığına inanmak iman edinmenin erkanından dır , bu zatı ali lerin en büyüyü yani merkez olanı , her zamanda hazreti imame esr, yani hali hazırda diri olan ve yaşıyan on ikinci imam eleyhesselamın nayibi ve onun sözcüsüdür , bunları şahıs olarak tanımasak bile onların varlığına inanmamız ve bunlardan başka neciblerin var olmasına inanmamız marifetin kemalı için en büyük şartlardandır, hazrete seccad dördüncü imam eleyhesselam dan ( hazrete hüseyn eleyhesselamın oğlu , eli ebne hüseyn , hüseyn oğlu ali , bu imamın mubarek ismi ali dir fakat ona seccad ,zeynel abedin de derler ) rivayet vardır ki : cabir o hazrete arz ediyor : şükür ler olsun tanrıya ki sizi bana tanıtmak ile bana minnet koydu bana ilham buyurdu sizin feziletlerinizi , beni başarılı yaptı sizi dinlemek de ve sizi itaat etmekte ve sizin dostlarınızı dost ve duşmanlarınızı duşman tutmakla . o hazret buyurdular: ey cabir , acaba marifetin ne olduğunu biliyormusun ? marifet tohidin isbatıdır birinci olarak , meani ( anlamlar ) marifetidir ikinci olarak , sonra ebvabın (kapıların ) marifetidir üçüncü olarak , dördüncüsü imamın marifeti ve onu tanımak , beşincisi erkanın marifeti ve onlara inanmak ,altıncı olarak negibleri bilmek ve onların varlığına inanmak , yedincisineciblerin marifeti ve bu cenabı allahın buyurduğudur :gol lo kanel behro medaden lekelemate rebbi lenefedel behro geble en tenfede kelemato rebbi ve lo ce ena bemeslehe mededa . قُل لو كانَ البَحرُ مِداداً لِكَلَماتِ رَبّي لَنَفِدَ البَحرُ قَبلَ اَن تَنفَدَ كَلَماتُ رَبّي وَ لو جِئنا بِمِثلِهِ مِداداً yani : söyle eğer benim tanrımın kelimelerini yazmak için tüm denizler mürekkeb , coher ve boya olsa , rebbimin kelimeleri bitmeden denizdeki mürekkeb biter hatta eğer onun gibisini yardıma getirirsek . yani eğer iki misli yaparsak yine yetmez bu zatı alilerin sayısı hadiste buyurdukları gibi her imam ile oniki zat dır yani oniki kişiler her imam yanında , fakat anlaşılan bu sayı alemin ve allahın mülkünün kemala erdiği zamana mahsusdur, tüm zamanlarda bu sayının olması kesin değil , bu ihtimalın karşısında biliyoruz ki hazrete peygember sellellaho eleyhe ve aleh den sonra , o hazretin vefatından sonra ilk başlarda üç kişiden başka imanda kalmadılar , neyse cenabı allah bilir bu sayının kaç olduğunu , fakat bu büyüklerin şahsını tanımak vacip olmadığından sayılarınıda bilmemek zarar vermez , sırf bu zatı ali lerin varlığına iman edinmek ve inanmak yeterlidir inşaallah . bu makamların marifetinde daha çok bilmek ve öğrenmek isterseniz benim molam eelellahomegameh yedinin faydaları risalesinde yazdıkları çok ağır ve anlaması zor olana ve ya kolay kelimeler ile anlatılmış irşadel evam kitabına muracaat edebilirsiniz , fakat onları anlamak her kesin işi değildir ,beyan, meani , ebvab ve imamet makamları , mevkileri alemohemmad eleyhemosselamın şanı dır onlara mahsus olan bir mevki ve makamdır bunlar , bu ilimlerin marifeti ve anlaşılması , şii ler ve o zatı aliler tarafından aynı bir ışık kaynağından yayılan ışık gibi dir , yani mohemmed sellellaho eleyhe ve aleh ve onun tahir alından saçan ışıkların nurundan alırlar bu ilimleri , nasıl ki şii ve o büyük insanlar o hazretlerin şuası ve nurudurlar ,sıfatları da onların sıfatlarının nurudur , hatta ki anlattığım necabet ve negabetin aslı ve esası , ale mohemmed eleyhemosselama mahsusdur bu büyüklerde görünen makam ve mevki ve onlarda bulunan , ale mohemmed de olan makam ve mevkilerin nuru ve şuası dır. mütercimin : şii , şua anlamında nur anlamında kullanılıyor , şii yani mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamın nuru , şii aynı necabet ve negabet gibi bir mevki ve makamdır ve kendini her açıdan imamlara benzetenlere ve onların temsili olanlara denir . demek ki şii çok büyük mevki ve makamdır fakat halk arasında denilen şiiler, yani on iki imama inanan lar ve bunlar böyle büyük insanlar değiller .

