mütercim . açıklama : nebeti ( bitkisel ) ve hayvani ruh tam bir ayna gibidirler bu ayna düz , temiz ve çıkıntısız olursa insani ruh yukarıdan ışığını aynı güneş gibi gönderdiği zaman onu olduğu gibi yansıtır ve hiç değiştirmeden onu gösterir ama eğer onda eyririk çıkıntılar kırıklar kirler ve boyalar olursa gelen ışığı kendi eksiklikleri ile kendinde olan boya ve kir ile boyar kirletir ve o nuru aslına benzemeyen bir şekilde yansıtır . esas nur beyazdır bu kirli ve boyalı ayna sarıya , kırmızıya ve ya siyaha çevirmiş olur onu ve ya sirklerde olan o aynalar gibi kısaltır , uzaltır ve başka bir şeye çevirir ve aslına hiç benzemez hale getirir karşısındakını .bitti mütercimin açıklaması .
şimdi bu yasaklanan yemekler içkiler bitkisel ve hayvani ruhu itidaldan çıkarır ve insani ruhu ya hiç yansıtmaz ve ya yansıtırsa ona benzemez bir halde yansıtır aynı bir kırık ve eyri ve kirli ve boyalı bir ayna gibi . msela şarap hayvani ruhu o kadar karanlık ve kalın yapar ki o ruh hiç bir şekilde insani ruhu alamaz ve yansıtamaz . ondan sonrada insani ruhun o bedenden o şahıstan çıkıp giddiği için , artık hayvansal ruhda bulunan işler ve sıfatlar hiç bir engel olmadan o şahıstan görünmeye başlar . koyun gibi iyide olabilir aslan gibi yıtıcıda olur, tilki gibi hile bazda olur. artık hayvani ruh hiç bir engel olmadan kendi becerilerini yapmaya başlar o şahısın vucudunda . şimdi eğer yedikleri ve içtikleri yemekler ve içkiler sayesinde vucudunda sefra çoğalmışsabağırır çağırır , kan çoğalmışsa güler , belgem çoğalmışsa şehvetlerini söndürmeye gayret eder , soğda çoğalmışsa ağlar , aynı şairin dediği gibi : bade ( içki ) tüm kafalarda kötülük yapmaz . kafada ne varsa onu çoğaltır ve yansıtır :
bade ney der her seri şer mikoned ** an çenan ra an çenanter mikoned باده نِي دَر هَر سَري شَر ميكُنَد ** آن چِنان را آن چِنان تَر ميكُنَد
şimdi diğer haram olanlarda , aklın tümünü yok etmez ise de kötü tesir ederler ve hayvani ruhu itidaldan çıkarırlar ve şeriyeti getiren onların eserleri ve etkilerinin derecesini göz önünde bulundurarak , onları haram ve ya mekruh yapmıştır . aksine insanın hayvani ruhunun begası ve kalışı ve devamını ve onun itidalını sağlayanları , vacip ya da müstehep kılmıştır .
evet şeriyetin zahiri, insanın zahirini islah etmek ve düzeltmek ve onun üçlü dünya mertebelerinin düzeltilmesi içindir
( üçlü dünya mertebeleri : cemadi yani cisimsel , nebati yani bitkisel ve hayvani mertebeleridir )
Bununda numunesi ve örneği hazrete peygemberin ta kendileridir . bize verilen emirde kendimizi o hazrete benzetmemizdir . onun zahiri geybide ve gizlide olan ruhları nasıl itidalla temsil ediyor ve yansıtıyor, bizimde zahirimiz kendi içimizde bulunan gizli ruhları itidalle temsil edip yansıtabilsin .(itidalsız yansıtma ve temsil etmek hiç bir şeye yaramaz çünkü aslına benzemez ve başka bir şey olur tabiki ) buna göredir ki cenabı allah buyurmuş :ve lekom fi resulollahe osveton heseneton وَ لَكُم في رَسوُلِ اللهِ اُسوَةٌ حَسَنَةٌ yani : cenabı allahın resulunda sizin ona uymanız için , ondan taklit etmaniz için iyi şeyler vardır . ve yine buyurmuş :ma atakomorresulo fekhozuho ve ma nehakom enho fentehu ما اتاكُمَ الرَّسوُلُ فَخُذوُهُ وَ ما نَهاكُم عَنهُ فَانتَهوُا yani : peygember size ne getirirse onu kabul edin her neyi size yasaklarsa ondan uzak durun . buna göredir ki şeriyetimizde hazrete peygember efendimizin tüm buyurukları , yaptıkları , ve emirleri hepsi höccettir , yani yapılması vacipdir . bunlara fegihlerin kullandıkları sözlüklerde , söylenen, yapılan ve tegririyye sünnet ler denir. bunların arabcası , goliyye sünnet , feliyye sünnet ve tegririyye sünnetdir tegririyye sünneti, yani peygember efendimizin zamanında yapılan işleri peygember gördüğü halde onları yasaklamamış ve onları o halde bırakmış . bizde eğer din ve iman peşindeysek peygember efendimizin sünnetleri ve o hazretin yerinde oturanların siretlerini ve sıfatlarını ve sünnetlerini öğrenmeli ve onları yapmalığız . şimdi eğer biz onların zamanında olsaydık işimiz kolaydı , fakat biz öyle bir zamanda yaşamaktayız ki onlara direk varmamız onlardan almamız mümkün değildir . biz bazi raviler ve onlardan rivayet edenleri bulmalıyız ki onların yaptıklarını , buyurduklarını ve tegrirlerini bize söylesinler . bu raviler derecelerinde ve makamlarında hep aynı değiller ve çeşitli derecelerdedirler . bunalrın bazıları onların yaptıklarının ve söylediklerinin sırf zahirini rivayet ederler ve kendileri henüz o emirleri yapmamakta , o haramlardan ve yasaklardan uzak durmamakta ve onların sıfatları ile sıfatlanmamış durumdalar . bunlardan rivayetleri almakta sırf onların doğruluğuna ve vesagetlerine inanarak o rivayetlere inanmak rivayaeleri alıp kullanmak , kendilerini boş vermek bırakmak , önemsememek yeter bizlere . bunlar aynı hadiste buyurdukları şahıslardırlar ki buyurmuşlar:bizim bazı kapılarımız vardır ki( şahıslarımız )onları ilim ve hikmet ile doldururuz fakat bunlar kendileri o ilim ve hikmetin adamları değiller , biz onları doldururuz ki bu ilim ve hikmetler bizim şiilerimize söylensin ve rivayet edilsin . siz bakınız kapta bulunana ve onları alınız ve onları keduretten ve kirlerden arındırınız . onların beyazlarını , temizlerini ve saflarını alınız , fakat uzak durunuz o kaplardan ki onlar çok kötü dürler ,içindekileri aldıktan sonra onları ters çeviriniz . bu söylenen raviler gerçi doğru söylerler fakat kendileri söylediklerini yapmazlar ve aslında söylediklerine inanmamışlar , bazı dinimizde bulunan firgelerin alimleri gibi . fakat yukarı derecede bulunan raviler kendi dediklerini ve rivayet ettiklerini uygular ve hepsini yaparlar . kendileri peygember efendimizin sıfatları ile sıfatlanmış ve onun gibi olmuşlar , bunlar da derecelerde ve makamlarda farklıdırlar , ne kadar kendilerini peygember efendimize benzetmişlerse , o hazretin dediklerini yapmışlarsa o kadar yüksek mertebeli olurlar ve bizler artık onları taklit etmeli ve onları kendimize mugteda ve öncü seçmeliyiz . yani dediklerini ve rivayet ettiklerini kuşkusuz kabul etmeli ve uygulamalıyız . aslında hakiki ravi , rivayet eden böyle birisidir , o başta anlattığımız doğru rivayet edenler, aynı bir teyp gibidirler , ikinci kısımda anlattıklarımız ise , ilimlerinin miktarına göre ravidirler , bazıları henüz zahirden yukarı çıkmamışlar , bunlar kendileri için ravidirler ve kendilerine göre o hazretlerin höccetidirler ve mertebeleride bildikleri kadardır, ilim açısından yükseldikçe yüksek dereceli ve daha mühim konularda höccet olurlar ve onların höccet likleri artar ve yükselir tabi ki ve hazrete höcceteccelellaho ferecehin buyurduğu bu konu :emmel hevadesol vageeto ferceu fiha ela rovate hedisena fe ennehom hocceti eleykom ve ene hoccetollahاَمَّا الحَوادِثَ الواقِعَة فَارجِعوُا فيها اِلي رُواةِ حَديثِنا فَاِنَّهُم حُجَّتي عَلَيكُم وَ اَنَا حُجَّةُ الله yani : her hadisede benden rivayet edenlere muracaat edin ,onlar benim höccetimdirler ve bende cenabı allahın höccetiyimdir . bu buyuruk bunların hepsi hakkında , bildikleri ilim kadar geçerlidir. Nihayet bunların zahir ehli olanları , rivayet ettikleri yukarı dereceli ilim ve batini konularda , sırf o rivayetin kelimelerini rivayet edenler gibidirler (rivayet etme yetkileri vardır) . onların höccetliği sırf o haberin kelimeleri doğrultusunda dır , onların anlayışları o konuda hoca ve ustad olmadıkları için o haber konusunda höccet değildir . masela zahiri fegihler zahiri konuları iyi anlar ve iyi rivayet edebilirler , onların o hadisten anladıkları anlam , evamlar için geçerli ve höccettir , bunlardan her hangı birisi , doğruluğu ve vesageti ,bildiği ilimi yapmak ve uygulamakla birlikte ihlasa da sahip olursa , artık böyle bir fegihi taklid etmek cayiz olur ve böyle bir fegihin verdiği hükümde uyğulanmalıdır .fakat daha yukarı düzeyde olan konular , yüksek ve ince mana ve anlam taşıyan ve anlaması için bu zahirde bulunan anlama ve düşünme aletlerinden daha üstün aletler gerektiren,berzeh , mead ve miraç ve bu gibi çok derin ve zor anlam taşıyan konular , bunların bileceği iş ve konular değildir ve bu tür konuların anlamları ve manaları hakkında hiç bir söz dememeli ve açıklama yapmamalıdırlar . bu tür haberlerin zahirini ve cümlelerini değiştirmeden ve doğrulukla rivayet etmeleri gerekli ve yeterlidir . bu tür anlamları zor olan haberleri bunlardan işitir ve doğruluğuna inanırfakat anlamını daha yüksek dereceli ve makamlı alimlerden ve ravilerden alır ve öğreniriz : ve fogo kollo zi elm elimon وَ فوُقُ كُلُّ ذي عِلم عَليمٌ yani : her ilimin sahibinden (alimden) daha çok bilen alim vardır . demek ki bunların anlayışları bir kişi olsun ve ya çok kişi , bu tür zor hadisler va haberlerin manası ve anlamı hakkında höccet değildir . neden ? çünkü bir çoğunluğun bireylerinin bir konu hakkında cahil olmaları ve o kunuyu anlamadıkları helde , hepsinin toplanması ile o konu hakkında ilim ve bilim sağlanamaz , bireyler tek tek bilmedikleri konuyu toplanırlarsa da bilemezler . bu güç ve kuvvet değildir ki toplanırsa çoğalsın .bu anlama gücü ve akıldır . toplanmak la çoğalmaz . aynı duyarlılık özürlüğü taşıyan bir çoğonluk gibi . bireyler birer birer duyamaz ise hepsinin toplanması ile bu özür kalkmaz ve bu topluluk ve çoğonluk bireylerin toplanması ile duyamaz . fakat eğer bir fegihin yüksek dereceli anlama aletleri ve yeteneği varsa , o konularda görüş sahibi olabilir , fakat buda sırf iddia ile olacak bir iş değildir ispatlanması şart dir .
