بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrehmanirrehim
Dostlar dostluğu
Dostlar dostluğu : arkadaşların sevgisi kitabının tercümesi
Yazar : merhum hac ebdürriza han ibrahimi efendileri
Tercüme yapan , mütercim : cafer seyf
Bu çeviri, ön ve henüz doğrulanmadı.
web sitesi yöneticisi
Kitabın içindekiler :
[p 2]
بسم الله الرحمن الرحيم
اٌلحَمدُ لله رَبِّ العالَمين وَ صلَي الله عَلي مُحَمّدٍ وَ آلهِ الَّطيّبينَ الطاهِرين وَ لَعنَة اللهِ عَلي اَعدائِهِم اَجمَعين
Elhemdolellahe rebbel alemin ve sellellaho ela mohemmeden ve alehetteyyebinettaherin ve lenetollahe ela eedaehem ecmein
Hemd olsun alemleri yaradan allaha ve onun selamı olsun mohemmed ve onun teyyib ve tahir alına ve allahın laneti olsun onların duşmanlarının hepsine
Ve sonra şöyle der cenabı allahın miskin bendesi zeynolabedin torunu ebülgasim oğlu ebdürriza , imanı olan gençlerin birinden mektup aldım ve onda dinin manası ve anlamından ve müttegi ( tegvalı ) alimlerin , din adamlarının özelliklerinden ve onların tanınmasında kullanılan şartlardan işaretlerden ve sıfatlardan sormuşlar , ilk başta kısa bir cevap yazmak isteyip genel cevabı meşayihimizin ve alimlerimizin ( allah onların megamını yükseltsin) ki hiç bir konuyu kitaplarında araştırmadan ve açıklamadan geçmemişler, sevk etmek istedim .َزاهُمُ الله عَنِ الاِسلام وَالمُسلِمين خَير جَزاء المُحسِنينَ (cَezahomollahِe َenِel ِeslamo vَelmoslِeminَe khِeyrِe cَezaِel mohsenin). Yani : (cenabı allah islam ve müslümanlar tarafından en iyi hedyeyi onlara versin) Fakat çoğu kitaplarının arabca olduğundan ve bu kitapların her kesin anlıyamıyacağı bir dilde yazılmış olduğundan ve soru soran bey efendinin arabça bilmediğinden en iyisi onların yazdıkları çeşitli kitaplardan farsça bir özet toplamak olur diye düşündüm , böylece hem bu bey hemide bu beye benzer diyer şahıslarda ondan faydalanırlar , cenabı allahtan ümid ederim ki bu beyin sorularının bereketinden ki kendi dininin islahı ve düzeltilmesi için çalışmaktadırlar, soruların cevabını kendisinin rızası olduğu şekilde bu bendenin kalemi ile yazılması imkanlarını sağlasın inşaallah . سُبحانَكَ لا عِلم لَنا اِلاّ ما عَلَّمتَنا (sobhaneke la elme lena ella ma ellemtena ) yani : ya rebbim sen her kötülükleten uzaksın bizim senin bize öğrettiğinden başka hiç bir ilmimiz, bildiğimiz yok . şimdi soruların cevabını yazmağa başlıyorum ve la hole vela govvete ella bellah وَلا حولَ وَلا قُوَّة اِلاّ بِالله
Birinci soru: dinin manası ve anlamı ve açıklaması nedir .