[p 21] bölüm : sekizinci gerye ve sınıf , erkan sınıfı , makamı ,mevkisi , geryesidir . erkan demek dörtyaşıyan ve hayatta olan peygember demek. yani hazrete idris , hazrete hızır , hazrete ilyas ve hazrete isa ela nebiyyena ve alehe ve eleyhesselam . bu dört büyük ve ali makam ve zat , her birisi dört rükn den bir rükne görevlidirler , sıra ile yaşam ve hayat , ölüm , rızk , halk a millete görevlidirler , haberlerden anlaşılan budur ki hazrete hoccet eccelellaho fereceh , onikinci imam zahir olduklarında hazrete isa eleyhesselam dünyaya taşrif buyuracak ve o hazretin arkasında namaz kılacaklar . fakat diğer erkanın gelmeleri hakkında bir haber görmemişim , bu hazretlerin işaretleri aynı peygemberlerin işaretleri gibidir ve açıklamaya gerek yok .

[p 22] Altıncı soru : acaba bu büyükler her kese ayrı olarak kendilerinin hak olmalarını isbat mı ederler , yoksa ami ve alimin anlıyacağı bir açık ve anlaşılan delil ve işaret mi gösterirler ?

Cevap : şayed ki geçen cevablardan bu cevabıda almışsınızdır . fakat açıklamaların tamamlanması için diyorumki , dediğim ve anladığınız gibi alimler ve öğrenciler değişik derecededirler ve her sınıfın öncüsü ve ustadını tanımak o sınıfta olanlar için gereklidir , mesela birinci gerye ve sınıfta olanların hepsi şeriyetin tam hükümlerini bilmek ve onları uygulamak için muhakkak bir cameeşşerayit ( tüm şartları taşıyan ) fegihi tanımaları gerekir , fakat bunların üçüncü sınıf hocası olan bir hekim i tanımları şart değildir . bilmemiz gerekir ki mükellef ler yanı görevlendirilmiş olanlar , cenabı allahın höccetlerini şahıs olarak tanıyamazlar , bunun içindir ki cenabı allah höccetlerinin halka tanıtımını kendisi üstlenmiş ve kendi mülkünde sahip olduğuçeşitli vesilelerle bu işi yapmaktadır . hadisde hazrete sadık eleyhesselamdan rivayet edilmiş ki buyurmuşlar :leyse elennase en yelemu hetta yekunellaho hovel moelleme lehom fe eza ellemehom fe eleyhem en yeelemu لَيسَ عَلَي الناسِ اَن يَعلَموا حَتّي يَكونَ اللهُ هُوَ المُعَلِّمَ لَهُم فَاِذا عَلَّمَهُم فَعَلَيهِم اَن يَعلَموا yani : cenabı allah halka öğretmediği takdirde öğrenmeye görevli değiller, fakat öğretti mi bilmeleri ve öğrenmeleri gerekir . ve yine ohazret buyurmuşlar :leyse lellahe ela khelgehe en yeerefu ve lel khelge elellahe en yoerrefehom ve lellaahe elel khelge eza errefehom en yegbelu . لَيسَ للهِ عَلي خَلقِهِ اَن يَعرِفوا وَ لِلخَلقِ عَلَي اللهِ اَن يُعَرِّفَهُم وَ لِلّهِ عَليَ الخَلقِ اِذا عَرَّفَهُم اَن يَقبَلوا yani : halk cenabı allahı tanımak ve ona marifet getirmeye görevli değildir , belki cenabı allah üstlenmiştir halka marifet yollarının tanıtılmasını ve onu tanımak yollarının öğretilmesini ve öğrettikten sonra halk görevlidir kabul edip uygulamağa . hazrete sadık eleyhesselamdan soruldu : acaba halkda marifete varmak için bir alet konmuş mu ? buyurdular hayır . soruldu acaba marifet edinmek için görevlendirildiler mi ? buyurdular hayır . cenabı allah halka beyan etmeli onlara öğretmeli , cenabı allah kimseye teklif yapmaz bilmediklerine ve başaramadıklarına , kimseye ona yetiştirdiklerinden ve öğrettiklerinden başka teklif ve görev vermez , buna göre kendi höccetlerini ve onun tarafından gelenlerin tanıtılması kendine mahsus olan bir işdir . halktan ve bendelerinden istediği ,onları tanıdıktan sonra kabul etmeleri ve onları tasdik etmeleri ve onları inkar etmemeleridir . bazı bildikleriniz ve ya gördükleriniz adamlar derviş olarak şehirleri gezerek hak peşinde dolaşıp duruyorlar, bu iş islam dininden değildir, bunlar hiç bir zaman başarılı olamaz ve olmamışlar , olur mesela onun aradığı haklı şahıs ve allahın höcceti mesela ankaradadır , bu derviş onu arıyıp bulmak