Ve kollo yeddei veslen beleyli ve leyla la togerro lehom bezaka ** ezenbeceset domuon men khoduden tebeyyene menbeka memmen tebaki
وَكُلُّ يَدَّعي وَصلاً بِلِيلي وَ لَيلي لا تُقِّرُ لَهُم بِذاكا ** اِذاَ انبَجَسَت دُموُعٌ مِن خُدودٍ تَبَــــيَّنَ مـَــن بـــَكي مِمَّن تَباكي
Yani :
her kes iddia eyler leyla veslini fakat leyla bu konuyu kabul etmez gözlerden yaşlar surata akarken ağlayan kendini ağlayana benzetenden ayrılır
Zahiri fegihlik sırf iddia ile olmıyacağı gibi bu da iddia ile olmaz . velmer o endel emtehane yokremo ov yohanoوَالمَرءُ عِند َالاِمتِحانِ يُكرَمُ اُو يُهانُ yani : erkek adam imtihan zamanındadır ki ikram ve ya ihanet olunur . evet söz yaratılış mertebelerinde idi ve onu anlatıyorduk , ve söyledim ve yazdım ki zahiri şeriyet halkın zahirlerini düzeltmek ve onları uygulayanlarda zahir ehli , zahir adamı ve birinci gerye ve köy halkıdırlar . bunların ravileride zahir ehlinden olabilir , fegihlik ve fatva şartlarının bunlarda toplanması halde emirleri geçerli ve bunlar taklid edilebilirler , evam bunlardan almalı ve bunları taklit etmeli . imam eleyhesselamın buyurdukları gibi :fe emma men kane menel fogehae saenen lenefsehe, hafezen ledinehe, mokhalefen ela hevaho , motien le emre molaho , felelevame en yogelleduho .فَاَمّا مَن كانَ مِنَ الفُقَهاءِ صائِناً لِنَفسِهِ حافِظاً لِدينِهِ مُخالِفاً عَلي هَواهُ مُطيعاً ِلاَمرِ مَولاهُ فَلِلعَوامِ اَن يُقَلِّدُوهُ yani: fegihlerden her hangı bir fegih , nefsini kontrol ederse , dinini fuhafaza ederse , kendi isteklerine karşı gelebilirse , molasını ve büyüyünü dinler ve ona uyarsa , ondan taklit etmek evama gereklidir . fakat yavaş yavaş halk gelişme sahasında ilerledikçe , git gide yükseldiler ve şeriyetin zahiri , azim alimler ve çok değerli fegihler sayesinde bezenildi ve düzeltildi , bu sefer sıra zilliyye insaniyyet mertebelerinin düzeltilmesine ve batini aletlerin tedili ve itidaline ve ikinci köy , ikinci geryede ve sınıfta seyr etmeye , dolaşmağa geldi . bu gerye ve bu sınıfın dersleri batini konulardır . bu konuların da isbatı için gereken deliller ve burhanlar zahiri derslerde olanlardan üstün ve daha değişiktirler . hesene moizesi , hesene konuşmasıdır bu sınıfın delil ve burhan çeşidi . cenabı allahınkendi peygemberine buyurduğu gibi : od o ela sebile rebbeke belhekmete velmoezetel hesenete belleti hiye ehseno اُدعُ اِلي سَبيلِ رَبِّكَ بِالحِكمَةُ وَ المُوعِظَةِ الحَسنَةِ وَجادِلهِم باِلَّتي هِيَ اَحسَنُ yani :onları çağır allahının yoluna hikmet ve hesene moize ve konuşma delili ile mücadile yap onlarla en iyi delil ve mantıklarla . halkın her sınıfı ile kendi anladıkları dil ve lisan ve delil ile konuşulmalı ve onlara anlatmak istenilenleri anlıyabildikleri delillerle istidlal etmeli ve anlatmalı . eğer birinci gerye ve sınıf adamları kendi tohit lerini ( allahı tanıma ve onun ispatını ) teselsül delili ile ispatlıyorlarsa ve ya o isuli alim gibi ki ondan cenabı allahın vehdaniyyeti ve bir tek olmasının delilini sordular dedi ki : bir olması ki mecme eleyhdir yani her kes bir tanedir diyor , ondan fazlasıda yokluk aslıdır diyorlar . bu kadar basit düşünüyor birinci sınıf ehli . ikinci sınıftakiler , henüz hakikatı anlamadıkları halde hesene moize bastonu ile yürüyor ve kendilerini kurtarıyorlar . aynı bir körün yolu ve kuyuyu göremediği halde bastonun varlığı nedeni ile kuyuya düşmediği ve kendini kurtardığı gibi . aynı imam eleyhesselamın bir dehri , allaha inanmıyan adama cenabı allahın var olmasını ispat ettiğini tarif buyurduğu gibi ki buyurdu : ona dedim haber ver bana cenabı allah tan , inkar ettin ve onun varlığını bile bile dandın , buna göre dandın ki bu dünyada his ettiğin ve anlıyabildiğin aletlerle onu göremiyor ve hıss edemiyor ve anlıyamıyorsun . ben ise cenabı allahın varlığına inanıyor ve onu tanıyor ve ona tapıyorum . acaba bizim ikimizden birimizin doğru ve diğerimizin yalan ve yanlış olmasından başka bir olanak ve imkan ve ihtimal varmıdır ? yok dedi . peki söyle bana eğer senin dediklerin doğru ise , bana her hangı bir cezalandırma her hangı bir korku , her hangı bir kötü olanak varmıdır ? yok dedi . peki bana söyle bakayım , eğer hak benim dediğim ise , benim dediklerim doğru ise acaba ben sana haber verdiğim cenabı allahın cezalandırmalarından kurtulmuş olurmuyum olmazmıyım ? sen ise cenabı allahı inkar ettiğin için cezalandırılırmısın ? evet dedi . acaba hangımız daha doğru yolda ,istatistik ve olanaklar açısından daha az tehlike içeren ve kurtulma imkanı , necat olanağı taşıyan bir görüşte ve düşüncedeyiz dedim ? sen dedi . hadis bitti .
