مَثَلُ اَصحابي كَالنُّجوُمِ بِاَيِّهِم اِقتَدَيتُم اِهتَدَيتُم yani : benim eshabımın meseli aynı yıldızlar gibidir her hangısına müracaat edip igtid ederseniz , hidayet olmuş olursunuz .ve cenabı allah buyurmuş : olaekellezine hodellaho febehodahomogtedehاوُلئِكَ الَّذينَ هُدَي اللهُ فَبِهُداهُمُ اقتَدِه yani : bunlardırlar o kişiler ki cenabı allah onları hidaayet etmiştir sende ey duyan kişi onlarda olan hidayete uyum sağla. bazen bu araştırmalarda bir kişiden fazla kalmaz , bazende birden fazla kalırlar , bu kalanlar içinde de onlar birbirlerini daha iyi tanırlar kendileri içinde en alim olanı seçerler tüm zor konularda hepsi ona baş vururlar , onun kendilerinden daha alim olmasını rahatlıkla , kıskanmadan söylerler , o da bunların alimliğinde , feziletlerinde hiç bir itirazı olmadan hepsini kabul eder hepsi birbirlerini tasdik ederler . hepsi imam dan rivayet eder ve imama davet eder , onun buyurduklarını rivayet ederler , bazılar demişler ki bunların içinde en alimini seçmek ve onu taklid etmek gerekiyor, biz haberlerde bunun için her hangı bir açık delil , burhan bulamadık , fakat tabi ki insan en alim olanını tanımak ve onu taklid etmeği içinden gelerek sever , geneldede hep taklid edenlerin içinde taklid ettikleri alimi böyle tanırlar , fakat bizim konumuz alimlerin içindeki en alim olanı kesin olarak tanımak tır . tüm konularda her kesten daha alim olan bir alim çok az bulunur . bazı fegihlerin kafası matematikte çok iyi çalışır , bu irs konularını diğerlerinden daha iyi anlar , başkasının kafası hindesede ve geometride daha iyi çalışır, bu kıble bulma konusunu daha iyi anlar, başkasının hafızası çok kuvvetlidir iyi düşünür bu akrabalık çocuklara süt verme emiştirme ve emzirme konularında çok iyidir , hepsinden de taklid edebiliriz . bunlara muracaat edip onlardan taklid etmek şartı budur ki : anladıkları konuları rivayet edecek , anlamadıkları konularda sessiz kalacak , konuşmuyacak , bu şart yeter . bundan başka çarede yok , mevaris gibi zor konuları anlamadığını itiraf ettiyi birisinden irs konusunda soru sorulmaz , bilenden sorulur tabi ki . evet eğer farz edelim ki aynı zamanda her şeyi bilen fegihler olsun bu fegihlerin hepsi tüm konuları biliyor isede , şayed toplum siyaseti açısından ve evam milletin tabiyetleri gereğince ki , bir büyük etrafında toplanmayı ve bir kişiden söz dinlemeği beğenirler ve bir kişi büyük olmaz ise bunların kavgaları ve bir birleri ile zıt olmaları geçmez , tüm bu nedenlerle fetva konusunda milletin muracaatı için bir fegih olursa , Bilhassa merkezden uzak olan yerlerde böyle olursa iyi olur diye düşünülür belki . bu ihtimalı tasdik eden hazrete rıza eleyhesselam dan gelen bir hadis tir ki, fezlin nedenlerinde rivayet olunmuş ki buyurmuş: yer yüzünde aynı zamanda iki imam ve fazlasının olması neden cayiz değil sorurlarsa denilir ki : nedenleri vardır, onlardan birisi şu ki : vahid ve bir kişinin işleri ve düşünceleri değişik olmaz ,iki kişinin ise işleri ve düşünceleri aynı olmaz, çünkü biz hiç bir zaman iki aynı düşünen kişi bulamayız muhakkak bir şeylerde değişik düşünceleri olur , peki eğer iki değişik düşünce sahibi , ikiside fegih olsalar ve onları itaat etmek ve saymak ve dinlemek gereği varken hangısını dinlemeli ? hiç birisini diğerine tercih edemez isek ne yapılmalı ? böyle olunca her hangı bir kişi, bunlardan birisini dinler ise diğerine karşı dinlememezlik ve ona saygısızlık yapmış olur , böyle olunca da yer ehli mesiyet yapmış olur ve böylece itaat ve iman edinmeye yol kalmaz , ve bu cenabı allah tarafından yapılmış olacak ki kendisi iki kişiyi itaat etme emrini vermek ile zıt olmanın sebebini yaratmış olacak . bundan başka şu ki : iki imam olduğu halde iki sinden birisi ,onlara hükm edebilmesi için ,diğerinin davet ettiğinden başka şeye davet edebilir , bunlardan hiç birisi itaet edilmek için başkasından farklı ve daha yetenekli değiller .böylece haklar , hükümler ve had lar batil olur . yine başka bir neden şu ki: bu iki kişiden birisi diğerine karşı emir verme nehy etme konuşmak , hüküm sürmek için yeteneği daha fazla değildir . böyle olunca ikisininde aynı zamanda konuşması gerekir , bunlardan hiç birisi imamlıkta eşit oldukları halde her hangı bir işde diğerinden öne geçmemesi gerekir . birisinde sessizlik gerekirse diğerindede gerekir , ikiside sessiz olurlarsa , konuşmazlarsa tüm işler durur hükümler ve halkın hakları batıl olur hudud yapılamaz ve sanki halkın imamları yok gibi olur .bitti hadise şerif . şimdi eğer imam kelimesini kelime itibarı ile başkan , öncü , büyük anlamında çoğu hadislerde kullanılmış gibi masum imamlar eleyhomesselam haricinde mutlak başkan anlamında kullanırsak , bu hadis dediklerimizin tam isbatı olur . peki bu yazdıklarımdan sonra tümünü mohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın haberlerinden ve hadislerinden size rivayet ettiğim şartlar ve sıfatlarla her hangı bir fegihi hayatta olsun olmasın tanıdıysanız , tanırsanız , imamınızdan kelimelerin zahiri anlamı yada manaları ve anlamları itibarı ile rivayet ettiğini alınız ve bu geriyede ve köyde seyr edip ve yolunuza devam ediniz . meyyit ve ölen kişilerden taklid etmeyi cayiz bilmeyenlerin nedenleri ve delilleri budur ki bu kişi kendi şüpheleri ve zann ettikleri üzere fetfa verirmiş , bu şüpheleri ve zann ettiklerinin doğruluğu belli değil ve hatta doğru olsa bile onun hayatı ve yaşaması şartı ile doğru olabilir, çünkü eğer bu adam şimdi yaşasaydı başka türlü düşünebilir başka anlıyabilirdi , onun ölümü ile şüpheleri ve zann leride ortadan kalkmış olur ve geçerliliğini kayb eder . fakat biz böyle düşünmüyoruz çünkü biz öyle bir fegihten konularımızı alırız ki evvela dediklerine kesinlikle ilim ve bilim açısından inanmış olsun ve muhakkak doğruluğuna kanaat getirmiş olsun , ikincisi kendinden kendi aklı ve düşüncesi itibarı ile konuşmamış olsun ve dediklerinin , yazdıklarının tümünü masum imamdan riyayet etsin . böyle bir kimsenin dedikleri ve yazdıkları onun ölümü ile değişiyormu ki öldükten sonra onun dediklerini ve yazdıklarını bir kenara atalım ve onlarla artık ilgilenmiyelim? Bu konuda hazrete ebiebdollah eleyhesselam buyurmuşlar ki hazrete peygember selellaho eleyhe ve aleh buyurmuşlar : kıyamet günü kişi ile birlikte toplanmış kalın bulutlar ve ya kocaman kararlı dağlar kadar iyilikler ve hesenat gelir , cenabı allaha sorar bu kişi ya rebbim ben bu işleri yapmadım ve bunları kazanmadım , nedir bu bana verdiklerin ? cenabı allah buyurur, ey bendem bunlar senin halka , millete öğrettiğin ve senden sonra uygulanan, kullanılan ilimler ve bilimlerdirler . bitti hadise şerif . şimdi eğer kişinin ölümünden sonra onun bildikleri ve ilmi yada öğrettiği tüm konular ortadan kalkar ve neticesiz olurlarsaydı , cenabı allahın bu verdiği iyilikler ve hesenat kıyamet gününde nedir peki ? yine o hazretten rivayettir ki buyurmuş : mömün bende ölür ölmez üç iş haricinde tüm işler bitmiş olur . yani artık hiçbir iş sevab kazanmak için yapamaz kimse öldükten sonra . bu üç tane ; cariye sadaka ( devam eden sadaka ) faydalanılan ilim ,ona dua eden salih evlat dırlar . demek ki geçmiş fegihlerin fetfalarını almak ve onları uygulamak kötü bir iş değildir, fakat bu işi yapsak bile yani geçen zamanlarda yaşıyan fegihlerin kitaplarından faydalansak bile bu iş diri ve hale hazırda yaşıyan fegihlerden faydalanmamak için yetmez . çünkü dıkkat ederseniz çoğu yeni konularda ve bu günler gereğince önümüze çıkan ve geçenlerde yaşıyan fegihlerden her hangı bir fetva olmayan konularla karşı karşıya kalıyoruz , bu yüzden hayatta olan ve yaşayan bir fegihe ihtiyaç duyuluyor , bundan başka o geçen zamanda yaşıyan iyi fegihleride bu yaşamakta olan fegihler vasıtası ile tanımalıyız . onların bir kitabını okumamız onları tanımamız için yeterli değildir muhakkak , kişilerin tüm düşüncelerini onların kitaplarını okuyarak bilemeyiz . onların sıfatlarını , pisikolojik hallerini ancak sige ve doğru yolda olan , bu işin yeteneklerine sahip olan fegihler aracılığı ile anlıyabiliriz . geçen zamanları bize doğru anlatabilen , her konuda onlara inandığımız fegihlerdirler ki geçenlerden bize rivayet ediyor ve tüm konuları bize anlatıyorlar . şimdi bu konuda ve fegihleri ölü ve ya diri olsun tanımakta bizim bir tek yolumuz budur , bundan başkada bizim yeteneğimiz dahilinde değildir, böyle oluncada cenabı allah bizim hak ve batili ayırt edemiyeceyimizi onları bir birinden seçemiyeceğimizi bildiği için onları bize tanıtmayı kendisi üstlenmiş ve hakkı ve batili bize tanıtacaktır , hakiketen de diri ve yaşamakta olan fegihin tanımında da o kadar araştırmamıza rağmen sonunda cenabı allahın tayid ve tesdidine dayanarak ve bu delile inanarak onun doğruluğuna ve haklı olmasına inandığımız ve yegin ettiğimiz için , diri ve ölü fegihleri tanıma yöntemlerinde hiç bir fark kalmıyor , ikisinede inanmamızın esası ve delili ve burhanı cenabı allahın tayid ve tesdididir . şayet ki ilerideki kısımlarda bizim meşayihimizin ilim kapılarının açık olmasının ıspatında kullandıkları bu tesdid delili hakkında daha çok açıklama yaparım . şimdi geçen zamanlardakı fegihlerden,ölmüş olan alimlerden taklit etme musaedesi hakkındakı bu yazdıklarımdan hiçbir şekilde yer yüzünün , hiç bir zaman iyi ve mömün fegihlerden boş kalmasını düşünmeyiniz sakın . ölü fegihten taklid etme musaidesinin hiç bir şekilde diri fegihin varlığı ve ondan öğrenme gereyi ile her hangı bir munafatı yoktur , yer ( dünya ) hiç bir zaman cenabı allahın helalını ve haramını bilen alimden boş olmamıştır , değildir ve olmayacaktır . başka türlü diyeyim biraz daha ilerliyeyim : hep yer yüzünde büyük alimler varmışlar , varlar ki bunların bildikleri ilimlerin bir tanesi fıgh ilmidir bunların mertebeleri ve dereceleri bu fegihler hakkında anlattığımız derecelerden oldukca yüksektir , onlar hakkında ilerde, yukarı sınıf hocaların özelliklerini anlatırken açıklamalar gelecektir inşaallah .