Cevab : din kitaplarda çeşitli anlamlarda kullanılmıştır . teebbüd , şeen , allahın koyduğu kurallar, kanunlar , islam , ibadet , bir konuyu kabul etmek onu dinlemek ona uymak , zoll , gehr , gelebe , istila , sultan , mülk , hüküm , geza , hal , siret , alışkanlık , tedbir , tohid , anlamlarında kullanılmıştır din kelimesi . bundan başka cenabı allahın ibadetini gerçekleştirmek için yapılan tüm işlerin toplamına da din denmiş . millet ve veree anlamına da gelmiştir kitaplarda . cenabı allah kitabında inneddine endellahel eslam buyurmuş اِنّ َ الدّينَ عِندَاللهِ الاِسلام yani: allahın yanında din islamdır . sizinde yazdığınızdan ve sorduğunuz sorudan anlaşılan, bilmek istediğiniz hak dini öğrenmektir, ki oda islamdır . ayetlerde ve haberlerde din ve islam yukarıda geçen anlamların çoğu anlamında geçmiştir . birer bier anlamları açıklıyalım , teebbüd ün anlamı bendelik yapmak ,molanın ve büyüyün emirlerinin tümünü uygulamak için gereken işlerin yapılmasıdır , hazrete emir ( ali) eleyhesselamın buyurduğu gibi (eleslamo hovetteslim ) اَلاِسلامُ هُوَالتَّسليم yani : islam teslim dir . teslimden ibarettir. , kulluk ve bendelik yapma gereği , insanın her hangı bir mertebesi ile o mertebesinin yeteneklerini kullanarak itaet etmesi , kulluk etmesi dir teebbüd . gözün bendeliği cenabı allahın sevdiklerine bakmak , kurana , alimin ve dini kardeşlerin yüzüne ve suratına ve bu gibilere bakmaktır . kulağın ibadeti cenabı allahın sevdiği seslere kulak vermek ve onları işitmektir , dilin ibadeti cenabı allahın sevdiği sözleri konuşmaktır , bunların en üstün mertebesi insanın fuadıdır ki onun ibadeti cenabı allahı , onun iyi bendelerini ve oliyasını sevmek ve onun duşmanlarından uzak durmak ve onları duşman bilmekle yapılır . aslında genel olarak tüm mertebelerimizin ibadetleri , çeşitli konuları tanımak ve anlamaktır, o tanıyıp anladığımız konular , uygulamaya tabi tutulduğunda her birisi her derecedeyse kendi derecesine uygun bir şekilde zahir oluyor ve kendini gösteriyor . ( mertebe ve derece farkı ile birisi namaz birisi oruç diğeri haç obirisi zekat ve sayire gibi ortaya çıkıp tezahür edip görünüyorlar )
Velakin şeen in anlamı istek ve niyyettir , yani cenabı allahın bendeliğine isteği ve niyyeti olacaktır . cenabı allahın buyurduğu gibiveebudullahe mokhlesine lehoddin . وَاعبدوا اللهَ مُخلِصينَ لَهُ الدّين yani :cenabı allahı ibadet ediniz bir halde ki dini onun için saf ve temiz ve kusursuz yapmışınız .
Velakin vez e elahi , yani cenabı allahın insanın tabietinde ve içinde koyduğu ve fitri kurallar. cenabı allah insanı nasıl ve hangı özelliklerle ve fitretle yaratmış ise o tabiatı ve fitreti değiştirmemek lazım . cenabı allahın buyurduğu gibi: fetretellahel leti fetretennase eleyha la tebdile lekhelgellahe zalekeddinol geyyemo فِطرَةَ الله الَّتي فطرَالنّاسَ عَلِيها لا تَبديلَ لِخَلقِ اللهِ ذلِكَ الدّينُ القَيّمُ yani : cenabıallahın yarattığı fitrete razı ol ve öyle kal , onun yarattığını değiştirme , budur kalıcı ve halkın işlerini islah etmek için ayakta olan din .
Velakin islam , daha evvelde yazdığımız ayet gereğince din cenabı allahın yanında islamdır .
İbadet ise aynı teebbüd anlamındadır ki anlattık .