Birinci gerye ve sınıf ehli öğrencileri , adamları , mücadile adamları olduklarından, peygemberlerin cenabı allah tarafından geldiklerini onların mücizelerini gördükten sonra kabul etmişlerse , ikinci gerye ve sınıf adamları ve öğrencileri onların peygemberliklerini , cenabı allahın şehadeti , onları cenabı allah tesdid ettiği ve doğruladığı ve tasdik ettiği için kabul ederler . bu sınıfın ehli akıl burhanı ve delili ile diyorlar ki bu peygemberler cenabı allahın her şeyi bildiği , gördüğü , her işi yapabilme imkanına sahip olduğu halde bu peygemberler bu iddia ile halkın içine gelmişler ,bu sözleri söylemişler ve bu işleri yapmışlar . eğer bunlar yalancı olsalardı , yanlış yolda ve zelalette iselerdi , cenabı allah onların işlerini , yaptıklarının yanlış olmasını halka ve ümmete bildirirdi , açıklardı . kendi bendelerinin zelaletine,doğru yoldan sapmalarına göz yummazdı muhakkak . şimdi onları yalanlamadğı halde ve aksine onları doğruladığı ve teid ve tesdid ettiği için , onların doğru oldukları , cenabı allah tarafından gelmiş olmalarını ve cenabı allahın onlardan razı oluşunu göstermekte ve ispat etmektedir . kuranda cenabı allah kendi peygemberlerinin , kendi ümmetlerine peygemberlik delillerini sıraladığı ve buyurduğunda , görüyoruz ki kendilerinin haklı ve doğru olmalarının delili ve isbatı için cenabı allahı şahit getiriyorlar , kısaca birinci ve ilk gerye ve sınıf adamları , peygemberin peygember oluşunu kertenkeleyi konuşturduğu için kabullenmişler , ikinci sınıf ve bir sonrakı gerye adamları ise cenabı allahın teyidi ve tasdiki ve tesdidi için ve onun tegriri ve ilan etmesi için . mesela zahir ehli cenabı allahın sıfatlarını sıraladıkları ve saydıkları zaman,bunları konuşmalarına delil olarak değil sırf laf olsun diye , konuştuğu konuşmanın güzel olması için kullanmaktalar . bu kadar süphe bu kadar zorluklar sırf bu yüzden ortaya çıkmakta , eğer cenabı allahı ve peygemberi ve imamları olduğu gibi tanısalar onları doğru yollar ve düzgün deliller ile ispat etseler bu şüphelere bu zorunluklara düşmezlerdi . bakınız mesela bir hadisin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyor . acaba bu hadis gerçekten peygemberden ve ya imamdanmıdır ? değilmidir ? onun senetlerinin peşine düşüyor . kim söylemiş , kim kimden rivayet etmiş ? bin dört yüz yıl öncesine kadar araştırmağa başlıyor. Şimdi araştıran şii ise, ravilerin şii olup olmadığını araştırıyor , sünni ise sünni olup olmadığını ,kendisi hangı mezhep deyse o mezhepte olup olmadığını araştırıyor . doğru konuşan mıymış değilmiymiş ? adil miymiş değil miymiş ? allah aşkına bir düşünelim bizim yaşadığımız zamanda aynı kent de ve şehirde olan bir kimse hakkında bu araştırmaları kolayca yapabilirmiyiz ?, o şahısın hakkındakı tüm istediklerimizi öğrenebilirmiyiz ? bu imkan ve olanak varmıdır ? bu işi yapmak istersek hakketen kolayca yapabilir doğrusunu öğrenebilirmiyiz ? geçen zamanlarda başka bir kentte ve şehirde yaşayan bir kişi hakkında nasıl ? çok daha önce ölüp aramızdan köçen bir şahıs , bin yıl önce ölen bir kimse hakkında nasıl ? bunlar kendi hayallerine göre kendi düşünceleri ile rical kitaplarına müracaat ediyor ve oradan hakkı ve gerçeği araştırmaya başlıyor . ben soruyorum , acaba bu kitabı yazan adamı tanıyormusun ? bunun nasıl adam olduğunu biliyormusun ? sen ravi hakkında araştırma yapıyorsun ve ravinin doğru dediğini demediğini anlamak istiyorsun . peki bu yazarın nasıl adam olduğunu dinini , inancını nasıl araştıracaksın ? iyi adam olduğunu inancının doğru olduğunu öğrendin diyelim , acaba doğru düşündüğünü hadislerin doğru anladığını nasıl anlıyacaksın ? bunları anladın diyelim . bu beş yüz yıl önce yaşıyan adam ve ravi ve bu kitabın yazarı , kendinden yedi yüz yıl evvel yaşıyan ravilerin hakkında nasıl araştırma yapmış ,onların nasıl insan olduklarını hangı din hangı mezhep hangı düşüncede olduklarını nasıl araştırmış ve doğru olmalarını nasıl öğrenmiş acaba ? mesela kitabında sened olarak mohemmed oğlu müslimin peygember efendimizden rivayet etmesini bildiren ve ilan eden bu adam , bu mohemmed oğlu müslümin peygember efendimizin zamanında yaşıyan ve o hazretten duyan ve işiten mohemmed oğlu müslim olmasını nasıl öğrenmiş . mohemmed olan lar müslimoğlu mohemmedler aynı işi yapan mohemmedler ve müslimoğlu olanlar bir değil iki değil yüzler kişi bu isimle aynı şehirde doğmuş yaşamış ve ölmüş gitmiş . bu denilen adam o esas olan mıdır değilmidir nereden belli nasıl belli olur ? bunlardan daha zor olan bu ki eğer bir kişi her hangı bir haberi kendinden yazar onu halk arasında dağıtmağa gayret ederse onun söylüyeninin adını da yalan olarak yazabilir mesela bu gün geçen yüz yılda yaşamış bir ünlü adamdan bir yalan yazmak isterseler onun lafını kendi zamanında yaşamış olan yakınlarının birisinden duyulmuş olmasını iddia ederler ve falan yakını demiş derler . kim nasıl bu sözün doğru olup olmadığını ispat edebilir acaba ? bakınız ne kadar zor bir yöntem seçmişler , bu kadar zor bir yöntemle elde ettiklerine bir bakalım , ne kazanmışlar ? kazanmış oldukları sırf bir zann bir şüphe , belki peygember efendimiz söylemişler bu sözü , bu hadisin peygember den olma ihtimalı vardır diyorlar . muhakkak bir konu elde edememişler bu kadar araştırmadan sonra . and olsun allaha , bu tür araştırma ile akıllı ve zeki bir adama mezenne değil şüphe bile sağlanamaz , evet ilimin eksikliği bunların işlerini bu kadar zorlaştırmış ki bu kadar geçersiz bir delile baş vurmuşlar ve kendilerinin ve bir çok insanın dinini , dünya ve ahiretini bu kadar geçersiz delillere dayalı bırakmışlar . fakat ikinci sınıf ve gerye ehli ve adamları cenabı allah ve onun resulu ve imamların marifetini ve tanımasını tam yaptıklarından , onları hakketen doğru yollarla tanıdıklarından , cenabı allah ve onun resulu ve imamları hakiki şahit ve nazirbildikleri için onların buyurduklarına inanıyorlar . onların buyurduklarını gördükleri zaman ki buyurmuşlar :yehmelo hazeddine fi kollo gernen edulon yenfune enho tevilel mobteline ve tehrifel ğaline ve entehalel caheline يَحمِلُ هذا الَدّينَ في كُلُّ قَرنٍ عَدوُلٌ يَنفُونَ عَنهُ تَاويلَ المُبطِلينَ وَتَحريفَ الغالينَ وَ اِنتِحالَ الجاهِلينَ yani : taşıyorlar her zaman bu dini adil ve doğru düzgün insanlar ki uzaklaştırırlar ondan batil konuşanların açıklamalarını, golovv yapanların (bir iş ve ya kişi hakkında olduğundan fazla tarif etmek) değişimlerini , cahillerin kendilerine ilim bağladıklarını alimlik iddiası yapanların iddialarını . bu tür hadisler ve haberler oldukça çok, bunları gördükleri zaman kesin inanırlar ki imam bu işleri yapmak için bazı insanları görevlendirmişler vebunlar hazrete hoccet eccelellaho ferecehin buyurmuş oldukları bu buyuruğu gördükleri zaman ki buyurmuşlar: enna ğeyro mohmeline lemoraatekom ve la nasine lezekrekom اِنّاغَيرُ مُهمِلينَ لِمُراعاتِكُم وَ لا ناسينَ لِذِكرِكُم yani : biz sizi muraat etmeni ihmal etmeyiz ve sizi unutmayız . artık güvenerek inanıyorlar ki böyledir ve imam hakketen bizi korumaktadır , böylece imamın emir verdikleri gibi ravilerin sige olanlarına muracaat edip , onların dediklerini güven ile dinleyip , uygular ve rahat ederler . ne kadar iyi demiş şair :
چه غم ديوار امت را كه باشد چون تو پشتيبان ** چه باك از موج بحر آنرا كه باشد نوح كشتيبان
Yani : ümmet duvarına senin gibi bir koruyucu olduktan sonra ne gam ne korku gemide oturan bir kimse, nuh gibi kapitanı olduktan sonra denizin dalgasından neden korksun .
Fakat tanıması ve marifeti tam olmayan mükemmel olmayanlar bu konuların hiç birisine inanamazlar ve yürekleri , kalpleri rahat edemez , güvenemezler ve dini mezhebi belli olmayan rical kitabının yazarının yazdıklarına daha çok güvenirler , ama mömünler uyandırıldıkları takdirde uyanırlar ve canabı allahınzikri olan peygember ve onun halıfelerine güvenirler .ella bezekrellahe tetmeennol golubo الا بِذِكرِ اللهِ تَطمَئِنُّ القُلوبُ yani : allahın zikri ile kalpleri güvenir duruma gelir .