[p 8] bölüm : ikinci geriye ve ikinci sınıf öğrencilerinin ,sıfatlarını anlattığımız bu zahiri fegihlerden daha üstün daha bilgili daha alim hocalara ihtiyacları vardır . çünkü onların görevleri zahiri görevlerden üstün olan ruhani ve yüksek görevlerdir . evam milletin yaptıkları zahiri uygulamalar , bunlardanbeklenmez ve yaparlarsa kabul edilmez . demişler ki : hesenatel ebrar seyyeatel mogerrebin حَسَنات الاَبرار سَيِّئات المُقَرَّبين yani : iyilerin heseneleri mügerreblere günah sayılır aynı bir çocuğun halleri gibi , yaş yukarı gittikçe artık daha evvel yaptığı işler ondan beklenmez , daha evvel yaptığı işlerde şayet ona aferin denilirdi , taşvig edilirdi , artık büyüyünce o işler ayıp sayılır , bu artık bu yaşa uyan bu yaşla munasibeti olan işler yapmalı . bu çocuğun daha evvel bu işleri yapıyordum kimse bana kızmıyor ve bana aferin bile diyorlardı , şimdi neden o işleri yapmamalıyım , neden bana kızıyorlar demeye hakkı yoktur tabi ki . çünkü bunu sorarsa ona derler ki sen artık büyümüşsün senin aklın , şuurun çoğalmış artmış , büyük yaşın, daha çok aklın ve şuurun gereğini yapmak lazım , onun gereğide daha çok işler yapmak daha dikkatli olmaktır, böylece bazı yeni işleri ve konuları uygulamak ve dikkate almak gerekir . şimdi beniadem ve adem oğlundada aynen böyledir . git gide peygemberlerin terbiyeleri ve onların şeriyetlerine uymak ve onları uygulamak neticesinde , köklerin yıldızların dolaşması ve onların ışınlarının yansıması ve yer yüzüne yayılması sonucu olarak adem oğlunun zahiri ve batini mertebeleri gelişmiş ve sonuç olarak onun aklı ve şuuru yukarı gidiyor ve çoğalıyor , böylece görevlerde çoğalıyor ve yükseliyor . şuurlar az olunca , cismaniyet kişilerde galip durumdaysa , görevler genel olarak cisimlerin zahiri ile ilgilenir , aynı bu şeriyetin zahiri gibi , bakıyor ve görüyorsunuz ki bunların bazıları bizim cismimiz doğrultusundadırlar , mesela buyurmuşlar kendimizi yıkıyalım , temiz tutalım , abtes alalım , gusul yapalım , necislerden uzak duralım . bazıları bizim bitkiselliğimiz doğrultusundadırlar , ne yiyelim ne yemiyelim , ne kadar yiyelim , nekadar yatalım uyuyalım , neler haramdır neler helaldır bunun gibiler ki genelde hepsi bizim bitkiselliyimiz düzene girsin ve itidal bulsun ve böylece yukarı derece bir ruh yansıtabilsin diye söylemişler . bazıları da hayvaniyyat doğrultusundadırlar , evlenme ve izdivac gibi ki kim kime helaldır , kim kime haramdır , ya mesela zina yapmayınız , livat etmeyiniz , ( cinsel konularda erkeğin erkekle yetinmesine livat denir ) mehrem olmayanlara bakmayınız , ya mesela musiki ve ğenaya ve yalan ve batil sözleri işitmeyiniz kulak vermeyiniz , ya mesela mehrem olmayan bayanların bedenine el sürmesinler , başkaların malına taciz yapılmasın ve bu gibiler . bunlar genel olarak hayvanlığın islahı ve iyileşmesi için ve onun itidale gelmesi içindirler . itidale gelmiş olan hayvani kalbin aynasında yansıyabilecek olan insani ruh bu şekilde ortaya çıkar ve kendini olduğu gibi ve itidallı bir şekilde gösterir . bu hükümler ve şeriyetin verdiği emirlerin bazı kısmı ise bu işlerin muteferreatından ve geçim şartlarını ayarlamak ve pazarlıklar ve alış verişler , hayvanı huylardan sayılan başkalarının haklarına taciz yapmalar ve her toplum için gerekli olan kanunlar ve siyasetlerdirler . mesela hukuk kanunları , cezalar , kanunların ve hadların ( had demek dinimizde ceza demek ) uygulanması , medeni kanunlar , alış verişlerde , ticaret yapmakta uygulanması gereken şartlar ve kanunlar , varlıların yoksullara yardım etmeleri ve bunun gibiler . bazılar da onların ölümlerinde yapılması gereken işlerdir , ki öldükleri zaman onları nasıl yıkasınlar , nasıl toprağa versinler , mallarını nasıl bölsünler , kimlere versinler , küçücük yavrular ve henüz kebir olmayanları nasıl korusunlar yetimlere nasıl baksınlar , ölünün vesiyyet yaptığı konuları nasıl uygulasınlar ve bu gibiler . evet bazı hükümler ise ki onları ibadet diye sayıyorlar , şeriyetin zahiri ile ilgilenenler bu hükümlerin ve ibadetlerin zahirinden başka , batini ile ilgilenmemişler maalesef . eğer fıkhi kitaplara muracaat edip onlara bakarsanız onları adem oğlunun cemadiyyeti ,nebatiyyeti ve hayvaniyyetini ilgilendiren konularla dop dolu göreceksiniz , mesela namzda ilk önce bedeninizi yani cemadınızı birer birer denildiği şekilde yıkamış olacaksınız , yüzünüzü , bedeninizi yani cisminizi cemadınızı , cemad ve cisim olan cenabı allahın evi dediğimiz kabiye doğru çevireceksiniz , düz duracaksınız , belinizi eğmiyeceksiniz , ayakta durduğunuz zaman ayaklarınızın arasına bakacaksınız , sicde yaparken ellerinizi , dizleriniz ile sicde ettiğiniz yerin arasına ve ortasına koyacaksınız , dirseklerinizi yere yapıştırmayınız , onları azcık dışarı doğru çıkarınız , oturduğunuz zaman iki diz üstüne oturunuz , şehadet verdiğiniz zaman moteverrik oturunuz ( yani iki diz üste otururken biraz sola meyillenerek baseniniz yere gelsin ) kiyam halinde yani ayağa kalktığınız zaman bu sureleri okuyunuz , onları oldukça ve başardıkça araplar gibi okuyunuz ve bu gibiler . bakınız artık bu işlerin ruhundan manasından , anlamından neye yaradığından hiç bir söz edilmemiş . sıratelmüstekimin se harfinin nasıl söyleneceği hakkında o kadar kitap yazılmışken sıratın anlamından hiçbir söz edilmemiştir . ehtine kelimesinin he harfi ve ya velezzalinin ze harfinin nasıl söyleneceği hakkında o kadar konuşulduğu halde bunların yüzde biri kadar hidayetin ve yolu kayb edenlerin hakkında ve bunların tanıtımından söz edilmemektedir . şimdi terigete zahire ehli ne zamana kadar ki zahir ehli ve birinci geriye ehlidirler ve yüksek seviye anlayışa gerek olan yüksek sınıflar görevlerini anlamayıncaya kadar görevleri bunlardır ve hocaları da bu seviyyede olan hocalardırlar . bunlar her hangi bir kötü niyyet taşımadıkları zamana kadar ve her hangı bir hakkı onun hak olduğunu bildikleri halde inkar etmedikleri zamana kadar , hepsi cenabı allah tarafından ecr alırlar sevap kazanırlar ve mecurdurlar . bunlar neye karşılık ve ne kazanmak için şeriyeti uygulamışlar ise, onun dediklerine uymuşlar ise cenabı allah ahirette kendi rahmetinden kazanmak istediklerini onlara ceza olarak verecektir , onların şeriyetteki cemadi işleri yapmak karşılığı , köşkler , akan sular ve nehirler , yagut ve zebercet ve bunun gibiler ve nebati işler karşılığı süt ve bal nehirlerinden akan yemek ve içmek çeşitleri , cennetin meyvalarından ve kuşlardan ve bunun gibilerinden , ve hayvani işleri karşılığı huriyeler ve gılmanlar ve bu gibilerinden her tür isteklerini onlara eta eder cenabı allah . onları nelerden korkarak ,nelerden kaçınmak için cenabı allaha kulluk yaptıklarından korur , mesela çeşitli ateşler , eritilmiş bakır , zoggum ağacı ve yılanlar , akrepler ve yırtıcı hayvanlardan uzak tutar ve onlardan korur bunları . aynı bir iyi olmak isteyen çocuk gibi , sabah uykudan kalkmış hemen yüzünü yıkamış ,selam vermiş , elbiselerini kirletmemiş , bağırmamış ,bakıcılarına kötü laflar etmemiş . böyle bir çocuğu anne ve baba medh eder onu iyidir diye tarif ederler , ona çeşitli oyuncaklar alırlar , cici elbiseler alırlar , çeşitli yiyecekler alırlar , her kimsede onu sorarsa iyidir derler . fakat bunlar hepsi onun çocuk olmasından dolayı doğmaktadır , büyüdüğü takdirde artık bu işleri yapmak yetmez, artık başka görevler başka işler yapmak gerekir . bu işleri yapınca daha büyük taşvikler , yapmayıncada daha büyük cezalar alır tabi ki . şimdi bu merhume ümmetin halide böyledir , henüz tüm göreve alınmamış bu millet bu ümmet . onların imamlar eleyhommeselam olan babaları henüz onları ciddi olarak görevlendirmemişler . onlardan her asırda yapabildikleri kadar anlıyabildikleri kadar istemişler , cenabı allah kimseden yapabileceğinden fazlasınınyapmasını istememiş istemez . buyurmuş : la yokellefollaho nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهُ نَفساً اُلاّ وُسعها yani : hiç kimseyi yapabileceğinden fazlasına teklif etmez görevlendirmez cenabı allah . o bilmemezliğin , anlamamazlığın , düşünmemezliğin en yüksek yerinde ve tepesinde olan cahiliyyet zamanından şimdiye kadar hazrete peygember sellelahoeleyhe ve aleh efendimizin buyurukları ve tahir imamlar eleyhomesselamın terbiyeleri sonucunda ilerlemeye başlamış ve git gide ümmetin anlayışları çoğalmış ve çoğalmaktadır . önceleri onların düşünce ve anlayış seviyeleri bu günkü kadar değildi . eğer geçen zamanlarda yaşamış olanların zeka ve anlayış seviyelerini yoklamak ve anlamak isterseniz , geçen zamanlardakı