için şehirleri dolaşarak ankaraya gidiyor onu bulabilsin diye , bunun ankaraya girmesi ile o hakkın adamı ve bunun aradığı istanbula yolcu oluyor . bunun istanbula vardığı zamanda o hakkın temsili ankaraya dönüyor . böylece bu aramakta olan yazık seneler gezer ve o aradığını bulmuyabilir , ömrü sona erir hiç kimseyi de bulamaz belki . şimdi bir düşünün bakalım hakkın araması böyle olursa dünyadakı insanlar hepsi tüm işlerini bırakıp şehirleri dolaşmaları gerekecek ,tüm işler yarım kalır hiç bir iş yapılamaz, acayip bir karmaşa çıkar ve kimse de hakkı bulamaz . bu iş halkın başarabileceği bir iş değil ,cenabı allah da kimseyi başaramadığı işe mükellef etmez ve görevlendirmez . demek ki bu yol ve bu vesile ile alim ve allahın höccetini aramıyacaksınız , bakacaksınız cenabı allah kimi size tanıtıyor , cenabı allah alimleri kendi ilimlerini ilan etmeye görevlendirmiştir , bu kadar rivayet vardır , alimleri bu rivayetleri halka bildirmek ve onlara yetiştirmeye emir vermişler ve alimleri kendi ilimlerinin izharı ve beyanı ve ilanına görevlendirmişler , alimler ve rivayet edenlerde cenabı allah tarafından aldıkları bu görevi yerine getirir ve ilimlerini izhar ederler , bunun haberi de size ve tüm bu işin peşinde olan mükelleflere ve böyle bir alimi bekleyenlere varır , aynı cenabı allahın peygemberlerinin yaptıkları gibi ki onların yaptıkları işin haberi her yere yayıldı ve her kes duydu , şimdi her hangı bir adam bir fegih bulma ve ondan alma peşindeyse ,fegihlerin iddiasını ve onların fegih olmalarının haberini duyar , pazarda dolaşarak dükkan sahiplerinden siz fegih misiniz diye sormağa hiç gerek yok . evet şimdi bir ve ya bir kaç insanın fegahet iddiasını duyduktan sonra , birinci sınıfta anlattığım fegihlerin işaretleri ile ölçülmeli bu iddia eden insanlarda bulunan işaretler . bakarsınız bu iddia edenlerin çoğunun batil olduğu ortaya çıkar , batil olanları bırakır ve fegihlik şartlarının tümüne sahip olan birisini seçer ve onu dinler , ondan alır ve uygular . bu durumda cenabı allahı haberdar ve tüm işlere nazir bildiği için ve allahın her zaman hakkın doğruluğunu tayid etmesine söz verdiği için bu söze gövenir , ve eğer her hangı bir ihtimala karşı birisi kendini haklı göstererek fegihlik iddiası yapmışsa da cenabı allah onun batil olduğunu muhakkak açıklar ve halka bildirir diye tüm bunlara güvenerek her hangı bir insanda fegihlerin işaretlerini gördüğü zaman ve fegihlikle zıt olan bir iş ondan görmedi ise ve cenabı allah da onun batil ve haksız olduğunu her hangı bir yol ile ona göstermedi ise kesin inanır onun haklılığına ve fegih olduğuna ,böylece de tüm şeriyeti ve dinine gereken işleri tam güven ile ondan alır ve uygular . bunların şartı bir adamın fegihlik işaretlerini ve sıfatlarını o iddia eden şahısta öğrenmek istemesidir , yoksa evam millet gibi bu işe mahsus olan yollarla gitmez ise fegihin tanımasında , başarılı olması kesin olmaz . mesela daha evvel bir fegihi doğru yollar ile tanımış ise , o öldükten sonra eğer o fegihin oğlu fegihlik iddiası ederse , bu babasının ebasını giyiyor onun başlığını kullanıyor , ve ya onun bindiği merkebe at ise at , araba ise arabaya biniyor , onun namaz kıldığı camide namaz kılıyor bir sürü adam peşinde toplanmış , minbere çıkıyor vaz ediyor dersede giriyor öğrenciside var diye , bunun hakkında araştırma yapmadan onun peşine düşüp de onu fegih kabul ederse tabiki ahmaklık yapmış olur . alimi , fegihi onun ilmi ve sıfatı ve bildiklerini uygulamakla tanımak gerekir bu dediklerimle değil , her şeyi onun sıfatı ile tanımak lazım , lamba o dur ki ışık saçarak etrafını ışıklandırsın , bir başka şeyi lamba yerine koymakla olmaz bu iş , ona lamda demek mümkün değil , belki bir gün bir taş lamba yerine konulur , bu taş lambadır demek mümkün mü dür ? tabi değil çünkü lamba ışık saçıp etrafına nur yayar , şimdi bu lamba , lamba olan bir yere konulsun ya hiç lamba olmayan yere ,hiç fark etmez nereye konulursa konsun eğer ışık yayarsa lambadır yoksa değildir. her şeyi onun sıfatı ile tanımak gerekir laf la olmaz bu iş . , mişk odur ki kendisi koka , ettarın tarifi ile olmaz . neyse demek ki fegihi fıghı , alimi ilmi ve hekimi hikmeti ile tanımak lazım , cenabı allah her sıfatı onun mosufu ( sıfatın taşıyıcısı ) ile birlikte ve onun yanında koymuş , yani alimin ilmini , tebibin tıp bilmesini , ressamın resim çizme yeteneğini ona vermiş ve bu sıfatlarla şahısların kim olduğunu neci olduğunu tanırz , her yerde bir sıfat görürseniz,onun mosufu yani o sıfatı taşıyan kişiyi tanırsınız , şimdi acaba siz hangı sıfat peşindesiniz , eğer alemohemmed eleyhomesselam alimlerini arıyorsanız tabi ki ale mohemmed aliminde olan sıfatları onda aramalısınız , rivayet ettikleri sırf onlara mahsus olmalı , kendi aklınca ve kendi düşüncesi ile bir rivayet yapmamalı , emeli ve yaptıkları aynı onların emeli ve yaptıkları gibi olmalı , kendisini onlarla ortak yapmıyacak , kendi hayallerini onların söyledikleri ile karıştırmıyacak , onların dostu ve dostlarının dostu , duşmanlarının duşmanı olmalı , ilimlerini ve rivayetlerini onların duşmanlarından öğrenmemeli ve onları söylememeli , aynı bir lambanın nuru ve ışığı gibi , tüm rivayeti lambadandır , konuştuklarının hepsi lambanın sıfatıdır hep onu anlatmaktadır , lambanın rengi neyse nuruda aynı renktedir , her bakımdan nur lambaya bağlıdır , lambanı alıp götürürlerse nuru da ışığı da onunla gider , şimdi alemohemmed alimi böyle bir insandır , böyle bir insanı tanımak zor değil onu tanımakta hiç bir zaman insan şüphelenmez , ve çünkü halk çeşitli derecedelerde dirler , bazılar ilk gerye , bazılar ikinci ve bazılar çüçüncü derecededirler , ve cenabı allah her kesin anladığı kadar ve anlıyabileceği yeteneği verdiği miktar onu sorunlu tutar halkı da bildikleri ve anladıkları kadar görevlendirir . her geryede halkın ihtiyacından ve onlara gerekenden fazla alim tanıtılması hikmet açısından gerekmez , ve her hangı bir ihtimalle her hangı bir neden ile bir şahısa ona gerekenden fazla bir mevkide olan alim tanıtılsa bie ,o şahıs anlıyabileceği miktardan fazla o alimden faydalanamaz , mesela eger birinci sınıf öğrencilerinin sınıfına matematik profesoru gönderilirse o sınıfın öğrencileri o profesordan toplama , çarpma , bölme ve çıkarmadan başka ki ancak bunları öğrenebilirler ve henuz onların aklı gelişmemiş ve daha yukarı matematik kanunlarına akılları ermez , öğrenemezler , şimdi eğer profesor değil birinci sınıf öğretmenini aynı sınıfa gönderirlerse aynı şeyleri öğretecek , onlarda öğrenecek , fakat aynı öğrenciler daha yukarı sınıfa geçince artık birinci sınıf öğretmeni onlara yetmez ve onların istediklerini karşılamaz ve daha yukarı seviyyede öğretmen gerekir onlara ve bu yukarı derecede olan hocanın derslerini öğrenirler ve bu iki öğretmen arasındakı farkı ve birisinin diğerinden daha fazla bildiğinide anlıyabilirler fakat birirnci sınıf öğrencileri bu iki öğretmen arasındakı farkı ve birisinin diğerinden daha fazla bildiğini anlıyarak bilemezler ve ancak başkalarından duyarak birisinin üstün olduğunu bilebilirler , şimdi aynı bu örnekte olduğu gibi eğer bir hoca ve ustad , şeriyet , teriget ve hakikat ilimlerinin üçünede alim olursa ve bunların üçünüde biliyor ise , birinci gerye ve sınıf ehline fegihler sıfatı ile tanınır , ikinci sınıf ve tarigat ehline alim sıfatı ile ve üçüncü gerye