Evet ne kadar kısa yazmak istersemde uzuyor konular ,ne kadar lafı kısaltım istersemde kalbim usandım artık bağır diyor . dönelim ele eldığımız konuya , dedim ki ikinci sınıfın delili, bu geryenin adamlarının burhanı ve mantığı hasene moizesi dir ( moizeye hasene , yani hasen moizesi kuran istilahı ve kuranda geçen bir kelimedir ki türkçesi iyi konuşmak ve mantıklı ve iyi anlatmak tır ) bunlar delillerini cenabı allah ve onun resulunu iyi ve tam olarak tanımak ve allahın sıfatları ve adları ve isimlerine dayalı ve tahir ehli beyt eleyhemosselamın hakkında söylenmiş feziletlere dayalı olarak çıkarır veistihrac ederler . bunların işi şeriyetin tüm zahirini ,namaz , oruç ,haç , cahad , zekat , hums ve diğerlerini uygulamakla birlikte birde , zikr etmek , düşünmek , ilim öğrenmek , helm yapmak , ve nebahettir. Sıfatları ise nezahet ve hikmettir . bu işlerin aslı ve kökü de , güdsiyye nefsindendir . bu nefs de bulunan bu sıfatların ve bu işlerin gölgesi bu şahıslarda ortaya çıkan zilliyye insaniyyetinde zahir olmuş ve bu emirleri yapmakla bu sınıfta ve bu geryede seyr eder ve dolaşırlar . bunlar böylece kendi batinlerindeki anlama güçlerini , meşairlerini islah ve tedil ederler ki , yeteneklerinin sefası gudsiyye nefsininin oluşumuna elverişli olsun ve onlarda bu nefs oluşsun . Velakin bu aşamada yapılacak olan islahın yolları ve yöntemleri bir öncekinden farklıdır . bu aşamada konu ruhun islahı ve tedili ve itidala gelmesidir , bir öncesinde beden ve cisimin tedilinden konuşuluyordu . cisim cisimden etkilenir ruh ruhtan . cisim ve bu beden kirlenirse onu su ile yıkar ve temizlerler velakin ruh kirlenirse onu su ile yıkamak ve temizlemek mumkun olmaz . onu temizlemek için kendi türünden yardım almak gerekir onu cisim ile değil başka temiz bir ruh ile yıkamak ve temizlemek olur ancak . bir önceki sınıfta şeriyetin zahir uygulamalarında fegihlerin imam dan rivayet ettiklerini duymak ve onları uygulamak yeterli olur ve tüm meseleler çözülür ve iş bitiyordu . fakat burada artık kelimeler yetmez ve eksik olan henuz mükemmel olmayan ruhların eksikliklerini gidermek için bir mükemmel kişiye ihtiyaç vardır ki kendinde olan mükemmelliğin fazlası ile ki kendisi bir ruhani rivayet sayılır , ruhların eksikliğini tamamlasın ve onları mükemmel yapsın . ancak böylece bu ruhlar gelişir ve mükemmelleşirler , bu tamamlamak ve tamamlanmak , görüşmeler sayesinde ve bu mükemmel şahsın sevgisi ve onunla ilgilenmek ile olur ancak. görmüyormusunuz bir duvarın ışıklanması için bir lamba ve ya mum ve ya far gerekiyor , duvar o ışık kaynağına bakmalı ona arkasını çevirmemeli , eğer duvar yüzünü ışığa taraf çevirirse ışklanır yoksa karanlık kalır , şimdi duvara dersek lamba ve ışık kaynağı ile ışıklan , ışıklanır mı acaba ? Tabi ki lafla olmaz bu iş ,bir lamba ve ışık kaynağı gerekiyor ve duvarın yüzü ışık kaynağına dönük olmalı , yoksa ışıklanamaz ve karanlık kalır.bu ışıklanmanın gerçekleşmesi için lambanın ve ışık kaynağının ta kendisi olmalı ve bu eksikliği kendisi gidermeli . şimdi eğer her hangı bir kişi ikinci gerye ve sınıfta ilerlemek isterse kendisinin ruhu bu geryede temizlenmek ve itidale gelmek mecburiyyetinde olmasından dolayı , her şeyden evvel , kendisinin, itaat ve kulluk sayesinde temizlenmiş ,mükemmelleşmiş ve itidale varmış bir ruha ihtiyacı vardır . bu ruh kendisi kemala ermiş olmalı ki başkasını da kemala erdirebilsin . mesela bir kömür kendisi az bir ışık saçarak karanlıkta görünür. fakat bir yeri ışklandıramaz , bu kömür kendisi görünüyor yani ışık açısından bir kemala ermiştir fakat mükemmel olmamış henuz başkasını ışıklandıramıyor mükemmel olan lamba gibi , başka mükemmel ışık kaynakları kendisi görünür diğerlerini de ışıklandırır ve görünür hale getirir . şimdi bu geryede ve sınıfta öncü olan bir kimse , ruhani sıfatlar , huylar ve uygulamalarda mükemmel olmalı ,tüm şeriyeti uygulamalı ve onun ruhu artık peygember efendimizin ve imamlarımızın ruhunu rivayet etmeli ve yansıtmalı, zahir ehli olan kimselerin, iyiliklere davet etmeleri her kesi iyi olmağa taşvik etmelerinin etkisiz olmalarının nedeni, kendilerinin bu işleri yapmamaları ve bu sıfatlarla sıfatlanmamış olmalarıdır . bunların ruhu ale mohemmedin ruhunu riveyet etmiyor, diğerlerinin ruhunu rivayet ediyor bunlar . bu yolun şeyhi ve hocası odur ki ruhu şare nin ( şeriyeti getirenin ) dedikleri , söyledikleri gibi olmuş ve şeriyetin tümünü yapmakla kendini onlara benzetmiş ve onların aynısı olmuş . böyle birisi ancak diğerlerini islah edebilir onların eksikliklerini giderebilir , böyle bir şahıs bu geryenin hocası ve yol göstereni dir , eksikliklerini gidermek isteyenler, şeytanın tuzağına düşmemek için ilk olarak bu yolun şeyhini ve hocasını tanımalı ve bulmalı dırlar .
Get e in merhele bi hemrehiye khezr mekon ** zolomat est beters ez khetere gomrahi
قطع اين مرحله بي همرهي خضر مكن ** ظلمات است بترس از خطر گمراهي
Bu yolu hızırsız(bilen biris olmadan) gitmeye kalkma
karanlıktır kayb olma tehlikesinden kork
Bu şahısların , hocaların işaretleri ve tanımak için sıfatları arabça yazılmış olan mubarek terigetonnecat kitabında ( necat ve kurtuluş yolları ) farsça yazılmış olan mesbahessalekin kitabında (saliklerin, yol gidenlerin ışığı, lambası ) kitabında yazılmıştır . zikr , fikir , ilim , helm , nebahat ve nezahat ve hikmet hakkında yazılmış ve açıklanmış olan tüm bu konular bu hocalar tarafından uygulanmalı ve bu sıfatların hepsine sahip olmalıdırlar bu hocalar , bunlardan başka cenabı allahın teyidi ve tesdidi de bunlarla olmalı ki bunlara güvenebilelim . bu tesdid konusu çok muhim olmakla bu yolda yürüyenlerin ellerinde baston gibidir , peygemberlerin peygemberliğini , imamların imamlığını , fegihlerin fegahetlerini , salih adamların salihliğini ,bununla tanırlar bununla kesinliğe kavuştururlar ve bununla güven kazanırlar . siz eğer bu kitaplara muracaat ederseniz cevabınızı bulursunuz , fakat bu özet de bunların işaretlerini içersin diye bu kitapta bu açıdan boş olmasın diye kısaca diyorum ki bu aşamada ihtiyacımız olan bu şahıs bizim ondan öğrenmek istediğimiz konularda bizden daha üstün olmalı bizden daha çok bilmeli ,bildiklerini de uygulamalıdır . yoksa bizden daha çok bilmez ise bizi tabiki bilgilendiremez . mesela bir 30 derece sıcaklıkta suyumuz varsa bu suyun sıcaklığını yükseltmek istersek onu 30 dereceden fazla sıcaklığı olan bir kaynağa yaklaştırmalıyız , bu yaklaştırdığımız sıcaklık kaynağının sıcaklığı 25 dereceyse bizim 30 derece sıcaklığı olan suyumuzu 40 derece yapamaz , 30 dereceden yüksek sıcaklığı olan her hangı bir kaynak bizim 30 derecemizi yükseltebilir , bu sıcaklık nekadar yüksek olursa o kadar çabuk bizim suyumuzu ısındırır ve derecesini yükseltir tabi ki . şimdi bakalım biz ne peşindeğiz , hangı huyları hangı sıfatları arıyoruz . bunu bildikten sonra o istediğimiz ve sevdiğimiz huyları ve sıfatları bizden daha fazla taşıyan ve uygulayan kimseyi arıyacak bulacağız ki bize hocalık yapabilsin ustalık edebilsin ve yol gösterebilsin . şimdi biz insaniyyet sıfatları peşinde ve ona talibiz ve her hangı bir kimse bu sıfatları bizden fazla taşıyor bizden fazla uyguluyor ise onun peşinden gideriz ve ondan insanlık sıfatlarını öğrenerek bu sıfatlarla sıfatlanırız ki kendimizde insanlık ruhunun zuhuru için bir olanak sağlansın . şimdi eğer bu yolda o kadar ilerlemiş ve vucudu insanlık ateşi ile alevlenmiş bir kimseni bulabilirsek ne ala ve ne mutlu bize , o zaman kendi isteğimize varmış oluruz ve ona bakmakla ondan itaat etmekle , onun sıfatları ile sıfatlanmak ile kendi vucudumuzda bir çıkar varsa , bizde bulunan yanma özellği taşıyan yağlarda bir çıkar varsa onun insanlık ateşi ile alevlenir ve insanlık ateşi bizdede yanmağa başlıyabilir, bizde bir insan olabiliriz . eğer bu çıkar bizde bulunmuyorsa , eğer bu sıfatları bizde kendimiz uyguluyabilmezsek en azından onun karşısında durduğumuz için onun ışığı ve nuru ile ışıklanır ve nurani olur ve zulamattan ve karanlıktan kurtulmuş oluruz , bu da karanlık kalmaktan çok daha iyidir . aynı o duvar gibi , kendisinde alevlenme ve ateş gibi yanma ve ışık saçma kabiliyyeti yoktur ama ışğın karşısında durduğundan karanlıktan kurtulmuş ve ışıklanmış ve görünür hale gelmiştir ve böylece ışıklığın sıfatlarından faydalanmış . velakin eğer böyle birisine varamazsak böyle bir şahıs bulamazsak en azından yüzümüzü bu insanlık nuru ile ışıklanmış bir kimseye doğru çevirelim ki onun nurunun fazlasından bizede biraz gelsin diye . aynı o iç içe olan odaların duvarları gibi . içeri duvarlar gerçi dünyanı ışıklandıran güneş karşısında değiller ama güneşten ışıklanmış olan dışta bulunan duvarlarla karşı karşıya oldukları için onların ışıklarından ışıklanırlar . şayet bu mesel ile esas olan konuyu anlarsınız , işin özüne ve gerçeğine düşünerek varırsınız ki bu var olduğumuz alemde hayvanlıktan bir adım yukarı çıkmış bulunuyoruz fakat insanlığada henuz varmamışız , güdsiyye nefs bizde zahir olmamış ve şimdilik zilliyye insaniyyet aşamasındayız , bizlerin nefslerimiz kalınlıklarından ve karanlılıklarından dolayı güdsiyye nefsini ve onun daha ustu olan nurlarını yansıtamıyor , cenabı allahın nuru ve alemin ilk yaratığı olan hazrete peygember efendimizin şerif vucudundan yansıyan nur, letafetin , inceliğin en üstün mertebesinde olduğundan bizlere anlaşılacak ve düşünülecek ve görünecek gibi değil . bizlerin yüreklerimiz ve kalplerimiz bir aracı olmadıkça iman nuru ile ışıklanamaz . bizimle onun arasında her hangı bir vesile ve aracı gerekiyor , kendi karanlılıklarını ortadan kaldırarak kendi olanakları ve başarıları sayesinde ondan direk alabilecek nur ile ışıklanmış bir vasıta gerekiyor ve bu ışığının fazlası ile de bizleri ışıklandırabilir böyle bir kişi . aynı bir mumun alevi gibi , bu mumun alevi kendisi sim siyah ve karanlık dumandan başka bir şey değildir , aynı kapı duvar gibidir , fakat letafet ,incelik , saflık , ve öz olma sayesinde her yerde bulunan , var olan ateşi, kendinden geçirmiş ve ateşe bir pencere gibi olmuş ve ateş onun vasıtası ile karanlık cisimler dunyasına adım atmış ve her kesi kendi nuru ve ışığı ile ışıklandırmıştır . bu alevin ortada var olmasının nedeni ve işareti, kapıların duvarların ve karanlık olan eşyanın ışıklanması ve görünür olmasıdır . bizim alemimizde de cenabı allahın tohid nurunu , peygemberlik ve vilayet nurunu yansıtan kişilerin var olmalarının delili ve işareti bazı insanlarda bulunan imanlar dır , onlara karşı yüreklerde ve kalplerde hiss ettiğimiz ve gördüğümüz sevgilerdir . güneşin varlığına hiç bir delil ve işaret alemin ışık olmasından üstün olamaz . ne zaman ki alemimizde ışık vardır güneş göktedir anlamına gelmekte ve tüm dünya bunun tersine şehadet verirlerse akıllı bir adam kabul etmez ve onların kör olduklarını ve bu güneşin ışığını görmediklerini ve ya her hangı bir neden ile inad ettiklerini anlar şimdi biz bir odadayken güneşi göremeyiz fakat her hangı başka bir ışık kaynağı olmadığı halde oda ışık ise güneşin var olmasına inanmak ve güvenmek akıldandır. Bu yazdıklarımı, sözler güzel olsun diye yazmıyorum çok şükürler olsun ki yazdıklarımın hepsi ale mohemmed eleyhemosselamın ve dinimizin büyüklerinin buyuruklarındandır . örnek olarak da bir kaç hadis burada rivayet ediyorum :
Ebi haled kaboli diyorki : hazrete ebi cafer elehyesselamdan ( altıncı imam ) sordum cenabı allahın buyurduğundan ki buyurmuş :fe amenu bellahe ve rosolehe vennurellezi enzelna : فَآمِنوُا بِاللهِ وَ رُسُلِهِ وَالنّوُرِ الَّذي اَنزَلنا yani : öyleyse allaha ve onun resuluna ve nazil ettiğimiz nura iman getiriniz . ne demek . buyurdu ey eba haled bu nur, yemin olsun allaha ki ale mohemmed ten olan imamlardırlar kıyamete kadar . onlardırlar allaha yemin olsun cenabı allahın nazil buyurduğu nur , onlardırlar allaha yemin olsun cenabı allahın nuru gökte ve yerde . yemin olsun ey eba haled cenabı allaha imamın nuru mömünlerin kalbinde , gündüz gökte parlıyan güneşin ışığından daha ışıklı daha parlaktır . ve bunlar and olsun allaha mömünlerin yüreklerini ışıklandırırlar , cenabı allah gizli tutar ve örter onların nurunu istediği kişilerden ve onların kalpleri ve yürekleri karanlık olur , hadisin sonuna kadar .