rivayetlere bakınız , mesela bakınız şehitler ağası hazretleri eleyhesselam aşura günü onlara hangı delil hangı sade ve zahiri burhanlarla cenabı allahın höccetini tamamlıyor ve onlara konuşuyor ve neler anlatıyordu. onlara buyuruyor ve soruyordu, acaba bu benim başımdakı emmame peygemberin emmamesi değilmidir ? acaba benim bindiğim at peygemberin atı değilmidir? benim zirehim peygemberinki değilmidir ?. acaba benden başka sizlerin içinizde peygemberinizin torunu varmıdır ? bu gibi sorular soruyor ve onlara delil getiriyordu o hazret . eğer onların zeka seviyeleri anlayışları daha yüksek bir seviyede olsaydı tabiki daha yüksek seviyeli delilller kendinin hak olmasına dayir deliller getirir ve onlara anlatırdı o hazret . dikkat ederseniz en sonundada o kadar cinayetten sonra o kötülüklere rağmen onlara nifrin yapmadı bed dua etmedi o hazret . ve ya hazrete seccad eleyhesselamın yezidin meclisinde toplantısında buyurukları ve istidlalları . buyudu ki : benim mekke ve mina oğlu , benim zemzem ve sefa oğlu , ve bu gibi deliller , o toplantıdakıların anlayış ve düşünebilme seviyyeleri bu konuşmalardan anlaşılıyor ve daha yüksek seviyeli delillere layik olmadıkları biliniyor . illa ki o hazretlerin çok yüksek seviyeli ve çok anlayışlı, düşünür ve besiretli ve marifet sahibi kişilerle konuşmaları hazır vardır, bu tür buyuruklardan buyurmamışlar bu cemaete ve biraz fazla anlıyan halka . bu buyurdukları zahiri delillerle kendilerini hazrete peygember efendimize mensub olmalarını isbat etmek istemişler . yine haberlere bakınız genel olarak sorulmuş sorular şeriyetimizin zahirinden , temizlik , necislik , helal ve haram yiyecekler , alış verişler, ölenlerden kalan malların nasıl verese arasında bölüneceği ve bu gibilerden dir. Soru soranlar genel olarak bu seviyedelermiş ve bundan yukarı çıkmamışlardır. Ve o hazretler ( imamlar ) feziletleri hakkında , kendi mertebeleri ve dereceleri hakkında , kendilerinin şiileri ve onların sıfatlarıhakkında ve çok özel ve yüksek seviyeli görevler hakkında azarak bulunan , kendi eshapları olan , hazrete selman , hazrete ebazer , cabbarebne yezid hazretleri , mofezzelebne ömer , yunesebne ebdorrehman hazretleri ve bu gibi büyüklere buyurmuşlar ve anlatmışlar . bu hazretler her kişi ile onun aklı alacağı kadar konuşurlardı . hazrete peygember sellelahoeleyhe ve alehden dir ki buyurmuş : enna meaşerel enbiyae omerna en nokellemonnase ela gedre ogulehem اِنّا مَعاشِرَ الاَنبياءِ اُمِرنا اَن نُكَلُّمَ النّاسَ عَلي قَدرِ عُقُولِهِم yani : biz peygemberler halkın aklı ve anlayışı kadar konuşur ve anlatırız . şimdi her hali karide bu dediklerimizden sonra kesin bilelim ki o hazretler ( peygember ve imamlar eleyhomesselam ) onikinci imamın zahir olması için gerekli olan akıl seviyesine geldikleri zamana kadar , halkın görevlerini kendi hadislerinde ve haberlerinde irs olarak koymuşlar ve bunlar laf ve söz olarak kitaplarında ve mana ve anlam olarak ümmetin alimlerinin sinesinde ve kalbinde mahfuzdurlar , muhafaza edilmişler ve git gide halk ilerledikçe , kabiliyyetler artıkça , anlayışlar çoğaldıkça, kendi ilimlerinden halkın görevlerini ,alimlerin dili ve lisanına akıtarak halka bildiriyorlar ve cenabı allah halkı bu köylerde , bu geriyelerde , bu yollarda seyr etmeye ve dolaşmaya ve alimlerden almaya ve öğrenmeye emir vermiştir . akıllar ve düşünceler yükseldikçe , ilerledikçe yukarı seviyyedeki alimleri ve hocaları halkın hidayeti için görevlendiriyor, aynı bir sevgili ve düşünceli baba gibi , çocuğu ilerledikçe onu daha yukarı sınıf hocalarına ve daha bilgili ustadlara teslim eder .
Şimdi imam eleyhesselamın geybetinden sonra yıllar boyunca halk zahiri şeriyet geriyesi ve birinci geriyede seyr ediyor , dolaşıyorlardı ve hep halk ve bu hak olan firge arasında onlara gereken ve yetecek kadar ilimleri , dersleri , görevleri verecek ve bildirecek öncüler vardı ve şimdide vardırlar , hakketende bunlar gereken ciddiyyet , çalışkanlık ile şeriyetin zahirinde , haberlerin kelime kelimesini ve imamlar eleyhomesselamın eserlerini ve busınıfın kitaplarını toplamakta düzeltmeler , islahlar yapmışlar ve bu sanatı yüzler sene ve asırlar boyunca ilerletmiş ve yüceltmişler bu alimler .şokrollaho mesaihomol cemile شكراللهُ مَساعيهمُ الجَميله cenabı allaha şükürler olsun bu cemil ve güzel çalışmalarından . bunlar hepsi cenabı allahın lutuflarına , imamlarımız eleyhomesselamıntasdikleri ve tasdidlerine ve tayidlerine tabi tutulmuşlar ve cenabı allah kendi sünnetini ki buyurdu:sonnetellaholleti ged khelet men geblo ve len tecede lesonnetellahe tebdilen سُنَّة اللهِ الَّتي قَد خَلَت مِن قَبل وَ لَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَبديلاً yani : bu allahın sünnetidir ki daha evvel de cari idi yürürlükte idi ve allahın sünnetinde hiç bir zaman değişme bulmuyacaksınız .ve yinebuyurdu: ma tera fi khelgerrehmane men tefaveten ما تَري في خَلقِ الرَّحمنِ مِن تَفاوُتٍ yani : cenabı allahın yarattıklarında hiçbir eksiklik ve farklılık göremessiniz . kendi sünnetini ve adetlerini bunlar vasıtası ve aracılığı ile cari yapmış ve yürürlüye sokmuştur,başarabildikleri kadar onları görevlendirmiş başaramadıklarını da kendisi üstlenmişdir cenabı allah , aynı mülkünde ve dünyada yaptığı gibi ve hikmetinin böyle yürümesi gibi , mesela bu bildiğimiz ve halkın ihtiyacı olan buğday , insanların yeri kazmaları ve tohumun yere serpilmesi ve ekilmesi ve zaman zaman onu sulama işini onlara bırakmış , fakat bu tohumların yerden çıkmasını ve büyümesini ve buğday vermesini sağlayan diğer kalan işler , güneşin , ayın ve yıldızların nasıl dolaşması , onların ışınlarının nasıl ve ne zaman ve ne miktarda buna yansımasını , yağmurun ne zaman ne miktar ve nasıl yağmasını , rüzgarın esmesini ve bütün diğer işleri ki bu bitkinin büyümesini ve hasıl vermesini sağlıyan işler halkın becerisi ve başarısı dışında olduğu için kendisi üstlenmiş ve diğer kendi emrinde olan aletlerle bu işin yapmasını bizden istememiş ve kendisi yapmaktadır. Ya bir süt emer annesinin memesini emmekten başka iş beceremeyen yavru gibi , cenabı allah onun tüm işlerini ve ihtiyaçlarını kendisi üstlenmiş ve emrinde olan diğer eller ve aletler ile hatta dünyaya gelmeden onun ihtiyacı olan sütü annesinin göğüslerinde yaratmış , onun sevgisini annesinin kalbine koymuş , bu anne o bebek düyaya gelmeden onun elbiselerini bile hazırlamış , almış yada dikmiş ve bu çocuk büğüğünceye kadar onun tüm yemek, içmek sıcaktan , soğuktan ve diğer belalardan korunma ihtiyaçlarını üstlenmiş bu anne . yavaş yavaş kudret ve kuvvet kazanınca , anlayış ve şuuru çoğaldıkçada kendi ihtiyaçlarının giderilmesi kendisine bırakılır ve o artık kendi ihtiyaçlarını kendi gidermeli ve karşılamalıdır artık kimse süt onun ağzına koymaz , vermez , lokma da kimse ağzına koymaz , elbiselerinide kimse giydirmez artık . kendisi kendi işlerinden ve ihtiyaçlarından sorumlu tutulur . artık her hangı bir gün yemek yemez ise aç kalır , elbise giymez ise çıplak kalır , iş güç peşinden gitmez ise işsiz ve rızksız kalır . artık kimse onu yedirme ve giydirme sorunluluğu taşımaz ve geçen zamanlarda sorunlu olan şahıslar artık ondan sorumlu olmaz ve tüm sorumluluk kendisine geçer . şimdi dünyada ve cenabı allahın mülkünde bu cariye sünnet bu akan ve devam eden adet , bendelerin ve cenabı allahın rahmetine tabi olmuş ümmetin terbiyelerinde de geçerlidir . mesela ne zamana kadar ki ümmet henüz çok anlamıyor ve anlayış sayfalarının ilkinde iydiler ve aynı çocukların saflığı gibi saflıktan ve temizlikten hiç bir şüphe etmeksizin zamanın akışı ile ilerliyerek haberleri ve hadisleri ravilerden ve rivayet edenlerden kendi fitretleri üzere alarak kabul edip ve onlara inanıyorlardı . imamlar elehemosselam kendileri zahir oldukları zamanlarda ve hazrete hoccet eccelellaho fereceh geybet ve gizlilik zamanında ümmetin hidayetine ve onları gözlemeye ve korumağa görevli olduklarından , ümmeti cenabı allahın yarattığı fitret doğrultusunda gördükleri için , fegihlerin haberi olmadan ve ne yaptıklarını tam olarak bilmeden , imamlar ve cenabı allah tarafından tegrir ve teyid oluyorlardı ve ümmete gerekenleri onlara yetiştiterek onların ihtiyaçlarını gideriyorlardı . bu son zamanlara kadar böyle devam etmekteydi durum , ta ki şuurlar anlayışlar ve düşünceler ilerledi ve bazılarının görüşleri daha ileri giderek zamandakı değişiklikleri ve alt üst olmaları ve hadiselerini dikkate alarak kendi inançlarında yavaş yavaş şüpheler etemeye başladılar ve dediler ki , biz nereden ve nasıl bu haberlerin doğru olduklarına