ve hakikat sınıf ehline ve adamlarınada hekimler sıfatı ve özelliği ile tanınır , yani her sınıf ve gerye ehline ve adamlarına o sınıf ehlinin anlıyabileceği işaretler ve sıfatlar ile tanıtır cenabı allah onlara bu alimi ve hocanı , demek ki cenabı allahın tanıtması genel şeklinde olur ve kimseye özel bir tanıtım olmaz , cenabı allah kimse ile akraba değildir , hiç bir alime git de falan adama ben alimim , fegihim ve yahut hekimim , necibim de , ve ona kendini tanıt dememiş ve demez , ve ya mesela birisinin rüyasında falan adam hakdır diye açıklama yapmaz ve ya kahve falı ile , kitaba bakmakla ve bu çeşit işlerle hiç kimseye bu konuda bir açıklama yapmamış ve yapmaz , bu gibi düşünceler cahillerin işi dir , bir rüya ile birisinin peşine düşer ve onunla dolaşır , başka bir rüya ilede aynı adamın duşmanı olurlar , bir fala bakarak birinin peşine düşer başka bir fal ilede onu bırakır . velakin akıllı lar düz yolu gider ve sıfatla sıfat sahibini tanırlar , hak ehlini hak sıfatlarla tanırlar batil ehlinide batil sıfatlarla , bir batil ehlinin tüm hak ehli sıfatları ile kendini donatması mümkün değil , mesela eğer birisi dünya malı kazanmak , büyüklük ve dünya için kendini hak ehlinin sıfatları ile sıfatlandırmış olsa , bu kötü işler ondan görünmedi ise ve hakiketen bu işleri yapmadı ise , onlara talip olmaması anlaşılamaz , evet bazen büyük ve kıymetli bir isteği , küçük isteğe feda edebilir , mesela az bir paradan geçer çok para elde etmek için , veyahut mesela büyüklüğü başkanlığı kalsın diye paranı feda eder fakat aynı adam toplu bir para için her şey yapar ve kendini tanıtır ve mesela başkanlığına zarar verecek bir iş olursa tegvanı bir kenara bırakarak başkanlığını kayb etmemek için her iş yapar ve kendini tanıtır , demek istediğim her batil ehlinin batil isteği olur ve istediğini yaptığı sırada kendinin batil olduğunu gösterir ve her kese tanınır , demek ki en iyi delil ve burhan alimi tanımak için onun sıfatı dır , toplumda bulunan her tür insan onu tanır , fakat her kes kendi becerileri ve kendi derecesi kadar tanır onu , bundan fazlada bulunduğu derecede kaldığı zamana kadar görevlendirilmemiş , hezrete musebne cafer eleyhesselamınbuyurduğudur harunerreşide yazdıkları kitapda cenabı allahın buyurduğunun tefsirinde :gol felellahel hoccetol baleğeto felo şae lehedakom ecme in . قُل فَلِلّهِ الحُجَّةُ البالِغةُ فَلو شاءَ لَهَديكُم اَجمَعينَ yani :söyle onlara baliğe höccet allaha mahsustur , isteseydi sizin hepinize gösterirdi ve hepinizi hidayet ederdi buyurdular : yobelleğol hoccetel baleğetel cahele feyelemoha becehlehe kema yelemol alemo be elmehe le ennellahe edlon la yecuro ve yehtecco ela khelgehe bema yelemune yed uhom ela ma yerefune la ela ma yechelune ve yenkerune .يُبلِغُ الحُجَّةَ البالِغَةَ الجاهِلَ فَيَعلَمُها بِجَهلِهِ كَما يَعلَمُ العالِمُ بِعِلمِهِ لانَّ للهَ عَدلٌ لا يَجورُ وَيَحتَجُّ عَلي خَلقِهِ بِما يَعلَمونَ يَدعوهُم اِلي ما يَعرِفونَ لا اِلي ما يَجهَلونَ وَ ينكرونَ
yani :baliğe höcceti cahile gösterir öyle ki cahil olduğu halde onu anlar aynı alimin anladığı gibi ,çünkü allah adildir ve covr yapmaz , ihticac yapar ve höccet getirir halkına bildikleri konular hakkında , onları bildiklerine davet eder bilmedikleri ve anlamadıklarına değil
.

[p 23] Yedinci soru : tanıdıktan sonra tüm açılardan görevi nedir ?

Cevap : bu alimler ve öğretmenlere karşı nasıl davranışımızı ve onlara karşı görevlerimiz hakkında geçen bölümlerde alimlerin sıfatlarını açıkladığım kısımlarda az çok bir şeyler anlatmışımdır , velakin bu görevlerimizin cüziyyatınıda bilmeniz için şimdilik haberlerden hatırladıklarımı yazıyorum , fakat kısa olsun diye onların anlamını yazıyorum .