Hazrete peygember selellaho eleyhe ve aleh buyurdular : sordum cebrailden ilim sahiplerinden , dedi onlar senin ümmetinin ışıkları ve lambalarıdırlar dünyada ve ahirette .
Bu iki hadisten belli oluyor ki bu alemin temsili lamba temsilidir ve imamın nuru onun kalbine yansımış ve güneşten daha parlak yapmış onu .
Hazrete emirel momenin eleyhesselam buyurdular : kaçınınız mömünün ferasetinden onun zekasından , ince oluşundan tedbirliliğinden , o allahın nuru ile bakıyor , düşünüyor , anlıyor . buyurdu buna göre ki biz cenabı allahın nurundan yaratıldık , bizim şiilerimiz ( burada şii den maksad kendini tam olarak onlara benzetenler ve onları kabul edenler ve sevenlerdir ) bizim nurumuzun şua sından ışığından yaratıldılar. Onlardırlar seçilmiş iyi işler yapan . onlar feraset ehlidirler ,onların ışığı diğerlerinide ışıklandırır , bedrin (on dört gecelik ayın ) gece zulumatında yaptığı gibi . bu hadisten belli oluyor ki alimlerin kalpleri ve yürekleri aynı lamba gibi imamın nuru ile ışıklanmış ve bu ışığı da diğerlerine yansıtır, alimlerden maksad da mömünlerin seçilmişleridir , imamın nuru olan iman , bunların lamba gibi olan vucutlarından diğer zayıf mömünlere yansıyor . bunlar ortada olmazlarsa artık her hangı bir ışık kalmaz ve imamın nuru ortadan kalkar , gözlerden gizlenir . aynı hadisde olduğu gibi :
Hazrete sadık eleyhesselam buyurdular : eğer yer yüzünde mükemmel mömünler olmazlarsa , cenabı allah bizi kendine doğru yukarı alır .
Hazrete asgeriden (on birinci imam )dir ki buyurdular : eğer olmasalardı ; on ikinci imamınızın ( eleyhesselam) geybetinden sonra , ona davet eden alimler, ve allahın dinine eklenen fazlalıkları , eksiklikleri uzaklaştıranlar ,cenabı allahın höccetlerine hidayet edenler ve şiilerin zayıflarını şeytanın ve onu temsil edenlerin tuzağına düşmekten , ve onların duşmanlarının verdikleri para pul vadelerinden koruyanlar , her kes cenabı allahın dininden çıkar ve mürted olurdu . velakin onlardır lar ki şiilerin zayıflarının yüreklerinin direksiyonu ellerindedir , aynı bir gemi kapitanının geminin kontrolu elinde olduğu gibi . bunlardırlar efzelun , efzel olanlar ve her açıdan yüksek dereceye sahip olanlar cenabı allah yanında . bu yukarıda dediğim, (imamın nuru iman dır) cenabı allahın bu şerif ayette buyurduğudur ki buyurmuş : fe amenu bellahe ve rosolehe vennurellezi enzelna فَآمِنوُ بِاللهِ وَ رُسُلِهِ وَ النّوُرِ الَّذي اَنزَلنا yani : cenabı allaha ve resuluna ve nazil ettiğimiz nura iman getiriniz . ve mömünlerin imanı o nur ile ışıklanmaktır ve mükemmellerin vucudu ortada olmazsa iman nuru mömünlerin zayıflarının kalbinden köçer gider . bu imanların varlığını görüyorsunuz ya , biliniz ki henüz bu ışık var ve lamba yanmaktadır , biliniz ki mömünlerin büyükleri varlar . şimdi eğer biz henüz kendi kabiliyyetimizi , imamdan direk alan ve onunla irtibatta olan şahısları tanıyıp irtibat kurabileceğimiz kadar yükseltemedik se , bu tür insanların eteğine başka mömünler vasıtası ile tutunabiliriz inşaallah . eğer biz odadaysak ve direk güneş ışığından ışıklanamıyorsak , güneşin ışığından direk ışıklanabilen odanın kapısına karşı olan bembeyaz duvardan ve güneşin ışığını bize temsil eden ışıklanmış duvar ve odadan faydalanabiliriz inşaallah .
Bunlar hep meseldir, temsil dir sizin zihninizin ve düşüncenizin konuya yaklaşıp onu idrak edebileceğiniz için yazıyorum ,güneşten kastettiğim her zamanda olan mömünler içindeki en yüksek makam ve mevkiye,imana sahip olan dır ki onun şerif vucudunun kabiliyyeti aynı alev gibi ateşten tutuşmuş ve yanmağa başlamış . imam eleyhesselamın nuru ile alevnenmış ve onun has nayibi , kapısı , aracısı olmuştur ,imam eleyhesselamın bize yetiştirmek , vermek istediği ilimler , feyzler ve iman nurlarını o alev vasıtası ile yetiştirir , o alev imam eleyhesselamın nuruna yapışıktır , ondan ayrı değil ve ayrılığı yoktur , hazrete sadık eleyhesselamdan hadis vardır ki buyurmuşlar : eğer halkın gözünün önündeki perdeler çekilirse ve cenabı allahı ezzeveccel ile mömünler arasındakı bağları bu halk görürlerse , boyunlar mömünlere karşı bükük olur eğilir ve onlara karşı saygılı olurlar , hadise şerifin sonuna kadar .
Buna göre imam eleyhesselam ne kadar gayipse gözlerden gizli ise , onun has nayibi de gayip ve gözlerden uzaktır ve mömümlerin ona ulaşmak imkanı yoktur . hazrete sadık eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurdular : on ikinci imamın babı , kapısı , vasıtası , o imamın gözlerden gizli oluşu ile gizli olur ve her kes onu göremez . buna göre geybet ve imamın gizli oluşu esnasında mömünlerin zayıfları o alemi ışıklandıran güneşe varamazlar , buda kendilerinin zayıflıklarından dolayı dır yeteneklerinin azlığından doğmuş bir durumdur , yoksa o güneş yerinde durmakta ve nurunu hiç kimseden kısıtlamadan her tarafa yaymaktadır . ne mutlu alabilene , kullanabilene . fakat nasıl ki zayıf gözler çok kuvvetli ışıklara bakamazlar ve bir gözlük aracılığı ile ışığı ve nuru azaltarak , zayıflatarak ona bakmak ve görmek imkanı bulurlar , zayıf mömünlerde aynı şekilde kendilerinin kusurlarından dolayı o parlak güneşten direk olarak alamazlar feyzleri ve iman nurunu . hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyuruğudur ki buyurmuşlar :enne hedisena ehlel beyte seebon mostesebon la yehtemelho ella melekon mogerrebon ov nebiyyon morselon ov ebdon emtehenellaho gelbeho lel imane .
اِنَّ حَديثنا اَهلَ البِيتِ صَعبٌ مُستَعصَبٌ لا يَحتَمِلهُ اِلاّ مَلَكٌ مُقَرَّبٌ اُو نَبِيٌّ مُرسَلٌ اُو عَبد امتَحَنَ اللهُ قَلبَهُ لِلايمانِ .