güvenelim , şayed ki imam eleyhesselamdan duyan ravi imamın ne kasd ettiğini ne demek istediğini anlamamış , belki kendinden bir yalan uydurmuş ve onu imam eleyhesselama nisbet vermiş ve ya belki bu kitapları yazarken yazarlar istemiyerek hata yapmış ve yalnış yazmışlar veyahut istiyerek hadise el uzatarak onu değiştirmişler ve şayed ki bizim bu hadisten anladığımız doğru değil ve bu gibi hayaller ve düşünceler onların kafasında güçlendi ve bazı şahidlerde hadislerden ve haberlerden kendi düşüncelerine bularak bu şüpheler çoğaldı . hazrete peygember selellaho eleyhe ve alehin buyurduğu bu buyuruk gibi ki buyurmuşlar: bana karşı yalancılar çoğalmışdır ve çoğalacaktır ve ya imamlar eleyhesselamın buyurdukları gibi ki buyurmuşlar: bizim her birimize bir kezzap ve yalancı vardır . bu zaman ilerledikçe ve imamlar eleyhesselamın var oldukları zamanlar geşdikçe ve zahirde onlardan biri ve peygember sellellaho eleyhe ve aleh gözlerden uzak olduğu için bu şüpheler onların kafasında git gide güçleniyor ve çoğalıyordu . nihayet kendilerine cesaret vererek ve bilmiyorum onların ilki kimdi dedi ki : çoğo konularda hadislere ve haberlere ilim ve bilim kapıları bize kapalıdır , ümmetten de teklif ve görev kaldırılmamış ve devam etmektedir , böylece biz her neye peygember ve imamın buyuruğudur kanaeti getirdikmi , onların buyuruğu olarak kabul etmek ve ona inanmak ve onu uygulamak zorundayız . yavaş yavaş bu konuda kitaplar yazmağa başladılar ve bir konuda sırf şüphe edebilmek ve onu uygulamak için kanunlar çıkardılar , cenabı allahın kitabında şüpheden kaçınmak ve onu uygulamamak için yazılmış olan yetmiş ayeti görmemezlikten geldiler ve bin iki yüz hadis her hangı bir konuda şüpheye inanmağın haram olduğunu açıkladığı ve anlattığı halde , kendi yetersiz ve az akılları ile şüpheye inanmamak doğrultusunda olan inançların inkilabına ve değişmesine karar ve hüküm verdiler . fakat alimlerin hepsi onları tasdik etmediler , dediklerini kabul etmediler ve bir kısım eski inançlerında kaldılar , bu grubun verdikleri ihtimalleri , kendi saflıklarından görmemezlikten geldiler ya da bunların dediklerinin doğru olmadığını ispat etmeyen ve bunları ikna etmeyen delil ve burhanlarla red ettiler ve sonundada iki gruba bölündüler , birinci gruba bu yeni sözleri söyleyenlere isuli adı verildi ve eski inançlarında kalan gruba ise ihbari ( haberlere dayananlar ve inananlar ) adı verildi . gün geştikçe anlayışlar yükseliyor, zihinler açılıyor ve fegihlerin kalbinde bu şüpheler çoğalıyor ve güçleniyordu ve böylece ihbarilerin sayısı azalarak isuliler çoğalıyordu . fakat bunların hepsine rağmen bu konuda konuşulanlar ve anlatılanlar ve tartışılanlar isul kitaplarından dışarı çıkmıyordu ve fıkh kitaplarına çok az aktarılıyordu , aslında ihbariler ve isuliler ikiside aynı fıkh la aynı yöntemlerle dinlerini uyguluyorlardı . ve aslında fıkha girdikleri zaman tüm bu söylenenleri ve şüpheleri unutuyorlardı , onlardan kalan kitaplar bu gerçeyi açıklamaktadır . aslında uygulama konusunda beğenilen ve doğru olan yolda oldukları için evam millet ve toplumun genel kısmı bu söylentiler ve şüphelerden uzak kalarak ve onları bilmeden hükümleri hazrete peygember sellallaho eleyhe ve aleh ve ale mohammed eleyhomesselam hükümlerine alim olan ve onları bilen ve anlıyan kişilerden alıyoruz inancı ile onlara baş vurarak onlardan öğreniyor ve uyguluyorlardı ve kendilerine mümkün olan bir tek yolla dini hükümleri alıyor ve uyguluyorlardı . bir taraftanda henüz fegihlerin anlayışları ,düşünceleri o kadar çoğalmamıştı ki haberlerden ve ayetlerden bu şüphelere ve tevehhümlere kesin bir cevap bulabilsinler , bu yüzden onların sözleri kusur değil bilmemezlikten ve düşünememezliktendi . imam eleyhesselam cenabı allahın mülkünde teserrüf edebileceğinden , kalpleri ve kalemleri cenabı allahın rızası olan bir şekilde istediği gibi idare ediyorlardı . tefeggoh zamanında yani fegihlerin halka dini bir konuda bir hüküm verdikleri zaman ,eskiden elimize gelen kitapların mühtevesı ve içerikleri gösterdiği gibi , o şüpheleri ve o sözleri ve doğru olmayanları onlara unutturuyor ve cenabı allahın ve kendi hükümlerini halka ve ümmete yetiştiriyorlardı . fakat git gide düşünceler anlayışlar ilerliyor ve bu şüpheler çoğalıyor ve git gide daha güçleniyordu , eğer ilk başta kendi düşünceleri ve anlayışları gereğince kitaptan ve sünnet den şüphe ile vardıkları konulara inanmak ve inandırmak istiyorlardı , sonunda artık dini konularda kitap ve sünnet olsun olmasın tüm konularda mutlak şüpheye hüküm verdiler ve hep kendi şüphelerini ve şüpheye dayalı düşüncelerini cenabı allahın hükümü sayarak halka hüküm sürmeye başladılar ve bu doğrultuda kendi akıllarına dayalı kanunlar koydular ve kendi yetersiz ve eksik olan akılları ile vardıkları şüpheleri cenabıallahın dini ve hükmü saydılar , ve işi buraya kadar getirdiler ki dediler : elel zenne benaol aleme ve esaso eyşe beni adem عَلَي الظَنِّ بِناءُ العالَمِ وَ اَساسُ عَيشِ بَني آدَمَ yani : alemin esası ve beni ademin hayatı ve eyşi, zenn ve şüpheye dayalıdır . kendilerinde bulunan aklı peygemberlerdeki ilham gibi farz ettiler ve israrla kendi kitaplarında yazdılar , bir taraftanda anlayışlar , düşünceler o kadar ilerlemişdi ki o düşüncelerin batil olmasının burhanlarını ve delillerini anlıyabiliyor ve onların tedavi yöntemlerinin olduğunuda biliyorlardı . fakat ilk sınıfın ilk geriyenin hocalarından kimse bu delilleri veburhanları bilmiyor ve aslında bu hocalar kendileri bu şüphelere yakalananlar ve şeytanın oyununa gelenlerdi . ve bu ayet gereğince :eza feَseَdَel alِemo fَesَedَel alَ emoاِذا فَسَدَ العالِمُ فَسَدَ العالَمُ yani : alimin fesadı ile alem ( dünya ) fasid olur . eğer imam eleyhesselam bu fesada sabır eder iyseydi tüm alem fasid ve harab olurdu ve halkın yegini ve inancı bozulurdu ve bu durum her kese geçerdi . buna göre artık sabır etmedi ve dayanmadı ve daha yüksek seviyeli hocalar gönderdi ki daha yüksek derecede ilimler halka öğretsinler ki bu ilimler sayesinde bu şüpheler ve diğer konularda meydana gelmiş olan şüphelerin kökü kazılsın ve ortadan kalksın ve ilim ve yeginin, kesinliğin kapılarının açık olduğu her kese açıklanmış olsun . bu alimler ilk başta esas konuların düzeltilmesi doğrultusunda çalışmalar yaptılar ve yeni ilimlerin binasını bu eses üzerine koydular ki bu şüphelrin fırtınası onları estirmesin , oynatmasın ve seneler ve asırlar boyunca sağlam kalsın . düzeltilmesi gereken bu esas ise onların inançlarının özü ve kökü iydi ki kendi allahlarını , peygemberlerini ve imamlarını doğru olarak tanısınlar ve bilsinler ve inansınlar ki onların allahı zalım ve zülüm eden değildir . bir taraftan kendi kitabında , peygemberinin ve onun vesilerinin dili ile şüpheli ve kesin olmayan her hangı bir konuda uygulamanın haram olduğunu kesinlikle açıklayan , teklifin her zaman için var olduğunu bildiren , ilan eden cenabı allah , ilim kapılarını halkına vemilletine ve kendi yarattığı bendelerine kapatmaz . cenabı allah kendi kitabında böyle buyurduğu halde :la yokellefollahe nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهَ نَفساً اِلاّ وُسعِها yani : allah hiç kimseni başaramadığına taklif etmez . hiç bir zaman ümmeti onların yapamadığı beceremediği işlere teklif etmez .kendipeygemberine buyurmuş söyle : ma ene menel motekellefin ما اَناَ مِنَ المُتَكَلِّفينَ yani : ben tekellüf edenlerden değilim yani başaramıyacağı işi yapmağa emir verenlerden değilim . bu millet bilmelidir ki onların allahı aciz değildir , halkı hidayet etmek istediği halde , şeytan ve onun partisi dini bozmak ve dinin kökenini kazmak için onun diline yalan bağlayarak dinin alimlerini , dini açıklayanları hataya ve şüpheye düşürmekle kendi isteklerine varabilecek ve böylece hakka varan yolların kapılarının kapalı olmasını halka gösterecekler ve cenabı allah onlara karşı her hangı bir tedbir alamamış olacak ve en azından kendi fermanlarını , emirlerini halkın yegin etmesini sağlayamamış olacak ve halka yetiştirememiş olacak . olurmu böyle bir şey bu cenabı allah tır , her şeye gadir her işi yapabilen yaratan dır . şeytankarşısında çaresiz mi kalır cenabı allah ? kendi kitabında buyurmuş :bel negzefo belhegge elel batele feyedmeğoho fe eza hove zahegon ve lekomol veylo memma tosefune بَل نَقذِفُ بِالحَقِّ عَليَ الباطِلِ فَيَدمَغُهُ فَاِذا هُوَ زاهِقٌ وَ لَكُمُ الوَيل مِمّا تَصِفوُنَ yani : belki hak ile batile vururuz, o zaman hak onun beynine vurur ve böylece ölür ve helak olur ve vay olsun size ki böyle vesf ediyor ve tarif ediyorsunuz .