Alim ve öğretmenlere karşı görevlerimiz şunlardır : ona çok saygılı olmalı ,onun dediklerini dinlemeli , ona karşı istekli olmalı , sesimizi ona karşı yüksetmemeli , her hangı bir adam ondan soru sorduğunda biz cevap vermemliğiz , başkalarının geybetini onun yanında yapmamalı , her hangı birisi onu kötülerse ona karşı çıkmalı ve hocadan yana olmalı , kötülüğü varsa onu örtmeli ve gizlemeli , onun iyiliklerini söylemeli , onun duşmanları ile oturmamalı , onun dostlarını duşman tutmamalı , çok soru sormamalı , elbisesini çekmemeli , onun oturduğu yere girdiğimizde başkalarıda varsa her kese selam vermeli ona özel olarak saygı göstermeli , onun tam önünde oturmamalı , arkasında da oturmamalı , gözle işaret etmemeli , elimizle ona işaret yapmamalı , onun hakkında falan ne demiş ne kötü şeyler söylemiş ona anlatmamalı , onun çok konuşmasından yorulmamalı , o aynı bir hurma ağacı gibidir onun yanında beklemeli , ne zaman ki ondan bir hurma düşerse hemen onu almalı ve kalkmalı , onun yanındayken onun konuşmasını kendi konuşmamıza tercih etmeli , o konuştuğunda lafını kesmemeli , yorulduysa konuşmasına ısrar etmemeli , ondan her hangı bir kötü laf duyduysak af etmeli , onun yolu ve onun vasıtası ile cenabı allahın bize verdiği nimetlere minnetdar olamalı , onu sevmeli , bu son dediğim yanı ona karşı sevgimiz olursa tüm bu dediklerimi insankendiliğinden yapar ,ondan ilim öğrenmek istediğimiz için öyle davranmalıyız ki bize karşı onda sevgi oluşsun istek oluşsun , benim molam eelellaho megameh terigetton necat ( necat ve kurtuluş yolları ) kitabında kuranın ayetlerinden hazrete musa ve hazrete hızır eleyhomesselam hakkında otuz tane , ilim öğrenme adabından çıkarmışlar ki onların özetini burada sizin için yazıyorum : birincisi ilim öğrenmek isteyen kendine bir arkadaş seçmeli ve bu yolda yalnız olmamalı , ikincisi hoca ve ustad bulmak için gerekirse yolculuk etmeli ve ustadı bulmalı , üçüncü uzun sürse öğrenmeğe kararlı olmalı , dördündü o hoca yanına gitmeli ki cenabı allahın ibadetini yapıyor , beşinci öğrencilerini seven ve onlara karşı iyi davranan bir hoca bulmalı , altıncı hocanın sahip olduğu ilimi cenabı allahın kitabından ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamdan almış ve onlardan öğrenmiş olmalı , yedinci öğrenmek istediği ilim hakkında hocası ile danışmalı ve ondan izin almalı , sekizinci onu dinlemeli ,duymalı ondan almalı onunla seyr ve suluk yapacak ve onu dinliyecek ve onun tüm iyi işlerini ve sıfatlarını taklid edecek , dokuzuncu hocanın tüm bildiklerini öğrenmek istemiyecek ve kendisi her hangı bir ilimi seçmiyecek, hocaya bırakacak hoca ona uygun olan ilmi öğretecek , onuncu öğrenmek istediği sırf hidayet olsun diye olmalı , onbirinci hoca senin için falan ilmin öğrenmesi iyi değil dediğinde onu öğrenmek için ısrar etmiyecek , onikincisi onun derecesinden daha yukarıda olan bir ilimden soru sormamalı , onüçüncü hiç bir zaman ilim öğrendim diye istikbar ve istinkaf etmiyecek ve mütevazı olacak , ondördüncü eğer ustad sen bu ilimi öğrenemessin ona dayanamassın dediyse onu dinlemeli ve hatta dayanırım inşaallah demek kadar ona karşı gelmemeli , on beşinci hocasının emirlerinin hepsini dinliyecek ve dediklerini yapacak zira ki bu işi yapmağın hocanın teveccühünü kendine almakta büyük rolu vardır , on altıncı hocasından her hangı bir münker ve kötü iş, şeriyette yasak olan bir iş görürse sabırlı olacak ve ona dayanacak elbet haklılığına kesin inanmış olduğu bir ustadın hakkındadır bu iş , on yedinci çok soru sormuyacak ve hocanı kendi haline bırakacak , onsekizinci hocasını yalanlamıyacak ,on dokuzuncu hocasına kötü laf etmiyecek ,yirminci hoca da öğrencisi ile geçinecek ve onunla mudara edecek hatalarını af edecek ,yirmi birincisi öğrenci hata yaparsa öğretmeninden özür diliyecek , yimi ikinci öğretmende öğrencisinin özürünü kabul edecek ,yirmi üçüncü öğrenci utanarak bir konuyu sormuyarak onu öğrenmeden vaz geçmiyecek böylece o ilmin öğrenmesinde geri kalmaz , yirmi dördüncüsü her alimden daha üstün alim vardır ve her kes her ilmi kaldıramaz , yirmi beşinci eğer öğrenci hocasının ilmini anlamıyor ve onu kaldıramıyorsa ayrılmak istediğinde hoca kabul etmeli , yimi altıncısı eğer öğrencinin kalbinde her hangı bir şüphe oluşmuşsa hoca o şüpheni gidermeli ki şeytan öğrencinin yoldan şaşırmasına neden olmasın , yirmi yedincisi her ne olursa olsun öğrenci hep hocasının tekriminde ve onu sevmekte ve kusurlarından özür dilemede ve ustadı kendinden razı tutmakta çalışmalı ve onun sevgisini kazanmalı ,çünkü hocanın sevgisi öğrencinin öğrenmesinde çok etkisi vardır ve büyük ustadların öğrencilerinden dönmeleri ve onları sevmemeleri öğrencinin öğrenme yeteneğini azaltır ve bazen tümünü alır ,ömrünü kısaltır ve bildiklerini unutturur , yirmi sekizinci öğrenci hocanın olduğu yerde ve ya yolculukta hep hocası ile bir yerde olması gerekir , hocasının konuşmalarından, halkla geçinmesinden ve davranmasından ve onun başkanlık yapmasından ders almalı ve hep onun gibi yapmalı , ikisinin arasındakı bağlılık ve dostluk çoğalmalı ve hep biribirini hatırlamalı ve hiç unutmamalı bu iş çok etkilidir, fakat bir birinden uzak olurlarsa yavaş yavaş unuturlar bir birini , çok az öğrenci hocasının yanında olmadan yükselmiş ,yirmi dokuzuncu her deceye varmışsa yetinmiyecek ve hep daha fazla öğrenmeye çalışacaktır , otuzuncu olarak kendisi ile aynı derecede olan bir arkadaşı olmasa bile kendinden aşağı derecede bir arkadaş edinecek ki yanlız olmasın .