Yani : biz ehli beytin hadisleri zordur , kaldıramaz , dayanamaz , tahammül edemez onlara , bir mügerrep melekten , mürsel nebiden , ve cenabı allah kalbini sınavdan geçirmiş bir bendeden, kuldan başka . şimdi güneşin parlak ve çok ışıklı olan nuruna bakamıyan zayıf gözler ,o ışığa ve nura dayanabilmeleri ona bakabilmeleri için bir kalın ve boyalı olan cam ve ya ince bulutlar arkasından bakmaları gerekiyor . hadisde vardır ki ravi hazrete sadık eleyhesselamdan soruyor : cenabı allahın gizli ve örtülü olan höccetinden halk nasıl yararlanırlar , buyurdu : aynı havanın bulutlu olduğu zaman güneşten yararlandıkları gibi . bu halkın o parlak güneşe yetişmeleri ve ona varmalarının örneği ve onların mertebeleri ve iman dereceleri , seyr edecekleri geryeler ve köyler ya sınıfların meseli , aynı o yedi tane iç içe olan odalarda bulunan kişiler gibidir . bir düşünün yedi oda iç içe birinden diğerine kapıları olan odalar gibi , bu odaların ışığı bir önceki odadan geliyor yani her oda bir oda öncesinden ışıklanıyor , bir önce olan odanın ışığı bir sonrakından fazladır tabi ki , bu odalarda bulunan kişilerinde gözleri tedavi olup güçlenmez ise , orada olan ışıktan daha fazla ışığa dayanamaz ve eziyyet çeker , ancak tedavi olur kusurları giderilirse daha fazla ışığı olan bir önceki odaya geçebilir . hazrete bager beşinci imamımız eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurdular : mömünler her birsi bir mevkideler , mertebedeler, bazıları birinci bazıları ıkıncı , üçüncü , dördüncü , beşinci, altıncı ve bazıları ise yedinci mertebedeler . birinci mertebedekine ikinci mertebede olanın bilimini ,imanını yüklersen kaldıramaz tahammül edemez , ikincide olana üçüncüdekini verirsen kaldıramaz ta altıncıya kadar saydılar ve buyurdular altıncıdakine yedide olanınkını verirsen kaldıramaz ve tahammül edemez . dereceler , mertebeler ve mevkiler bu türdürler bu tertibdirler . şimdi bu odalar aynı o geryeler , dereceler ve mevkiler gibi dirler , birinci gerye o son oda gibidir , şeriyetin zahirini öğrenenler , anlıyanlar ve uyguluyanlar o son odada bulunanlardırlar ,güneşin ışığından en az o odaya gelmiştir , bunların marifetleri ve imamlarını tanımakları diğer odadakilerden ve geryedekilerden daha azdır . bunlar imamın çoğu feziletlerini görmezler ve o feziletleri kabul etmezler , bunların imamın ışığına ve nuruna tek yolları bu odanı bir evvelki odaya bağlayan kapıdır . bu kapı onların ışığa varan kapıları ve aslında onların yaşayan ve hayatta olan alimleri , fegihleri ve öğretmenleridir , eğer onun önünde durarlarsa ondan alırlarsa , aynı bu kapının önünde bulunan duvar gibi yetenekleri kadar imamın nurundan ışıklanırlar ve onun dediklerini anlarlar . hadislerin içeriklerine yegin etmiyenler , hadislerin delaletini şüpheli düşünenlerin işlerinin en büyük eksiklikleri ve kusurları bu ilim kapılarının ve bir öncesinden ışıkalan o kapının karşısında bulunmamaklarıdır , bunlar adetler , tebiyetler, şehvetlerin paslarının kirlerini kendilerinden atmamışlar ve yürek ve kalpleri ile imam eleyhesselama gitmemişler ve onun nuru ile ilgilenmemiş ve düşünceleri ve anlayış güçleri zayıf kalmış ve ilerleyememiştir . bunlar eğer kendi itigatlarını ve düşünecelerini islah edip imam eleyhesselamın bütün iyiliklerin başı ve onların kökü olduğuna inanırlarsa problemleri çözülür . bunlar tüm hayırlar imamın nuru ve onun vücüdündandır , hayırlardan biride düşünce ve akıldır ki oda bunların nurudurdiye düşünürlerse problemleri kalmaz. aynı o hadisde olduğu gibi : evvele ma khelegellahol eglo اَوَّلَ ما خَلَقَ اللهُ العَقلُ yani : canabı allahın ilk yaratığı akıldır . ve bir diğer hadiste hazrete peygemberselellaho eleyhe ve aleh buyurdular : evvelo ma khelegellaho nuro nebiyyeke ya cabero اَوَّلُ ما خَلَقَ اللهُ نُورُنَبيِّكَ يا جابِرُ yani: cenabı allahın ilk yaratığı senin peygemberinin nurudur ya cabir . bunlar akılın peygemberimizin nuru olduğunu ve o hazretten imamlar eleyhemosselama geldiğini , geçtiğini ve bunlardanda mömünlere geçtiğini anlarlarsa ve bu konuya inanırlarsa , hadislerin manasını anlamak istediklerinde kendi zihinlerini kafalarında olanları bir tarafa bırakarak tüm heveslerden ,şehvetlerden boşaltırlarsa , yürekle ve kalpten imam eleyhesselamdan isterlerse , dünyanı dolduran imamın nuru onların kalbine yansır ve anlama güçleri artar ve imam eleyhesselamın o hadisi söylemekle ne kast ettiğini anlarlar , diğerlerinede fetva verebilir ve imam eleyhesselamın nurunun kapısıda olabilirler . fakat eğer alimlere muracaat etmezlerse ,bu dediğim gibide imam eleyhesselamdan almazlarsa , zenn ve şüpheler içinde kalırlar ve fetva vermek onlara haram ve günah olur .çünkü kesin bilmediğimiz ve onun doğruluğunu ilimle isbat edemediğimiz her hangı bir konuya inanmak ve onu uygulamak ve kullanmak cayiz değil ,diğerlerinide ona davet etmek aynı şekildeharamdır. hazrete sadık eleyhesselam bu konuda buyurdular : la tَehِellol fotya lemen la yestefti mِenَellahِe bِesَefaِe sِerrَehِe ve ِekhlasِe َemَelِehِe ve َelaniyَetِehِe ve borhanen men rebbehe fi kolle halen le َennَe men َefta feged hَekَem َe vel hokmo la yesehho ella be eznen menellahe ve borhanehe ve men hekeme belkhebere bela moayeneten fehove cahelon meekhuzon becehlehe ve mesumon behokmehe .
لا تَحِلُّ الفُتيي لِمَن لا يَستَفتي مِنَ اللهِ بِصَفاءِ سِرِّهِ وَاِخلاصِ عَمَلِه وَعَلانِيَّتِه وَبُرهانٍ مِن رَبِّه في كُلِّ حالٍ ِلاَنَّ مَن اَفتي فَقَد حَكَمَ وَ الحُكمُ لا يَصِحُّ اِلاّ بِاِذنٍ مِنَ اللهِ وَ بُرهانِه وَمَن حَكَمَ بِالخَبَرِ بِلا ُمعايِنَةٍ فَهُوَ جاهِلٌ ماَخوُذٌ بِجَهلِه وَمَاثوُمٌ بِحُكمِهِ
yani : cenabı allahtan , sırrının sefası ile , emellerinin ve işlerinin ihlasi ve hulusu ve görünüşteki uygulamaları ile cenabı allahtan sorup soruşturmadan ve her hali karide allahından ve rebbinden bir delil olmadan fetva vermek helal değildir , bu iş hüküm vermektir , hüküm vermek cenabı allahın izni olmadan , ondan bir delil olmadan doğru olmaz , bunlar olmadan hüküm veren cahildir , cahil cezalandırılır cehli nedeni ile ve günah işlemiş hüküm vermesi ile .