Zoll ise , anlamı insanın kendi isteklerini , sevdiklerini karıştırmadan molasının ve büyüyünün istediklerini yapmak ve onun izzetini ve azizliğini temsil etmek ve onun sıfatlarını yansıtmak tır . nefse kolliyyeye ilahiyyenin (ilahiyye nefsinin tamamı ) sıfatları hakkında buyurukları gibi ki onun özelliklerinden vegüçlerinden zillette izzet tir demişler , bu dediğim zillet bendeliğin aslı va hakikatıdır ki buyurmuşlar : el ebudiyyeto cohereton konheherrububiyyeh اَلعُبوُدِيَّةُ جوهَرَةٌ كُنهُهاالّرُبوُبِيّه yani: bendelik ve ubudiyyet öyle bir şeydir ki onun aslı ve derinliği allahlık ve rububiyyettir .
Velakin gehr ve gelebe ve istilanın anlamları hepsi zoll ve bendeliğin fer i ve onun kol kanatıdırlar , eğer insan kendisini bırakıp da molasını temsil ederse molanın tüm sıfatları ondan yansımaya başlar ,aynı bir gaz lambasının ateşi ve alevi temsil ettiyi gibi , kendini bırakıp o ateşi temsil ettiği için ateş de kendi sıfatlarının tümünü ona vermiş onun gibi ışık saçıyor onun gibi ısı veriyor ve sayire , tüm sıfatlarını ona vermiş .
Çünkü verdi ateş yolunda tüm varlığını ** ateşde karşılığında kendini ona verdi
Mömün ve imanı olan bendede kendini bırakıp cenabı allahın istediklerini yerine getirir, onu dinler ve onun dinini uygularsa , cenabı allahda kendi gehrini gelebesini , istilasını ( sıfatlarını ) onda zahir eder ve ona verir . hadisde vardır ki eğer mömün bende allaha karşı sadık olursa , cenabı allah her şeyi ondan korkutur , hatta ki yer yüzündeki tüm böcekler tüm vahşi hayvanlar , gökte uçan kuşlar , denizdeki balıklar da ondan korkarlar .
Hüküm ve gezaise bellidir . bu din bir hükümdür ki cenabı allah bendelerini ona hükümlendirmiştir , o hükümlerden başka hükümde onlardan kabul etmez ve buyurmuş: ve men yebteğo ğeyrel eslame dinen felen yogbelo menho : وَ مَن يَبتَغِ غِير الاِسلامِ ديناً فَلَن يقبل مِنهُ yani : her kimse islamdan başka bir din talep ederse ondan kabul edilmez .
Siret ise , sünnet , teriget ve alışkanlık anlamındadır , bunun anlamı budur ki cenabı allahın yarattığı düzen ve tertip hiç bir fark olamaksızın her şeye tabi tutulmuş ve kendisi buyurmuş : ma tera fi khelgerrehmane men tefavoten
ما تَري فيِ خَلقِ الّرَحمنِ مِن تَفاوُتٍ yani : rehman allahın yaratılışında hiç bir fark ve eksiklik göremessin . ve cenabı allahın sünneti ve alemde cari olan , yürürlükte olan , koni şeriette(alemdeki şeriyette) ve şeriyet konunda ( şeriyet aleminde ) onun dinidir ki onu uygulamak gerikiyor
kovn varlık demektir cenabı allahın tüm yarattıkları kovn alemindedir . şimdi bu kovn aleminde her şey eşit olarak cenabı allahın yarattığı bir varlıktır kötü ve ya iyi diye hiç bir şey ayırt edilmez helal ya heram diye bir şey yoktur kovn aleminde , kötü ve ya iyi diye bir şey de yoktur bu alemde . fakat cenabı allah şeriyet alemin yarttı ve bu alemde iyi ve ya kötü ler bir birinden ayrılmış oldu . helal ve heram , iyi ve kötü cenabı allahın emri ile bir birinden ayrıldı . insana zararlı olan tüm şeyler ( yemekler içecekler , yapılan işler , konuşulan sözler , duyulan sesler ve her şey ) onu insanlıktan uzaklaştıran her nevi şey , kötü ve haram olmak üzere ayrıldı ve bunun ismi ise şeriyet oldu . namaz , oruç , hac , yalan konuşmamak , zinadan uzak durmak , içki , kumar , riba , ve ......... sayire . bunların tümüne şeriyet denmiş . kovn ise tüm yaratıklar ,işler , düşünceler ,ve sayire ayırt etmeksizin demektir. Şimdi şeriyet alemi yaratılmasa idi insanların kötü ve ya iyisi nasıl anlaşılırdı . kim cenabı allahın kulu , bendesi ve kim kendi nefsinin ve ya şeytanın bendesidir diye nasıl ayırt edilirdi . mütercim
tedbir ise , bu din bir tedbirdir ki cenabı allah bu tedbiri bu yarattığı halkın bir gayeye varabilmesi için yaratmıştır .