Evet bunlar tüm ilimler hakkında öğretmek ve öğrenmek için uygulanması gereken işlerdir . fakat sizin soruğunuz alimler hakkında bilhassa necibler ve daha yukarı mevkiler ki iman edinmeğin ve marifetin erkanı sayılırlar, konu bu dediklerimin dışındadır, çok daha farklı bir konudur bu konu . çünkü o sorduğunuz kişiler ilimin kendisidirler ve sizin ilminizi muhafaza eden kişilerdirler bunlar . bu altıncılık kuyumculuk gibi ki bunların ilmi ve biliminin konusu altındır değil , böyle bir ilimde konu altındır eğer bu işin hocası bu ilimi size öğretip giderse , yaşarsa ve ya ölürse sizin artık ona ihtiyacınız yok kuyumculuk artık sizin aklınızda ve içinizdedir konusuda altındır ve sizin elinizdedir böylece kuyumculuğa başlarsınız o öğreten hocayada artık ihtiyacınız yoktur , ondan öğrendiğiniz iliminde sahibi ve maliki olursunuz , onu öğretende sizden geri alamaz , ve ya birinci , ikinci ve üçüncü gerye ve sınıf konularında mesela bir fegih size her hangı konuda mesela namzda üç ile dörd arasında şüphe ettiğinizde ne yapacağınızı öğretirse bu konuyu öğrendikten sonra bu konuyu uygulamak için artık o hocaya ve fegihe ihtiyacınız olmaz dünyadan giddiyse bile sizin işiniz yarım kalmaz öğrendiğinizde onun ölümü ile sizden alınmaz bir yere gitmez ve yahut bir salik size suluk yollarını yöntemlerini öğretirse sizde öğrenirseniz öğrendikten sonra artık ona ihtiyacınız kalmaz ve ya bir hekim size varlık ve mahiyyet ten anlatırsa ve ya hikmet konularından her hangı bir konuyu size anlatır ve öğretirse , bunları öğrendikten sonra artık o öğretene ihtiyacınız kalmaz , başka yere gitsin ve ya ölsün size ve öğrendiklerinize fark etmez , onlar azalmaz çoğalmaz sizden alınmaz . şimdi böyle hocaların hakkı ve onlara karşı sizin göreviniz aynı öğretmen hakkında olan görevdir dini kardeşiniz ise böyle öğretmenler onları sevmek onlara saygılı olmak gerekir , fakat yukarı seviyyede olan ilimler ve alimler böyle değil , sizin ilminiz bilginiz o ilmin aliminin varlığına bağlıdır o giderse sizin bilginizde gider , aynı bir nur ve ışık gibi , lamba , güneş ve ya ışığın kaynağına bağlıdır nurun ve ışığın varlığı , eğer lamba ve ya güneş varsa , duvar ve ışığın karşısındakı ayna da ışıklanır fakat lamba sönerse güneş batarsa ve ya ayna ışık ve nur karşısından giderse artık ışık kalmaz ve aynada da bir nur kalmaz . nuru ilim sayarsak öğrenciye hiç bir ilim kalmaz ve hepsi alim olan o ışık kaynağı ile gider , eğer ki bir aynanın varlığı ona yansıyan nura bağlı ise , ayna kendini nurdan uzaklaştırırsa , ömrü kısalır ve kırılır . bu sefer ne ayna kalır ne ondakı nurdan bir haber , şimdi eşyalarda ve zahiri hükümlerde böyleyse mesela babasını öldüren bir kimsenin ömrü kısalır ve ya hazrete seyyedeşşüheda eleyhesselamı ziyaret edenin ömrü uzarken , batinde ve batini hükümlerde tabi ki bu işler daha fazla olur , mömünlerin babası ve anası hazrete peygember ve hazrete emir dirler selevatollah eleyhomave hazrete peygember kendileri buyurmuşlar : ene ve eliyyon ebu hazehel omme اَناَ وَ عَليٌّ اَبو هذِهِ االُمَّةَ yani : ben ve ali bu ümmetin baba ve anasıyız , böylece mömünler o hazretlerin evladıdırlar , tabiki onlara karşı olma onlara kötülük etmek ömürleri kısaltır ve ilimlerin ortadan kalkmasına neden olur , ve onların nuru kalplerinde bulunan dostlarına bakmak , ve yüreklerionların mezarları olan ki buyurmuşlar : ve golubo men valaho gebroho وَ قُلوبُ مَن والاهُ قَبرُهُ yani : onları sevenlerin kalpleri onların mezarıdır . ve onların ziyareti sayılan dostların ziyareti ki buyurmuşlar: men zarel aleme lellahe