Hazrete bagır eleyhesselam buyurdular : her kimse cenabı allahtan hidayeti ve ilmi ve kesin bilgisi olmadan halka fetva verirse , rahmet ve ezap melekleri onu lanetlerler , onun fetvasını uyguluyanların günahı ona gider . bitti şerif hadis çok gariptir ve merak edilir bu tiplerden ki nasıl olurda ilim kapılarının kendilerine kapalı olduğunu , haberlerin anlamlarını bilmediklerini ,anlamadıklarını igrar eden bu kimseler , ilim bakımından kendilerinden aşağı seviyyede olan evam milletten taklit ediyor ve bunların çok zor olan mebde ve mead ( yaratılışın başlangıcı ve bitişi ) hakkındakı anlayışlarını kendilerine höccet biliyor va onlardan taklit ediyorlar ve bu konularda rebbani alimlere karşı geliyor ve onları inkar ediyorlar ve aslı belli olmayan ,sünni lerden rivayet edilen bu anlamsız söze ve lafa : eleykon bedinel ecaez عليكم بدين العجائز yani : dininizi yaşlı kadınlardan alınız. uyuyor ve onu uyguluyorlar . neuze bellahe men bevarel egle ve gobhezzelele نعوذ بالله من بوار العقل و قبح الزلل . yani : allaha sığınıyoruz aklın fesadından ve yoldan kaymaların çirkinliğinden
Evet söz bu konudaydı ki birinci gerye ve birinci sınıf ehli ve adamları şeriyetin zahirini , kendileri uygulamada olan alimlerden alırlar ve bu ilaçla kendi cahillik dertlerine ilaç ve şıfa verirler ve kendi zahirlerini şeriyeti uygulamakla itidala getirirler , bunun neticesi ise onların ruhları sefa bulur, ışıklanır , anlayış güçleri çoğalır ve yukarı sınıf derslerini alma yeteneğine sahip olur ve ikinci sınıf ve geryeye geçerler . bu gerye ve sınıfta ise derslerin çeşidi ve hocaların anlatma yöntemleri ve delillerin çeşitleri ve uygulanan işler ve emeller böylece birinci sınıftakılarla farklı olur ve bu gerye ve sınıfın hocalarıda birinci sınıf hocalarından daha üstün olurlar , onların ilim ve uygulamalarına sahipler fakat daha üstün ilim ve uygulamalara da sahipler bu hocalar. Birinci gerye ve sınıftakıların delil ve burhanları mucadiledir ve bununla rahat eder ve ona güvenir ve inanırlar fakat ikinci sınıf öğrencilerin delili hesene moizesi hesene vaazıdır . bunlara mücadile delili yeterli ve inandırıcı olmaz , birinci sınıfın dersleri zahirdeki anlama güçleri , göz ,kulak , akıl , ve bu gibilerle anlaşılabilen şeriyetin zahiridir ve bunlarlada ( göz, kulak , dil , ayak, el ve bu gibiler ) şeriyetin zahirini uygularlar fakat ikinci gerye ve sınıf dersleri şeriyetin batinindendir ki batini anlayış güçleri ,hayal gücü düşünce , ilim yeteneği ve anlama yeteneği ile anlaşılır ve bu sınıfın uygulamaları ise her iki sınıftaki güçlerle , uygulamaya gereken zahiri ve ya batini araçlar ve vesilelerle uygulanır. birinci sınıfta öğrenilenler kelime kelime öğrenilir ikinci sınıfta ise hem birinci sınıftakı gibi hemide bir başka ve üstün bir türle ki oda şeyh ve ustad ve hocalar ve arkadaşlarla gidip gelme yolu ile onlardan direk alma ve böylece kendilerini yükseltme ve birde daha üstün olan işrag ( ilham alma ve hocanın bildiklerini hiç konuşmadan ve kalp ve yürekden direk alma ) ve istişrag ile öğrenilir . ( kalp ve batin yolu ile almak işrag ve vermek , öğretmek istişrag demek )
birinci sınıfın dersleri kitap ve sünnetin zahiridir. İkinci sınıf ve geryenin derslerinin konusu her iki sınıfın zahirinden başka onlrın batinlerinin içerdikleri berzehiyye meşairlerinin mertebelerindeki ,ersesindeki konularıdır . (mütercim : bildiğimiz gibi adem oğlu bir kaç mertebeye sahip olan bir varlıktır birinci ve en düşük mertebesi bu cemadi ve zahir olan erse ve mertebedir, ikinci mertebe berzeh mertebesi ve bir sınıf yukarı ve üstün olan mertebedir bu mertebelerin hepsinde anlama , düşünme , görme , işitmek ve duymak aletlerimiz vardır . zahir ve cemad mertebemizde göz ,kulak , dil gibi . şimdi ikinci mertebede artık duymak için kulak gerekmez ve onunla duyamayız başka bir duyma , işitme aleti gerekir görmek için göz yetmez o mertebede ve tüm zahirdeki aletler gibi berzeh te de aletler vardır ve her hangı bir kimse o mertebeye yükseldiği takdirde aletlerde onunla var olmağa başlar ve o kimse o mertebede duyar görür , anlar ,düşünür , sevinir , kızar ve tüm zahirdeki aletlere o mertebedede sahip olur :bitti mütercimin açıklaması ) bu gerye ve tüm diğer sınıfların esas ve mükemmel ustadı ve hocası şiilerin birinci şahsı en üstün olan ferdi ve imam eleyhisselamın hass ve onun tarafından seçilmiş olan kimsedir . odur imam eleyhisselamın ilminin nuru ile ışıklanan ışık kaynağı , tüm batini ve zahiri feyz ve iyilikleri şiilere ( hocalara )saçan ve yetiştiren odur , ona varmıyıncaya kadar hocalar , ustalar alimler aynı o nur ve ışık kaynağından ışıklanmış olan bir duvar gibidirler, her birisi kendi yeteneği gereğince ve başardığı kadar o ışık ve nuru alıp ve kendilerinden yansıtıyorlar . bunlardan bazıları ayna gibidirler , bazıları beyaz bir duvar gibi , kesin olan bu ki hoca ve ustad , ders konularında öğrencilerinden daha üstün olmalı , daha alim , daha mükemmel ve ders konuları hakkında bildiklerini her kesten daha iyi ve düzgün uygulamalıdır . şayed ki üçüncü sınıf hakkında yazacağım konularda daha çok açıklama yaparım , burada bu sınıfın ders konularını anlatacağım zaman , bu sınıfın hocalarının sıfatları ve onların işaretleri ve her kesten üstün olma gereği de anlaşılır . şimdi diyorum ki bu sınıfın ders konusu insaniyet emellerinin zahiridir , bu zahir kelimesinin anlamını dördüncü sınıfta açıklıyacağım inşaallah, insaniyyet güçleri ve yapacağımız işler bunlardır : zikr(dilde söylemek) , fikir ( düşünmek ve hayal ) , ilim , helm ( yumuşaklık ,halkın hatalarını bağışlamak , düyaya arka çevirmek ) ,nebahat ( şerafet , zekalı olmak , becerikli olmak ) ve bu beş işin ve uygulamanın iki neticesi olan nezahat ( her pislikten temizlenme ) ve hikmettir . meşayeh ve büyüklerimiz ve alimlerimizin buyuruklarından anlaşılıyor ki bunlar ikinci ve üçüncü sınıf derslerindendirler , bu buyuruklarda bu dersler hakkında bir ayırım yapmamışlar bunlardan hangısı ikinci ve hangısı üçüncü sınıfa ayittir diye , fakat bazı fermayışler ve buyuruklardan anlaşılan bunlardan zikr, fikir,ilim ve helm ikinci ve nebahat üçüncü sınıf öğrencilerine mahsustur ve nezahat ve hikmetin en yüksek mertebesi bu sınıfta zuhur eder bunun için zikr , fikir , ilim ve helm in anlamını ve manasını kısaca burada açıklayacağım kalanları da üçüncü sınıfı anlattığımız zaman açıklarızinşaallah . fakat genel olarak açıklamalar meşayihimizin kitaplarında vardır isteyenler muracaat ederler . arabca yazılmış mubarek terigettonnecat kitabı ,farsça da rucumuşşeyatin (arapcadan farsçaya çevirilmiş ) çok büyük molam ve büyüyüm hacı mohemmed kerim han ( cenabı allah onun mertebesini yükseltsin) yazmışlar ve misbahessalekin allahın rahmetine gitmiş olan hacı mohemmed han efendilerinin yazmış oldukları kitaplara muracaat ediniz .
[p 9] Burada söylüyeceklerimin birincisi zikr , zikirdir . zikir söylemek demektir . zikrin esası ve hakikatı peygember hazretleridirler sellellahoeleyhe ve aleh ( selamolsun ona ve onun alına ve ehlibeytine ) bu hazret cenabı allahın hatırasıdırlar halkın yanında ,her kese cenabı allahıhatırlatıyorlar , cenabı allah buyurmuş : ve enzelna eleykom zekren resula وَاَنزَلنا اَلِيكُم ذِكراً رَسوُلا yani : muhakkak sizin için bir hatırlama ve zikr vesilesi olarak bir resul gönderdik . bu hazretten sonra cenabı allahı hatırlatan o hazretin halifeleri ve yerinde görev yapanlar , tahir va temiz olan imamlardırlar eleyhomesselam ( selam olsun onlara ) bunlar kendi nurları ile tüm alemlerde , her alemin gereyi , o alemde görünebilir çeşidi seçerek o aleme inmiş ve nihayet bu dünyada beşeriyyet elbisesi ile bizim aleme inmişler . bu hazretlerin fuad , akıl, ruh,nefs, ve berzehiyye mertebeleri ve cisimleri cenabı allahın zikrinin nuru ile alevlenmiş , bu hazretler cenabıallahın nurunu yansıtan evler ve onu zahir eden ve anlaşılır hale getiren gömleklerdirler ki imam eleyhesselam buyuruyorlar :telke buyutonnure ve gesesozzohure تِلكَ بُيُوتُ النّوُرِ وَ قِصَصُ الظُهُورِ yani: ve onlar nur evleri ve zuhur gömlekleridirler. bunların her mertebesinden o mertebe cinsinden ve çeşidinden olan bir nur yansımakta ve o mertebenin tüm fezasını ve boşluklarını doldurmakta ve o mertebenin hocası ve terbiye edenidirler ., şimdi her kes hangı sınıfta hangı mertebede olursa olsun ,bulunduğu mertebede bu imamların o mertebesine dikkat ve teveccuh ederse , onların o mertebesinden yansıyan nur ile ışıklanacak ve nurlanacaktır . bu ışıklanmak ve nurani olmak o mertebede onları zikr etmektir,ve ona yansıyan ve ona varan bu ışık onun zikri ve cenabı allahın ayetidir işaretidir ki o mubarek vucudlar aracılığı ile ona varmış , o ışıklandırmak onun daveti ve dinidir ve onun beşareti ve inzar ve korkusudur ve ışıklanmak onun dinine inanmak ve kabullenmek ve onun imanıdır .