Bunlar bilmelidirler ki hekim olan allah kendi peygemberini tüm halkın hidayeti için göndermiştir , onun dinini dinlerin , ümmetini ümmetlerin sonuncusu , onun helalını kıyamete kadar helal , haramını kıyamete kadar haram kılmıştır. hekim hiç bir zaman bir işi doğru yapabilmeyen , yada yapacak işinin ne olduğunu bilmeyen bir kimseyi , ya da onun emirlerini kabul etmeyen birini bir işin peşine göndermez , o işin yapmasına görevlendirmez .ve yine bilmelidirler ki cenabı allah kendi peygemberine ilim vermiş onu kendi ümmetinin tüm hallerine kıyamete kadar bilgilendirmiştir , ona kendi emirlerinin propagandasına , halka yetiştirmesine yetki ve güç vermiştir . bu alemin tüm aletlerini onun yetkisi altında bırakmıştır , onu masum ve günahsız yapmıştır , peygember efendimiz hiç bir zaman onun emirlerine karşı çıkmamıştır, hatasız ve yanlışı olmadan kendi görevlerini yapmıştır . yine bilmelidirler ki onun peygemberi onda var olan bu ilimler ve bilimler ve ismet ve kudret sayesinde tüm asırlarda kendi ümmeti içinde tüm hadiselerden haberdardı ve hepsini biliyordu , yalancıların yalanlarını , dinde desise ve hile yapanların desiselerini ve değişiklik yapanların değişiklik çeşitlerini biliyordu , fakat bunları bildiği halde yegin olmadan her hangı bir konuda kesin bilgi ve ilim olmadan uygulama yapılmasın emrini vermiş ,verdiği emirlere karşı ilim kapılarının kapanmasını bilseydi , bu emirlere ümmetin varamıyacağını bilseydi hiç olmazsa her hangı bir çare yolu göstermiş olurdu , en azından bir tek hadis te hükümlerde şüphe ettiğimiz konularda uygulama musaidesini verirdi , onda olan ismetle biliyoruz ki böyle önemli bir konudan hiç bir zaman kolay kolay bir söz buyurmadan geçmezdi ki seneler sonra onun ümmetinden bazı kişiler gelipte onlara hiç bir vahy , hiç bir kitap gelmeden , cenabı allah onların eli ile her hangı bir mücüz yapmadan , göstermeden , kendi yetersiz ve eksik akılları ile peygember efendimizin eksik yaptığı işleri tamamlayarak onun kusurlarını , eksikliklerini tamamlayarak , şüpheli durumlarda her hangı bir uygulamanın haram olmasını emir vermiş olan peygemberin haramını helalyapsınlar ve cenabı allah ile kendilerini halka hüküm vermekte ortak etsinler , hal bu ki cenabı allah buyurmuş :ve la yoşreko fi hokmehe eheden وَ لا يُشرِكُ في حُكمِهِ اَحَداً yani: hiç kimseni kendi hükümlerinde ortak yapmaz cenabı allah , onun peygemberi buyurmuş : la re eye fiddine ennemeddino menerrebbe emroho ve nehyeho
لا رَايَ في الّدينِ اِنَّماَ الدّينُ مِنَ الرَّبِّ اَمُرهُ وَ نَهيُهُ yani : dinde kimsenin oyu ve ya düşüncesi ve ya anlayışı söz konusu değildir budur ve bundan başka değildir ki emirler ve yasaklar allah tarafındandır .hazrete emirelmomenin eleyhesselam dinde kendi akılları ve düşünceleri ile hareket edenler hakkında böyle buyurmuş : tَerِedo َela َehَedِehomol gَeziyyeto fi hokmِen mِenَel ehkamِe fَeyَeh kome fiha bِerَeyِehِe sommَe tَerِedo tِelkَel gَeziyyَeto bِe َeynِeha َela ğَeyrِehِ e feyehkomo fiha bekhelafe golِehِe sommَe tectemeo bezalekel gozato endel emamellezi estegzahom feyosevvebo araehom cemien ve elahohom vahedon ve nebiyyehom vahedon ve ketabohom vahedon efe emerehomollaho sobhaneho bel ekhtelafe fe eta uho em nehahom enho fe esevho em enzelellaho dinen nagesen festeane behem ela etmamehe emkanu şorekae leho felehom en yegulu ve eleyhe en yerza em enzelellaho dinen tammen fegessererresulo sellellaho eleyhe ve alehe en tebliğehe ve edaehe vellaho sobhaneho yegulo ma ferretna filketabe men şey en .85
تَرِدُ عَلي اَحَدِهُمُ القَضِيَّةُ في حُكمِ مِنَ الاَحكامِ فَيَحكُمَ فيها بِرَايِه ثُمَّ تَرِدُ تِلكَ القَضِيَّةُ بِعيَنِها عَلي غَيرِه فَيَحكُمُ فيها بِخِلافِ قوُلِه ثُمَّ تَجتَمِعُ بِذلِكَ القُضاةُ عِندَ اِلامامِ الَّذي اَستَقضاهُم فَيُصَوِّبُ آرائِهِم جَميعاً وَ اِلهُهُم واحِدٌ وَ نَبِيُّهُم واحِدٌ وَكِتابُهُم واحِدٌ اَفَاَمرَهُمُ اللهُ سُبحانَهُ باِلاِختِلافِ فَاَطاعُوهُ اَم نَهاهُم عَنهُ فَعَصَّوهُ اَم اَنزَلَ اللهُ ديناً ناقِصاً فَاستَعانَ بِهُم عَلي اِتمامِه اَم كانوُا شُرَكاءَ لَهُ فَلَهُم اَن يَقوُلوُا وَ عَلَيهِ اَن يَرضي اَم اَنزَلَ اللهُ ديناً تامّاً فَقَصَّرَ الرَسوُلُ صَليَ اللهُ عَليهِ وَ آلِه اَن تَبليغِه وَ اَدائِهِ وَاللهُ سُبحانَهُ يَقوُلُ ما فَرَّطنا في الكِتابِ مِن شَييٍ
yani : onların hakimlerinden birisi her hangı bir dini konu hakkında bir hüküm ile karşılaştığında , kendi aklı ve oyu ile o kunuda bir hüküm veriyordu , aynı konu ile başka hakim karşılaştığında onun tersine başka bir hüküm veriyordu , sonra hakimler o verilen çeşitli hükümlerle onları hakim yapan büyük ve imam yanında toplanıyorlardı , o büyük ve imam hepsinin verdiği hükmü onların allahı bir , peygemberi bir , kitabı bir olduğu halde onaylıyordu . acaba onların allahı onları ayrılığa davet etmişde onu dinlemişler ve itaat etmişler mi , yoksa onları birliğe davet etmiş onlar onu dinlememiş ve mesiyet ve günah işlemişler ? yoksa cenabı allah eksik bir din göndermiş de onlardan onu tamamlamak için yardım mı istemiş ? yoksa cenabı allahın ortakları mıymışlar ? onların bunu söylemesi ve açıklaması ve cenabı allahın rızası mi gerikiyor ? yoksa cenabı allah tam ve mükemmel bir din göndermişde peygember efendimiz ümmete onu tam olarak bildirmemiş ve görevinde eksiklik yapmış ? hal bu ki cenabı allah kitabında buyurmuş : hiç bir şeyden esirgemedik ve eksik yapmadık . ve böylece bilsinler ve anlasınlar ki masum peygember ve onun yerinde oturan masum kişiler cenabı allahın hükümlerin halka ve ümmete yetiştirmekte , yalancıların yalanlarını , iftira atanların iftiralarını , yanlışlığa düşenlerin yanlışlarını düzeltmekte hiç bir şekilde kusur yapmamışlar ve hep olnları islah buyurmuşlar , ve yine islah yapmaktadırlar , ve hep ümmetin halinden haberdar ve onların hallerinin düzeltilmesinde çalışmaktadırlar , cenabı allahın emirlerini onun hükümlerini hep ümmete yetiştirmekte ve dinin reklamını ve propagandasını yapmaktadırlar ve hiç bir şekilde kendi görevlerinde kusur yapmamaktadırlar hazrete hoccet , on ikinci imamımız eleyhesselam kendi el yazılarında şeyh mofid eleyherrehme ye yazdıkları ve buyurmuş olmaları gibi ki buyurmuşlar : enna ğeyro mohmeline lemora atekom ve la nasine lezekrekom .اِناّ غَيرُ مُهمِلينَ لِمُراعاتِكُم وَلا ناسينَ لِذِكرِكُم yani: biz sizleri muraat etmekte ve gözetlemekte ihmal etmeyiz ve sizlerin zikrini yani sizleri hatırlamağı unutmayız . Kendi görevlerinde de cenabı allahın tüm mülkünde cari olan sünnetine uyarak her hangı bir konuda, cenabı allahın emirlerini ümmet yapabiliyor ise ümmete bırakmışlar , ümmetin başaramadıkları ve yapamadıkları işlerin yapılmasını ise cenabı allahın verdiği güç ve kudretler ile cenabı allahın mülkünde olan aletler vasıtası ile kendileri üstlenmiş ve kendileri yapmaktadırlar . böylece düz ve doğru rivayet edenlere muracaat etmeyi başarabildikleri için bu işi ümmete bırakmışlar ve bu iş onların teklifi ve görevi olmuştur , ümmetin kusurlarını sige ravilere muracaat etmemek konusunda , bu işi başarabildikleriiçin kabul etmemişler ve buyurmuşlar : la ozro le eheden men mevalina fitteşkiko fima yervihe enna segatona ged erefu be enna nofavezhom serrena nohemmelohom iyyaho eleyhem لا عُذرَ ِلاَحَدٍ مِن مَوالينا في التَّشكيكُ فيما يَرويهِ عَنّا ثِقاتُنا قَد عَرَفوُا باَِنّا نُفاوِضهُم سِرَّنا نُحِمّلُهُم اِياّهُ اِلَيهِمyani : bizden doğru rivayet edenlerin rivayetinde ; kendini ve diğerlerini şüpheye düşüren hiç bir dostumuzdan hiç bir kusur kabul edilmez , kesinlikle bilmişler ki biz onları kendi sırlarımızda ortak yapmışız ve bu ravileri kendi sırlarımızın taşıyıcısı yaparak ümmete doğru göndermişiz . ümmetin yapabileceği bu görevden sonra tüm görevleri kendileri üstlenmişler ve onlara garanti vermişler ki ,her zaman yer yüzünde bir alim olacaktır vebu dini iblis ve şeytanın şerrinden muhafaza edecektir . gudsi hadiste olduğu gibi cenabı allah buyurmuş : ya mohemmedo lَem etrokel َerze ِella ve fiha alِemon yَeerِefo taeti ve hodayَe ve yekuno necatَen fima bَeynَe gَebzِennebiyyِe ِela khurucِennebiyyِel akhَerِe ve lَem ekon َetroko ِeblise yozِellonnasَe ve lِeysَe filerzِe hocceton vَedaِen ِelَeyyَe ve hadِen ِela sebili ve arِefon be َemri ve ِenni ged gezeyto lekolle gomِen hadiyen ehdi bِehِessoَedaَe ve yَekuno hoccَetِen َ elَel َeşgiyaِe يا مُحَمَّدُ لَم اَترُكِ الاَرضَ اِلاّ وَ فيها عالِمٌ يَعرِفُ طاعَتي وَ هُدايَ وَ يَكوُنُ نَجاةً فيما بَينَ قَبضِ النَّبيِّ اِلي خُرُوجِ النَّبيِّ الآخَرِ وَ لَم اَكُن اَترُكُ اِبليسَ يُضِلُّ النّاسَ وَ لَيسَ فِي الاَرضِ حُجَّةٌ وَداعٍ اِلَيَّ وَ هادٍ اِلي سَبيلي وَ عارِفٌ بِاَمري وَ اِنّي قَد قَضَيتُ لِكُلِّ قُومٍ هادياً اَهدي بِهِ السُّعَدآءَ وَ يَكوُنُ حُجَةً عَلَيَ اَلاشقِياءِ
yani : ey mohemmed ben yeri terk etmedim , unutmadım , yer yüzünde hep benim taetimi ve hidayetimi bilen bir alim vardır, bir peygemberin ölümünden diğer peygemberin gelişine kadar hep halkın kurtuluşu için bir yol vardır , ben şeytanı ve iblisi halkı yoldan çıkarabilmesi için başı boş bırakmadım , yer yüzünde benim höccetim ve halkı bana davet eden , ve onları benim yoluma hidayet eden , benim işlerime arif olan yok değildir ve ben her gom ve her il içinde iyileri hidayet etmek için bir hidayet eden koydum ki bu eşgiya ve şegiler için höccettir .