tohid yani cenabı allahı bir tanımak , bu ise dinin bünyanı ve esası dır , tüm hakk dinler bu tohidin açıklamasıdır .
vere ise cenabı allahtan başka ne varsa hepsinden yüz çevirmek ve hulus ile hiç bir şirk karıştırmadan bir tek onunla ilgilenmek anlamındadır .
Din kelimesinin hakkında bu açıklamalardan şöyle anlaşılıyor ki din ve islam kelimelerinin en geniş ve anlamlı olanı hazrete emirelmomenin ali eleyhesselamın buyuruğunda toplanmiştir ki buyurmuş :leensebennel eslame nesbeten lem yensebho ehedon gebli ve la yenseboho ehedon beedi ella bemesle zaleke ennel eslame hovetteslimo vetteslime hovelyegino velyegine hovettesdigo vettesdige hovel egraro velegrare hovel emelo vel emele hovel edao ennel momene lem ye ekhoz dineho ela reeyehe ve laken etaho men rebbehe fe khezeho ennel momene yera yeginoho fi emelehe fevellezi nefsi beyedehe ma erefu emrehom fe eteberu enkarel kaferine velmonafegine be eemalehemol khebisete .
لاَنسِبَنَّ اِلاسلامَ نِسبَةً لَم يَنسِبهُ اَحَدٌ قَبلي وَلا يَنسِبهُ اَحَدٌ بَعدي اِلاّ بِمِثلِ ذلِك اِن الاِسلامَ هوَ التَّسليمُ وَالتَّسليم هوَ اليَقينُ وَ اليَقينَ هوَ التَّصديقُ وَ التَّصديقَ هوَ اِلاقرارُ وَ اِلاقرارَ هوَالعَمَلُ وَ العَمَلَ هُوَ اَلاداءُ اِنَّ المُومِنَ لَم يَاخُذ دينَهُ عَلي رَايِهِ وَلكِن اَتاهُ مِن رَبِّهِ فَاخَذَهُ اِنَّ المُومِنَ يُري يَقينُهُ في عَمَلِه فَوَالَّذي نَفسي بِيَدِهِ ما عَرفوا اَمرَهُم فَاعتَبِروا اِنكارَ الكافِرين وَالمُنافِقينَ بِاَعمالِهِمُ الخَبيثَةِ
Yani , islamı öyle anlatayım ki benden önce kimse anlatmamış , benden sonrada anlatanlar ancak benim anlattığım kadar anlatabilirler (ondan fazla ve iyi anlatamazlar yani) , evet islam , teslim demektir , teslimde yegindir , yani kesin inanmaktır ve yegin tasdik etmektir , tasdik ise igrar yani kabullenmek ve dile getirmek , igrar ise uygulamak , uygulamak ise eda etmek ve bir işin hakkını vermek ve üstesinden gelmektir . mömün dinini kendi isteyi ve oyu ile almamış , cenabı allah tarafından ona varilmış , mömünün yegini onun uygulamalarında görünür , canımın hayatımın varlığı onun ellerinde olana yemin olsun ki , kendi durumlarını anlamadılar , ne yapacaklarını bilemediler , siz münafiklerin ve kafirlerin inkarını , onların kötü işlerinden anlayınız , tanıyınız . hadise şerif bitti .