ve letelebel elme levechellah feke enneho zarellah مَن زارَالعالِمَ لله وَ لِطَلَبِ العِلمِ لِوَجهِ الله فَكَاَنَّهُ زارَالله yani : her kimse bir alimi cenabı allah ve öğrenmek için ziyaret ederse sanki cenabı allahı ziyaret etmiş . elbet ki ömürlerin üzamasına ve mömünlerin kuvvetlenmesine neden olur ve onların varlığının devamı nedeni ile ki allahın vechidirler bunlarda kalıcı olurlar , şimdi bunlarda böyle olunca , kalpleri imamın minberi olan, dilleri imamın emrinde olan , zikr ettikleri cenabı allahın ismi olan, tam şi i olanlar ki kapı ve evdirler ve cenabı allah onların yukarıda olmalarına ve yükselmelerine izin vermiş ve onları yükseltmiş ve kendinin isimlerinin zikr edilmesine o evlerde izin vermiş ve onunla halkın fuadı , akılları ve nefslerinin ve tüm mertebelerinin terbiyesi ve yetiştirilmesini sağlamış ve alemi onun zikrinin nuru ile ve tohidinin beyanı ile dolduranlarda tabiki daha fazla olur .

Bilmiyorum ne yazıyorum ve siz yazdıklarımdan ne anlıyorsunuz fakat bu kadar anlarsınız ki konu bizim anlıyacağımızdan ve düşünebileceğimizden çok daha yukarılarda bir konudur , bu ustadlar ve öğretmenlerin hakları ve onlara karşı olan görevlerimiz çok daha fazladır , halkın çoğonluğu henüz bu görevleri yapabilecek dereceye gelmedikleri için bu görevlerde az anlatılmış , anlatılan mikarını da onları anlıyacak yeteneğe sahip olmadıklarından doğru dürüst anlamamışlar , aynı bir radyo dalgaları gibi ki her yerde doludur ve her yerde bulunur , fakat bizim onları alma ve onlardan faydalanma kabiliyyetimiz yok , ama bir radyoda onları alıp anlam kazandırma ve kelimelere çevirme yeteneği vardır ve onları havadan alır ve anlaşılır kelimelere çevirerek tercuman yapar , fakat bu radyonun yanında bir kulağı duymuyan kimse oturmuş sa onun kelimelere çevirmiş dalgalarını duyamaz ve onlardan faydalanamaz , demekistediğim şu ki konular ehli için anlatılmış , ne zaman kulaklar duymağa başlarsa anlatılan ve söylenenleri duymağa başlarlar .ve te iyeha ozonon vaiyeton وَتَعِيها اُذُنٌ واعيةٌ her hangı bir kulak duyuyorsa bunu duysun ve ezberlesin ve onu saklasın . fakat kardeşlerin hakkını vermek ve bu hakkın edasını ve bu hakların ne olduğunu molam arabca olan cennet yolları kitabında ve bazılarını da farsca olan irşadel evam kitabında buyurmuşlar , hakiketen uygulamak isterseniz muracaat ediniz , hangımız kendimizle aynı derecede olan dini kardeşlerin hakkını eda etmiş ve ya edebilmiş ? ki bizden yukarı derecede olan kardeşlerin hakkını açıklasınlar , ancak buyurdukları konuların özeti şu ki : tüm ilimlerin aslı ve esası , cenaabı allahın nurlarını ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhemosselamın ve şi i lerin zuhuratını tanımaktır , ve tüm emellerin ve uygulamaların aslı ve ruhu bunların sevgisi ve her şeylerini kabul etmek ve onları dinlemek dir , ve diğer emeller ve uygulamalar bunların kol kanatı ve cüz iyyatıdır . din sevgiden vedostluktan başka bir şey değil ve bu kitabın konuları hamd olsun allaha dostların dostluğu ve onları sevmek anlamında olduğundan adını dostlar dostluğu koydum . ve sellellaho ela mohemmeden ve alehettaherin ve şi etehol encebin ve lenetollahe ela eedaehem ecmein .selam olsun mohemmed ve onun tahir ve temiz alına ve onların çok necib olan şielerine ve allahın laneti olsun onların duşmanlarının hepsine .

Bitti miskin ve müstekin bende ebdorreza ebne ebilgasem ebne zeynel abedin eelellaho megameha elinde bin üçyüz doksan bir senesinin rebiol evvel ayının on ikisi Cuma sabahında hameden mosilen mosteğferen .


ترجمه : جعفر سيف

تاريخ 28/02/1394