Enna erselnake belhegge şaheden ve mobeşşeren ve neziren ve daiyen elellahe be eznehe ve seracen moniren
اِنّا اَرسَلناكَ بِالحَقِّ شاهِداً وَ مُبَشِّراً وَ نَذيراً وَ داعياً اِليَ اللهِ بِاِذنِهِ وَسِراجاً مُنيراً
Yani : biz seni gönderdik ki şahid ve başaret veren ve korkutucu olasın ve bir ışık saçan lamba gibi allaha taraf davet eden onun izni ile.ve bu davet ile onları karanlıktan çıkarır ve ışıklığa kavuşturur. Yokhrecohom menezzolemate elennur . يُخرِجُهُم مِنَ الظُلُماتِ اِليَ النُور yani : onları karanlıktan ışığa doğru çıkarır . ve öncü ve imam buhazretlerdirler ki cennete davet ediyorlar . َe ِemmَeton yed une elel cennete ائمة يدعون الي الجنة yani : o imamlar ki cennete doğru davet ediyorlar ve bu nur cennet nimetidir ki mömünlerin etrafını çevirmiş yanı o nura bakanlar cennet dedirler . imam buyurmuşlar , siz cennettesiniz oradan çıkmamak için dua ediniz ve bu nur onların şefaetidir ki mömünlerle cift olmuş birleşmiş ve onunlaışıklanmıştır ki buda kuranın nurudur , enneho lezekron leke ve legomekeاِنَّهُ لِذِكرٌ لَكَ وَ لِقَومِكَ yani: şüphesiz o hatırlatma ve zikre neden olandır sen ve senin ayilen ve aalın için . ve bu ışıklar kuranın ayetleri ve ale mohemmed eleyhesselamın haberleridirler ki bunları hazrete peygember sellallahoeleye ve aleh efendileri okumuşlar ve imamlar kendi haberlerinde tefsiretmişler ve böylece mömünlerin aklına,nefslerine,kalplerine ve zahirlerine yansıtmışlar ki cenabı allah buyurmuşenne fi zaleke le ayaten lelmotevessemine :اِنَّ في ذلِكَ لاياتٍ لِلمُتَوَسِّمين yani: bu hikayede feraset ehline ayetler ve işaretler vardır .ve buyurmuş: enne fi zaleke leayaten leolel elbabe . اِنَّ في ذالِكَ لاياتٍ ِلاوُليِ الاَلبابِ yani : bu konuda akıl sahiplerine ayetler vardır . ve buyurmuş: bel hove ayaton beyyenaton fi sodurellezine ovtul elm بل هو آيات بينات في صدور الذين اوتواالعلم yani : her halde bunlarda düşünür insanlar için ayetler ve işaretler vardır . ve imam eleyhesselam buyuruyorlar :el elmo nuron yegzefehollaho fi gelbe men yohebbo اَلعِلمُ نُورٌ يَقذِفُهُ اللهُ في قَلبٍ مِن يُحِبُّ yani : ilim bir nurdur ki allah her kimseni severse onun kalbine yansıtır . ve yine cenabı allah buyurmuş :enne fi zaleke le ayate legomen yetefekkerune اِنَّ في ذلِك لايات لِقوُمٍ يَتَفَكَّروُنَ yani : her halde bunda tefekkür edenler için ayetler vardır . marifet ve tanımak tüm dünyayı yeri ve gökleri dolduran ve ışıklandırancenabı allahın ayetleri olan bu ışıklarla ışıklanmaktır , ziyarette vardır ki : eşhedo enne men erefekom feged erefellah اَشهَدُ اَن مَن عَرَفَكم فَقَد عَرَفَ الله yani : şehadet veriyorum her kimse sizi tanırsa allahı tanımıştır . duada okuyoruz :behem melee te semaeke ve erzeke hetta zehere en la elahe ella ente بِهِم مَلاتَ سَمائَكَ وَ اَرضَكَ حَتّي ظَهَرَ اَن لا اِلهَ اِلاّ اَنتَ yani : onların varlığı ile yerleri ve kökleri doldurdun böylece bilindi ki senden başka allah yoktur . ve hazreti emirelmömenineleyhesselam buyuruyorlar : enne merefeti benuraniyye hiye merefetollahe اِنَّ مَعرِفَتي بِنوُرانيَّه هِيَ مَعرِفَةُ اللهِ yani : beni nuraneyyet ile tanımak cenabı allahı tanımaktır . ve bu nur ve ışık onun sevgisidir ki yüreklere yansıyor ve onu dinliyor ve onun söylediklerini uyguluyor ve ışıklanıyor ve ona benziyorlar, böylece cenabı allahın ve onun peygemberinin ve imamların sevgisini kazanıyorlar ve onundini ile ki sevgi ve düşmanlıktan başka bir şey değil dindar oluyorlar. En kontom tohebbunellah fettebeuni yohbebkomollaho . اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ الله فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ yani : eğer siz allahı seviyorsanız beni dinleyin ki allah sizi sevsin . ve ziyarette vardır :men ehebbekom feged ehebbellahe مَن اَحَبَّكُم فَقَد اَحَبَّ الله yani : her kimse sizi sevdiyse muhakkak allahı sevmiştir . ve bu aklın nurudur ki ondan nur alıp ışıklanarak cenabı allahın bendeliğiyapılmıştır .İmam eleyhesselam buyurmuş : eleglo ma obede beherrehmano vektosebe behel cenano اَلعَقلُ ما عُبِدَ بِهِ اَلرَحمن وَ اكتُسِبَ بِهِ الجِنان yani : akıl bir şeydir ki onunla allahın ibadeti yapılır ve cennet kazanılır . ve buyurmuş :bena obedellaho ve nehnol edellae elellahe ve lolana ma obdellaho بِنا عُبِدَ اللهَ وَ نَحنُ الاَدلاء عَلَي الله وَ لولانا مَا عُبِدَ الله yani : bizim aracılığımız ile cenabı allaha ibadet yapılıyor ve eğer biz olmasaydık cenabı allaha ibadet yapılamazdı . ve bu nur ve ışıkhak ve doğru olan ilimdir ki nefslere yansımış onları ışıklandırmış , imam eleyhesselam koheyl oğlu selime ye ve etibe oğlu hekeme buyuruyor : şerrega ve ğerreba len teced elmen sehihen ella şey en yekhreco men endena ehlel beyte .
شَرِّقا وَ غَرِّبا لَن تَجِدا عِلماً صَحيحاً اِلاّ شِيئاً يَخرِجُ مِن عِندنا اَهلَ البيتِ yani : batıya ve ya doğoya gidin hiç bir zaman doğru olan bir ilim bulamazsınız biz ehli beyt tarafından yayılmış olandan başka . ve bu nur hazrete peygemberin zahiri davetidir ki o hazretin kalbinden diline cari olmuş ve işitilmeli ve duymalı kuran ve canabı allahın kitabı olmuş ki sayfalara yazılmış ve mömünler onu işitmek ve okumakla ona inanır va iman eder ve o ilimle alim olur ve o ışıkla ışıklanır ve o nur ile nurani olurlar ki bunların hepsi zahir alemine tenezzül etmiş .
Ve çünkü cenebı allahın buyurduğu gibi : ennema yoridollaho leyozhebe enkomorrecse ehlelbeyte ve yotehherekom tethira .
اِنَّما يُريدُ اللهُ لِيُذهِبَ عَنكُمُ الّرِجسَ اَهلَ البَيتِ وَ يُطَهِّرَكُم تَطهيراً yani : her halde bundan başka değil ki cenabı allah , tüm pislikleri siz ehli beyt den uzak kalmasını istiyor ve sizi temizliyerek tüm günahlardan arındırıp masum yapa . , o nurlar hiç değişmeden , en az farklılık göstermeden ve en ufak karışıkık olmadan bunların tüm mertebelerine tenezzül ederek , kuran ve kuranın tefsiri olan ehlibeytin haberleri ve rivayetleri şeklinde zahir olmuş ve bu, kitap ve sünnet ve hak yada batil olarak alemde zahir olmuştur ve hazreti peygemberin halifeleri bu ilimlerin sahibi ve ışıkların ve nurların kaynağı dırlar . bunun içindir ki hazreti peygember sellellaho eleyhe ve aleh buyurdu :enni tareko fikomossegeleyne ma en temessektom behemalen tezellu ketabellahe ve etreti ehle beyti len yefterega hetta yereda eleyyel hovze .ِانّي تارِكُ فيكُمُ الثَّقَلَينِ ما اِن تَمَسَّكتُم بِهِما لَن تَضِلّوُا كِتابَ اللهِ وَ عِترَتي اَهل بَيتي لَن يَفتَرِقاً حَتّي يَرِدا عَلَيَّ الحَوُضَ yani : iki tane çok kıymetli ve değerli şey sizin aranızda bırakıyorum , ne zamana kadar ki onlara bağlı kalır ve onlara değer verirseniz , hiç yoldan çıkmaz ve doğru yolda kalırsınız , allahın kitabı ve kendi itretim ki bu ikisi hiçbir zaman bir birlerinden ayrılmazlar ta ki kövser havuzunda bana kavuşuncaya kadar .
Ve mömünler ki bu nurlarla kendilerini ışıklandırmaya ve bu kaynaklara bağlı olmaya görevlendirilmişler , kendi mertebeleri ve dereceleri gereğince bu nurlardan ve kaynaklardan ilim alır ve öğrenirler . zahirde kulakla işitmekle , duymakla , dilden alıp öğrenmekle , kuranı ve rivayetleri ve haberleri okumak la , batinde ise batini aletlerle onların batininden alır ve öğrenirler . ne kadar çok ilimler bu batini yollarla elde ediliyor .fakat kemala ermiyen mömünlerin batini mertebeleri bazı kötülükler , zulumat , karanlıklara karışık olduğu için , onların batini yollarla elde ettikleri ilimlerin hepsi doğru olmuyabilir , doruluğunun işareti budur ki onların vardıkları ilimler kelimeler alemine tenezzül ettikten sonra cümleler halinde söylendikleri zaman peygember efendimizin sünneti ve kuranda söylenenlerle aynı olmalı ve onlarla zıt olmamaları şarttır ve bu konu yani kuran ve sünnetle bağdaşmak va onlarla zıt olamamak tüm konularda hak va doğru olmanın en büyük işaretidir ve tüm ilimlerin doğruluğu ve ya yanlışlığı bu mizan ve bu ölçü ile ölçülmelidir.fakat bu mizan ve bu ölçünün bir sahibi ve taşıyıcısı da olmalıdır ki o da imam eleyhesselamdırlar ( on ikinci ve yaşamakta olan imam ) eğer bu sözünü ettiğimiz mömünler bu imamın kendisine aracı olmadan varabiliyorlarsa ne mutlu onlara , çünkü o imam hakkın ve sözünü ettiğimiz mizan ve hakkın ölçüsünün takendisidir , kitabın taşıyıcısıdır onlardan ayrı değildir , hazreti peygemberin buyurdukları fermayişe göre ki buyurdular: len yefterega hetta yereda elel hovze لَن يَفتَرِقا حَتّي يَردا عَليَ الحَوُضَ yani: bunlar havuza kadar bir birlerinden ayrılmazlar . fakat bu zamanlarda ki geybet zamanıdır ve o hazrete varamıyoruz onu göremiyoruz kendileri bize onların ilimlerinin , sırlarının taşıyıcısı olan ravilere müracaat etmemize emir vermişler , şerif togi de kendi yazdikları yazıda olduğugibi ki buyurmuşlar : emmel hevadesol vageeto ferceu fiha ela rovate hedisena fe ennehom hocceti eleykom ve ene hoccetellahe .