Ve yine hazrete bagır eleyhesselamdan rivayettir ki buyurmuşlar : cenabı allah yer yüzünü bırakmamış . dindeki ve şeriyet deki azaltmaları ve coğaltmaları bilen ve anlayan bir alim her zaman vardır , böylece eğer mömünler bilmeden her hangı bir şey allahın dinine artırırlarsa düzeltir , eksiltirlerse tamamlar , böyle olmazsa müslümanlar işlerinde ve dinlerinde şüpheye düşerler ve hak ile batili ayırt edemezler ve bunlar arasında fark koyamazlar . bu anlamda haberler tevatur haddini aşmıştır yani danılmıyacak kadar peş peşe söylenmiştir ve çok fazladır . bu çok yaygın haberlerle dediklerime delil getirmemin sebebi budur ki şüphe edilen konular doğrultusunda uygulama yapmağın doğru olduğuna inananlar bile , bir konuda böyle çok hadis olduğu zaman o konuyu inkar etmemiş ve kabul etmişler . evet bu yeni hocalar ve ustadların öğrettiği ilimler ve meariflerden sonra , ve ilk geriyenin ve sınıfın hocalarının , anlattıkları adillik , hikmet , ilim , güç ve kudret gibi kelimelerin ki onların esas anlamlarını anlatmamışlardı anlamlarını ve nerede nasıl ve ne için kullanacaklarını beyan ettiler ve halka anlattılar .hazrete peygember ve tahir imamları azcık tanıttılar ve cenabı allahın o efendilerimize verdiği ilim , güç , ismet ve diğer sıfatlarını açıkladılar ve onların ismetlerini ( masum ve günahsız olmalarını ve ismetin açıklamasını ) güçlerini ve bu dünyada istediklerini cenabı allahtan aldıkları güç ve yetki ile yapabildiklerini , ispat ettiler . böylece bilinmiş oldu ki cenabı allah abes iş yapmaz ve o kadirdir ve çaresiz değildir , çaresiz değildir ki halkı yarattıktan sonra kendisinin ibadetini gerekli ve vacip kılacak sonra onlara kendi emirlerini söylemek ve anlatmak için bir peygember gönderecek ve bu peygember onun emirlerini halka yetiştiremiyecek ve bu işi başaramıyacak , sonrada halka söylüyemediyi emirlerin uygulamasını isteyecek , veya onları her neyin doğru olduğuna şüphe ederseniz benim ve cenabı allahın emiri odur diye tenbih edip o şüpheli konuyu uyğulayın diyecektir bu peygember . onun yerine geçen kişi ( imam ) korkusundan ve başarısızlığından , duşmanların korkusundan bir odanın köşesine sığınacak ve her yerden habersiz , cenabı allahın dini ne oldu ona ne yaptılar , her yerden her şeyden habersız kalacak . yada eğer bunları bilse bile , şeytanların şerrinden koruyamıyacak cenabı allahın dinini ve şeytana mağlup olacak ve yenilecek . şeytanda bu dünyada tek başına istediğini yapacak ve onun adamları cenabı allahın dinine istedikleri yalanı bağlıyacak , istediği değişikliyi yapacak , istediği her şeyi adamlarının kalbine koyacak onlarda istedikleri gibi uyguluyacak ve yer yüzünde cenabı allahın halifesi olan imam bunları dinden uzaklaştırmaya yetkisi ve gücü olmayacak ve hakkı halka tanıtamıyacak . böyle bir sapık düşünce olurmu allah aşkına ?. böylece bu dediklerinin ne kadar kabih oldoğunu ve cenabı allaha ve onun resuluna ve imalara yakışmıyacak olmasını ve bu inançlarla cenabı allaha ve peygembere ve imamlara başarısızlık ve acizlik damgasının vurmuş olmalarını her kese açıklamış oldular . böylece eksik tohid ve yarım yapalak olan cenabı allahın tanıması sayasinde ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın doğru durust tanınmaması neticesinde bu şüpheli konulara inanmak zorunda olanların delil ve burhanlarını kökten kazıyarak cenabı allahın höccetini her kese tamamlamış oldular ve cenabı allahın hol ve kuvveti ve imamlar eleyhomesselamın teyidi ve tesdidi sayesinde şeytanın halkı yoldan çıkarmasına musaide etmediler ve varması mümkün olan yegin ve kesinliği bırakıp mutlak zenn ve şüphe peşinden koşmalarına mani oldular , fakat kendileri istiyerek şeytanı kabul edip onu seçenlerin dışında tabi ki . şimdi artık höccetin her kese tamamlandığından sonra ve yegine varma yollarını gösterdikten sonra , zenn ve şüpheye inananlar gibi uygulama yapmak , cenabı allah ve resulunu karşıya almak ve terslemek olur tabi ki . höccetin tamam olmasından evvel , şüphe ve zenne inananları , geflet ve inanç eksikliği nedeni ile , imam halkın yapamadığı , beceremediği işleri suç saymaz diye tayid ve tesdid bile ediyorlardı ve onlar kendileri bilmeden, farkında olmadan , onların diline ve kalemlerine cenabı allahın hükümlerini cari ediyorlardı . fakat höccet tamamlandığından , yegine varma yolları ve yöntemleri açıklandığından ve o şüpheler ve zennlerin tozları artık silinmiş olmasından , şüphe ve zenne hiç bir şekilde inanmamak gereği gün gibi aşikarolduğundan , artık onları hata yapmaktan korumağa hiç bir neden kalmamış oldu . cenabı allahın buyurduğu gibi : ve ma kanellaho leyozelle gomen beede ez hedeyhom hetta yobeyyene lehom ma yettegun.
وَ ما كانَ اللهُ لِيُضِلَّ قوُماً بَعدَ اِذ هَدَيهُم حَتّي يُبَيِّنَ لَهُم ما يَتَّقوُنَ yani : cenabı allah hiç bir gomu kabileni hidayet ettikten sonra gümrah etmemiş , doğru yoldan şaşırtmamış ki onlara nelerden uzak durmalarını bildirsin .
Böylece höccet tamamlandıktan sonra her hangı bir kimse tegva yapmaz ise ve cenabı allah ve resulunun rızası tersinde olan şüphe ve zenne inanarak bu doğrultuda uygulama yapmaktan uzak durmaz ise , gümrah olma ve yoldan çıkma korkusu vardır . kendi dinini koruyan ve onu yitirme korkusu ile yaşayan birisi , hiçbir zaman böyle birisini dinlemez ona inanmaz ve kendi dinini ona asmarlamaz .
Evet , söz üzadı , bu dediklerimi örnek olsun diye dedim ve yazdım , yoksa işin harab olması sırf bu değindiğim konu değildir , şeytan hem suvaresini hemide piyadesini öyle donaltmıştı ki , şüphe ve zenn ordusu ile dinin esasını yıkılır hale getirmiş ve dinin tüm işlerinde ,cenabı allahı tanımaktan tutun, şeriyetin tüm kollarına kadar her şeye el uzaltmış ve hepsini harab etmişti . kendi dostları ve askerleri ile ( mühyeddin erebi gibi askerleri ile ) şüpheler ve beş para etmez sözler ve yunan hekimlerinin küfr lerini islama karıştırmıştı . bu ve bunun gibiler tüm halkı ,varlıkta ve yartılışta cenabı allahın ortakları sayıyor ve onunla ortak biliyorlardı . bunlar diyorlar ki , neuzobillah ve esteğfurullah . bu gördüklerimizin hepsi cenabı allahtır ki bu şekilleri almış , bu suretler ve şekiller bozuldukları zaman hepsi tekrar birleşirler yani allah olurlar . ? ?? bunlar diyorlarki peygember ve en kötü adamlar ve ya musa peygember ve firoun hepsi barışacak ,bu konu üzerinde şiir ler ve yazılar yazmışlar . demişler ki :
Boyasızlık ( beyazlık ) boyuya esir olduğundan ** musacı musacı ile savaşa girdi
Beyazlığa vardığın zaman böyle bil ki ** musa ile firoun barışa varacaklar
Bu denilen ve söylenen konuyun doğruluğunun şartı cennet ve cehennemin ibtalıdır . sevap ve günahın batil ve yalan olmasıdır . cenabı allahın bu kadar peygember ve kitap göndermesinin abes ve gereksiz olmasıdır . böylece bazı şiileri kandırarak kendilerini takip ettirip ve söylediklerini uygulatmayı başarmışlar ve bunların aracılığı ile de evamların kalbine girme ve sevgilerini kazanmağı başarmışlardır . bunların oluşu sırf şuurların , anlayışların ve düşüncelerin yükselişindendir . bu ince ve nazik şüpheler onların anlayışlarını tahrik edebilir ve yoldan saptırabilirdi , fakat şuurların ve düşüncelerin yükselişinden önce bu şüphelerin anlamını bile taakkul edemez ve düşünemezler ve anlıyamazlardı , onun için bu şüpheleride edemezlerdi tabi ki . fakat anlayışların yükselişi nedeni ile bu şüpheler onların kalbine girmişti artık . fegihler ki evam milletin öncüsü ve yol göstericisi sayılırdı , sırf" yok böyle değil " silahı ile ve onlardan beraet etme silahı ve mezenne ve kendilerinin şüpheli düşünceleri ve mantıklarının höccet olduğunu ilan ederek bu şüphelerin cevabını veremeye çalışıyor ve üstesinden de gelemiyorlardı , bundan fazlada bir bildikleri ve ilimleri yoktu ve mel undur , kafirdir demeye yetiniyorlardı bu fegihler . artık hikmet açısından düşünmek ve sabr etmek cayiz deyildi ve artık vacip olmuştu ki imam eleyhesselam bu ilimsizlik ve cahillik derdine bir derman düşünup ve ilim ilacı ile islam dininin vucudunu sarmış olan bu dertleri bir usta tabib eli ile derman buyursunlar . böylece kendi güçlü ellerini kuvvetli bileklerinden dışarı çıkarıp , mehrem olmayanların sinesine , kaburgasına vurup ,şeytanın hilelerini batil buyurup , o şüphelerin , zenn lerin bünyanını ve esasını koparıp ve kökten kazımış oldular .
İddia eden , sırr lar sahnesine çıkmak istedi
geybin eli geldi ve mehrem olmayanın sinesine vurdu
ve o kudretli ve güçlü el çok büyük alim ; şeyhe ecelle ohed cenabı allahın rahmetine giden ehsalı zeynettin oğlu şeyh ahmet elellaho megame iydi ki onun cemalının güneşi o şüphelerin karanlığında arabistanın bir köşesinden çıkıp ve dünyanı mohammed va ale mohammad eleyhomesselamınilimlerinin nuru ile ışıklandırdı ve yorulmaksızın bozukluklara sebep olan her şeyin islahı ve düzeltilmesinde uğraşı verdi ve çalıştı . ve bunların en mühimm olanı tohid ve cenabı allahın birliğinin ispatı iydi , kendi derslerinde konuşmalarında ve kitaplarında bu konunun bazı anlamlarını ve o zamanın akıllarının kaldırabildiyi kadarını tüm ilimlerin hazinesi ve madeni olan ale mohammed eleyhomesselamın haberlerinden çıkarıp açıkladılar ve vehdete vucud ve vehdete mocuda inananların şüphelerinin ne kadar yersiz ve ne kadar akılsızca olduğunu isbat ve her kese açıklamış oldular ve bu denilen sözü ki : besitol hegigete bebesatete kollol eşyae : . بَسيطُ الحَقيقَةِ بِبِساطَتِهِ كُلَّ الاَشياءِ yani: hakikatı ve aslı eşyalardan , çokluklardan oluşmamış olan allah, bu besatetine ve bu sıfatına rağmen her şey odur. konusunu kitap ve sünnetten alınmış çok sağlam deliller ve kanunlar ve burhanlar ile kaldırmış oldu ( ne kadar akılsızca bir sözdür bu dedikleri ki cenabı allah hiç bir şeyden oluşmamışken her şey allahdır ve alemin sonunda her şey allaha kavuşacaktır , kötü olsun ve ya iyi , kafir olsun ve ya mömün , namaz kılsın ve ya zina yapsın , sonunda hepsi farksız olacak ve allaha kavuşacak , ne kadar boş ve delilsiz ve akılsız bir söz dür bu dedikleri ? mütercim ) ve böylece bu büyük alim , zahiri alimler ve fegihlerin isteklerini ki bu kafirlerin unvan ettikleri şüphelerin cevabını verememişlerdi , karşılamış oldu ve o zamanın büyük alimleri onu çok tazim ve tekrim etmiş oldular ve bu büyük alimin işi böylece git gide ilerlemiş oldu ve yükselmeye başladı . bu sefer bazıları ki başkanlık ve riyaset için kendilerini alimler elbisesi ile donatmış ve kendi dünyaları için uğraşıyorlardı bu alimin varlığını kendi başkanlık ve riyasetlerine bir tehdid ve olumsuz faktör olarak gördüler ve onun ile duşmanlık yapmağa başladılar . onun arkasından konuşmağa ve onu kötülemeye ve bazen de onun tekfirine başladılar ve yaptılar yapacaklarını . fakat anlamadılar ki bu cenabı allahın elidir ki çıkmıştır , onun sesidir ki göklerden gelmiştir , onun nurudur ki kalplere yansımıştır , artık bu nur sönmez buses susmaz . yoridune leyotfeu nurellahe be efvahehem vellaho motemmo nurehe : يُريدوُنَ لِيُطفِئوُا نوُرَ اللهِ بِاَفواهِهِم وَاللهُ مُتِمُّ نوُرِهِ yani : siz istiyorsunuz ki cenabı allahın nurunu yaptıklarınız ile söndüresiniz , siz istemesiniz bile cenabı allah nurunu tamamlıyacak ve işini yapacak . artık birinci sınıf ve birinci geryenin zamanı geçmiş ve ikinci sınıf ve ikinci geryenin derslerinin ve ilimlerinin bilinmesi ,okunması , açıklanmsının zamanı gelmişdir . bu ümmetin çocuklarını çok seven babaları artık bır sınıf yukarının hocasını göndermiş , çocuklar ister istemez kabul etmeli ve onun emirlerine ve derslerine uymalılar . o öyle bir ağaç değildir ki bu rüzgarlarla oynasın ve ya eyilsin ve kırılsın ve bunların harp meydanından kaçıp gitsin. şerif ayetin anlamı ile ki buyurmuş : ve la yeltefet menkom ehedon ve omzu heyso tomerune . وَ لا يَلتَفِت مِنكُم اَحَدٌ وَ اُمضوُا حَيثُ توُمَروُنَ yani : ve sizlerden hiç kimse emir verildiği yoldan yüz çevirmesin ve emir verildiği gibi ilerleyin . cenabı allahın emir verdiği yola gidecektir .
Evet istediğim bu konuları demek ve yazmak değildi gereğince yazıldı , niyyetim o büyük alimin öğretim tertibini ve sıralamasını anlatmak iydi ki hep hikmete uygun du . ilk olarak cenabı allahı ve onun resulunu ve tahir imamları ve şiilerin bulundukları seviyeni ve zahiri geryeleri tanıtmaya başladı , git gide halkın şuuru ve aklı çoğaldıkça ve bu dediklerine millet alıştıkça bu alim kendisi ve ya onun yerine geçen alimler daha yukarı seviye ve yeni konuları beyan ediyorlardı ve şüpheler sayesinde dinimizin üzerine konmuş olan tozları siliyor ve temizliyorlardı . böylece bir az dinin esesını açıklamak ve öğretmekten kurtulmuş oldular , sıra fegihlerin işlerinin yanlışını düzeltmek ve onların islahına geldi . ve alimin görevini ki imam eleyhesselambuyurdu : eza zadel momenune şey en reddehom ve eza negesu etemmeho lehom اِذا زادَ المُومِنوُنَ شَيئاً رَدَّهُم وَ اِذا نَقَصوُا اَتَمَّهُ لَهُم yani : ne zaman ki mömünler bir şey fazlalaştırdılar onları itidala döndürür ve ne zaman bir şey azaltırsalar, azaltılanı onlar için tamamlar . yerine getirdiler ve uygulamasını gerçekleştirdiler . onları ters yoldan ve şüphelere uymaktan kurtardılar ve doğru yola geri çevirdiler . teslim ehliolanlar kabul ettiler , olmayanlar ise oldukları yolda kaldılar ve o büyük alimlerin buyurdukları sözleri ki büyük nimet iydi küfran ettiler .( ve ma zelemuna ve laken zelemu enfosehom وَ ما ظَلَموُنا وَ لكِن ظَلَموُا اَنفُسَهُم yani : bize zulum etmediler kendilerine zulum yaptılar .) evet sizin sorunuz alimlerin işaretleri ve onlarda olan özelliklerdi , bizimde bahs ettiğimiz ikinci geriye ve ikinci seviye iydi . eğer o işaretlerin ve özelliklerin genel olarak açıklanmasını isterseniz bizim meşayihimiz ve alimlerimizin( derecelerini yüksek yapsın cenabı allah ) kitaplarına muraciat etmeniz gerekir ve eğer kısaca ve özet olarak isterseniz derim ki : birinci geriye ve ilk seviyede olan alimlerin işaretleri hakkında açıkladığım konulardan başka , özelliklerini anlamak isterseniz onların en iyi numunesi ve en iyi örnekleri bizim meşayihimiz ve alimlerimizdirler eelellahomegamehom ki ikinci geriye , ikinci seviye hocalarından ve öğretmenlerindendirler . tüm hocalar bu zamanda onların sıfatları ve siretlerinde olmalıdırlar , dedikleri onların dediklerine benzemeli ve onlarla aynı anlamda olmalıdır . çünkü kendileri hazreti mohemmed ve ale mohemmed sıfatında ve onların siretindelerdi ,bir kelime dahi kendilerinden konuşmamış ve laf etmemişlerdir en ufak konulardan en yüksek ve büyük konulara kadar ale mohemmed eleyhomesselamın dediklerine uymuşlar ve onlardan rivayet etmişler , bu dediklerim onların kitaplarının tümünde ve buyuruklarında bas baya bellidir , fakat konuyu anlıyabilmeniz için kısaca ikinci geriye ve seviyede olanlar ve bu seviye alimlerinin sıfatları ve özellikleri hakkında yazıyorum , genelini ve açıklamalarını bilmeniz için meşayihimizin kitaplarına muracaat etmenizi öneriyorum . konuya giriş için diyorum ki bu gördüğünüz insanlar tüm alemden bir örnektirler . hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğu gibi ;
eteze emo enneke cermon seğiron ** ve fikentevel alَemol ekbero
اَتَزعَمُ اِنَّكَ جِرمٌ صَغيرٌ ** وَ فيكَ انطَوَي العالَمُ الاَكبَرُ
Yani : acaba sen kendini küçücük bir cisim mi biliyorsun . hal bu ki sende ekber alَem , kocaman dünya yerleştirilmiştir . bu kocaman alemde , dünya , berzeh( öldükten sonra kıyamete kadar gittiğimiz alem berzeh alemidir) ve ahiret , üç mertebe üç aşama olduğu gibi insanda üç mertebeye sahiptir , onun zahiri ki onun cemadiyyet , nebatiyyet , ve hayvaniyyeti dir . bu mertebesiyle onlara mahsus işleri yapar ki bunlar dünyadandırlar . onda olan başka bir mertebeye ki onunla hayal eder , düşünür , ilimler öğrenir , çok genel olmayan cüz i anlamları anlar , berzeh dendir ve bu mertebede cinlerle aynı seviyededir , bizim alimlerimizin istilahları ve onların kullandıkları ad , zilliyye insaniyyetidir bu mertebe , fakat onun en yüksek seviyyedeki mertebesi ki onunla sever dostluk yapar duşman tutar onun hakiketi , özü ve nefsidir ki bu mertebe ahirettendir . eğer bu nefsi ile hayır mebdelerine , hayırın başlangıç noktası olan mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselama bakar ve onlarla ilgilenirse , onların nuru buna yansır ve bunun yüreği onların nuru ile ışıklanır onların sıfatları ile sıfatlanır , onları kabul eder her dediklerini uygularsa ,onların sevgisini bulur kendinde , cenabi allahın sevgisini kazanır , onların sevgilisi ve cenabı allahın sevdiği kul olur .:gol inkontom tohebbunellah fettebeuni yohbebkomollah قُل اِن كُنتُم تُحِبّوُنَ اللهَ فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ . yani : ey peygember onlara söyle eğer cenabı allahı seviyorsanız beni dinleyin ki allah da sizi sevsin . böyle birisinin nefsi güdsiyye nefs olur .
fakat eğer bu nefs ile şerr ve kötülükler mebdeine yani mohemmed ve ale mohemmed eleyhommesselamın düşmanlarına taraf döner onları dinler dediklerini uygularsa , onlarda olan karanlıklık , zülmet bunun yüreğine yansır ve onun gereği ile o büyüklerin düşmanlığı ve onların düşmanlarının sevgisi kalbine girer , şimdi cenabı allahın nuru , ve mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselamın nuru onun kalbinde olmadığına göre , onlara arkasını çevirdiğinden onlarınnurunu geri çevirmiş olur ve karanlıkta ve zulmatta kalır ve böylece kafir olur . yani hakkı örten , onu gizliyen , bu halde bu nefsin ismi ise nefsi emmareye bessu olur . yani kötülüklere emir veren , insanı kötülüklere götüren nefs . geçen soruların cevabında geçmiş ve bildiğiniz ve öğrendiğiniz gibi , cenabı allahın halkı yaratmasının en bükük nedeni onların cenabı allahı tanımaları ve ona marifet getirmeleridir . hadisigüdside olduğu gibi : konto kenzen mekhfiyen fe ehbebto en oref fekhelegtol khelge lekey orefe كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ yani : ben bir gizli madendim tanınmak istedim , yarattım ki tanınayım . tanımak o zaman olur ki tanınan tanıyanın yanında olsun , yani biz tanımak istediğimiz her neyse onu görmemiz , anlamamız , duymamız , hıs etmemiz gerekiyor , kısaca tanıyan la tanınmak istenen şey her neyse ikisinin bir birinin yanında olmaları şarttır . şimdi acaba cenabı allahı tanımak için o bizim yanımıza mı gelmeli ya biz onun yanına gitmeliyiz . bas baya bellidir ki hiç bir yaratık cenabı allaha yetişemez ona gidemez onu anlıyamaz . biliyoruz ki adil olan cenabı allah hiç bir zaman halkı, yapamadıkları işe mecbur etmez , emir vermez . muhakkak kendisini tanımak için bir şeyler bir yerler tanıtmıştır , bunların tanınması da cenabı allahın tanınması anlamında olmalı . bunlar mohemmed ve ale mohemmed eleyhomesselam dır lar . ( mütercim = bunu okuyunca hemen kızar bazıları ve bunları allahlık mertebesine kadar yükseltiniz derler bizim şiiler . fakat bunu dediğimiz zaman ki allah buyurmuş bende nefsini tanıdıysa beni tanımıştır muhakkak , hiç kızmaz ve bizede bir kötü laf etmez . yani kendi nefsini bu allahın mesum yarattığı bendelerinden üstün görmekten hiç kaçınmaz ve rahatsız olmaz . bu onların marifetlerinin azlığındanve masumları tanımamaktandır tabı ki . bitti ) ziyaretlerde okuduğumuz gibi : esselamo ela mehalle merefetellah اَلسَّلامُ عَلي مَحالّ مَعرِفَـةِ الله yani : selam olsun cenabı allahı tanıma vesileleri ve yerlerine . ve yine diyoruz : مَن عَرَفَهُم فَقَد عَرَفَ اللهَ yani : her kes onları tanıdıysa muhakkak cenabı allahı tanıdı . şimdi bunlar cenabı allahın ilk yaratıkları olduklarından ve en yüksek makamda ve derecede olduklarından ,kimse bunları tanıyamaz . bunları tanımanın bir tek yolu vardır oda bunların aşağı seviyeye inmeleri ve halkla aynı derecede durmalarıdır , böylece diğer halk onları tanıyabilir . halk kendi derecelerinden yukarı ve onların bulundukları makama çıkamaz ve oraya erişemezler . onlar aşağı gelerek halkla aynı seviyede bulunabilirler , bunu da yapmışlar ve halkın bulunduğu seviyeye gelmişler ve böylece halk onları tanıyabilme imkanını bulmuş ve tanımış ve onların sıfatları ile sıfatlanmış ve onların nuru ile ışıklanmışlar ve onları tanıyarak onlara karşı sevgi beslemişler ve böylece onların sevgilerinide kazanmışlar . cenabı allahın dini ve halkı yaratma nedeni de budur . demek ki her kimse mohemmed ve ale mohemmed eleyhommesselamı tanıyıp onlarla ilgilenir ve onların sevgilerini kalbinde taşır ise cenabı allahın dinine mütedeyyin olmuştur . tüm peygemberlerin gönderilmesi ve kitapların gelmesi bu neticeye varmak için ve cenabı allahı tanımak ve onu sevmek için yapılmıştır . peygemberlerin yapmak istedikleri bu gayeye varmak ve bunun için gerekenleri yapmak ve buna varmak için engelleri ortadan kaldırmak dı . şimdi bilmek istediğimiz, acaba ilk başta bu neticeye varmak için ne engeller varmış , bunun için ilk başta verdiğimiz meseli tekrar ediyoruz , bilindiği gibi ateş her yerde vardır fakat görünmez halde ve gizli dir , bu gözle görünen ateşi temsil eden alev , kendini ateşe yaklaştırdığından ve ince ve şeffaf oluşundan ateşi temsil ediyor , ne kadar bu inceliği , şeffaflığı artarsa ateşin sıcaklığını ve ışığını o kadar daha fazla yansıtır tabı ki , aksine kalınlaştıkça , şeffaflığı azaldıkça ateşi daha az temsil edebilecektir . şimdi insanda da böyledir .onun cemadi bedeni cisim olduğu halde ,diğer cisimlerden daha şeffaf ve daha ince olmuştur , içinde bulunan geybinde var olan bitkisel ruhu temsil etmiş ve bitkilerin yapabileceği işleri yapabilmiştir , yani gıda alabilmek dışkılamak , sindirmek ve imsak etmek bir şeyleri kendinde tutmak , ondan zahir olmuştur. Onun nebati ruhunun diğer bitkilerde olan ruh seviyesinde olduğu halde onlarda bulunandan daha fazla şeffafiyet ve incelik kazanmış ve içinde bulunan hayvani ruhu temsil etmiştir . hayvanların yapabileceği işleri , görmek , duymak ,koklamak ,tadmak ondan zahir oluyor . onda bulunan hayvani ruh diğer hayvanlarda olanın çeşidinden olduğu halde onlarda olandan daha şeffaf , daha ince ve letif olduğundan zilliyye insaniyyet ruhunu temsil edebiliyor ve bu ruhun yapabileceği işleri , düşünmek ,hayal etmek , tevehhom ve anlamak gibi işleri yapabiliyor . onda bulunan insaniyyete zelliyye ruhu gerçi cinlerde bulunan ruhun aynısıdır , velakin onlarda bulunandan daha ince daha yumuşak ve letifdir ve koniyye inasanın nefsini temsil edebiliyor . eğer bu nefs , yukarıları ve ِelliyyine ve hakka doğru olursa yani yüzü o tarafa bakarsa , ale mohemmed eleyhomesselam ve cenabı allahın nuru ona yansır ve o mömün olur , ve eğer siccin ve kötülüklere doğru bakarsa ve iyiliklere arkasını çevirirse ,kafir olur . şimdi eğer nefs de bulunan mertebeler bu iç içe olan çeşitli dereceler , yani zahirden batine kadar , dıştan içeri kadar bulunan dereceler ve mertebeler hepsi saf , boyasız ve her hangı bir kirle kirlenmiş olmaz iseler , bu nefs iyi ve ya kötü kendi işini ve becerisini ve nurunu bu mertebelerden ve derecelerden zahir eder ve gösterir . yani iyi ise iyiliği kötü ise kötülüğü , oldoğu gibi kendinden yansıtır ve zahir eder . eğer bu nefs , gudsiyye ( ilahi ve allah seven) ise ve ale mohemmed eleyhemmeselamın nuru ile ışıklanmış ve bu nur ile münevver olmuş ise , zahirden batine kadar tüm işlerde ve yaptıklarında , düşüncelerinde onlar gibi olur ve onları temsil eder . nasıl ki mubarek bedenleride ve kendilerinin çeşitli dereceleri ve mertebelerinde her bakımdan geybde bulunan nefslerinin aynısı gibi dirler , tüm derecelerde ve mertebelerde o derece ve mertebeye mahsus olan iş, nefsleri ile uygun yapılmaktadır . buna göredir ki nefsin işlerinin zahirden batine , yukarıdan aşağıya kadar aynı nefs de olan gibi yapılması için ilk adım, bu mertebelerde bulunan iç içe ışıklar ve aynaları temizlemek ve kirlerden arındırmak gerekiyor. Çünkü temizlenmez ise her mertebede bulunan boya ve kir o mertebedeki nuru ve ışığı kendi boyası ve pisliği ile boyar ve kirletir ve nefsin o mertebesine ayid olan iş , olduğu gibi yapılamaz ve var olan o boya ve kir ve pislik o işi etkiler ve boyalı ve kirli olarak yaptırır ve iş aslına benzemez ve başka bir şey olur . dinimizin furuatı ve zahirdeki tavsiyeleri ve emirleri , temizlikte , yemekte , içmekte , evlenmekte , ölülerde , dirilerde emirlerin var olması , buna göredir ki bu kirleri ve boyaları temizliyelim silelim ve cemadiyyet , nebatiyyet , hayvaniyyet ve zilliyye insaniyyeti itidale ve istandard hale getirelim , düzeltelim . mesela yavruların ve çocukların doğuşundan daha evvel onun ana babasının nikahı ve evlenmeleri için bazı şartlar koymuş dinimiz . yavruların ve çocukların özürlü doğmasını önlemek için kardeşlerin ve çok yakın evlilikleri yasak etmiş , zina halinde bulunan kişilerin cenabı allaha arkaları dönük olması için , iman nuru onların kalbinden giddiği için , günah ve mesiyetin karanlılığı onların tüm vucudlarını bastırdığı için ve tüm bunlar nedeni ile nütfe ve yumurtayı tabii ve istandard halinden çıkaracağı için bu işi yasaklamış . helal nikahlı olanlarda dahi yine nütfenin , itidal ve istandard halinden çıkmaması için , bazı şartlarda bulunanların yakınlık yapmalarını yasaklamış , masela bayanların heyz ( regl ) ve nifas günleri ve bazı diğer yasak günler gibi , ayın akreb burcunda onduğu günler ve ya her ayın ilki ve ortası ve sonu gibi ve mehag zamanı ve ya çarşenbe geceleri ve bu gibiler . bunlar hep doğacak olan yavru ve çocuğun düzgün ve mötedil veistandard halde büyüyüp doğması için söylenmiş , okumamışsın ki buyurmuşlar zinadan ve heyz zamanında nütfesi bağlanmış olanlar hiç bir zaman emirelmömenin dostu olmazlar . ya ayın ilki , ortası ve sonunda yapılmış yakınlıktan doğanlarda geçici ve zaman zaman görünen cunun ( delilik ) oluşur . buyurmadıkları ve ya bize varmıyan başka emirlerde bu gibi nedenler için söylenmiş . ya buyurmuşlar ki : çocuk doğduktan sonra ona doğru düzgün bakıcı tutulmalı , rastgele bakıcılar ahlakları bozuk olanlar, kötü adamları bu iş için almamalı ,çünkü onların tüm ahlakları tüm sıfatları doğrudan doğruya çocuğa geçer ve onu bozar , ve yine çocuğun terbiyesi için hangı adabı nasıl yapmalı ve onun ruhunun itidalda gelişmesi ve bu ittidal sayasinde yaratılışın gayi nedeni ve en büyük nedeni olan cenabı allahın nurunu kendinden yansıtabilmesi için buyurmuşlar tüm bunları . temizlikle , sağlıkla ilgili olanlarda , necisler den uzak durmalarda , verilen bu emirler , hükümler , hepsi insanın vucudu ve cisimi itidalda kalsın ve şeytanın yuvası olmasın diye verilmiş ve ya yemeklerde ve içmeklerde yasakların konulması bunun içindir ki bu yasaklananlar nebati ve hayvani ruhu itidaldan çıkarırlar .