Eger bu hadise şerifin tüm kısımlarını açıklarsam , sizin sorduğunuz sorunun cevabı açıklanmış olur inşaallah .
O hazretin buyuruğu , islam teslimdir demeleri ve buyuruğunun diğer kısımlarından anlaşılan mana ve anlam budur ki , islam kelimesinin kullanışından gaye , zahiri ve batini islamı anlatmak istemişler , çünkü islamın zahiri , dille igrar etmek ve şeriyeti uygulamak ve ona uymaktır, böylece o şahsın kanı haram olur onunla evlenmek cayiz olur , irs alır ve islamın diğer hükümleri onun hakkında uygulanır . velakin batini islam imandır , yani zahirde ve dilde kabulettiği gibi , kalbindede dediklerine hakiketen inanmak ve teslim olmaktır . cenabı allahın buyurduğu gibi : galetel eerabo amenna gol lem tomenu velaken gulu eslemna ve lemma yedkholel imano fi glubekom
قالَتُ الاَعرابُ آمَنّا قُل لَم تومِنوُا وَلكِن قوُلوُا اَسلَمنا وَ لَمّا يَدخُلِ الايمانُ في قُلوُبِكُم yani : araplar iman edindik diyorlar , onlara söyle siz henüz iman edinmediniz , islam getirdik söyleyin , henüz iman sizin yüreklerinize girmemiştir . iman imamlar eleyhemosselamı tanımak ve onlara inanmaktır . hadiste vardır ki birisi islam ve iman dan sordu hazreti sadık eleyhesselamdan , buyurdular , islam bu zahirdeki dir ki millet onu kabul etmişler . laelaheillellah ve mohemmed sellelahoeleyhe ve alehin , allahın resulu olmasına şehadet vermek , namaz kılıp oruç yapamak , zekat vermek haç yapmak , bu islamdır . ve sonra devam ettiler, iman bunlarla birlikte vilayete , dostluğa iman edinmek ve inanmak tır . eğer onlara igrar etmiş ve bu konuyu tanımamışsa , müslim fakat zall müslimdir. Hadis bitti .
Velakın zahirde ve batinde bu konuya inanınca iman olur onun adı buyuruklarının açıklamasında buyurmuşlar ki : لَيسَ كُلُّ مَن يَقولُ بِوِلايَتِنا مُومِناً (leyse kollo men yegulo bevelayetena momenen ) yani : her kimse bizim vilayetimize bizi sevdiğine igrar ederse kesin mömün değil . ( demek ki başka şartlarda vardır mömün olabilmek için) bunun ne demek olduğu yine hadiste vardır ki buyurmuşlar : iman dille igrar, kalple inanmak ve tüm aza ve organlar ile onları uygulamaktır . hazreti emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğundan ki yegini , tasdiki , igrarı ve uygulamağı islamın sıfatları ve özelliklerini sıralama esnasında yer vermişler , belli ve zahir oluyor ki , hem zahiri islamı ve hemide imandan ibaret olan batini islamı , ikisinide tarif etmek ve açıklamak istemişler o hazret , ve aslında islam beden ve iman ruh gibidir ruhsuz beden olabilir fakat bedensiz ruh olamaz , ve bu bedenin yaratılışından maksat , marifet ve tanımaktan ibaret olan iman ruhunun oluşudur ve bunun meydana gelmesi yaratılışın esası ve niyyetidir , hadisi godside buyurmuş cenabı allah :
كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاَحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ ( konto kenzen mekhfiyen feehbebto en orefe fekhelegtol khelge lekey eeref ) yani : ben bir gizli hazine iydim tanınmağı sevdim halkı yarattım tanınayım ) .
Ve çünkü Cenabı allahın tanınması ayetler çerçevesinde olabilir ve bendeler onun geybel giyub , geybler geybi olan zatını tanıyamaz. onun için onu tanımak halk çerçevesinde , halklar dahilinde olan ayetlerde muhakkak olur .bunun içindir ki cenabı allah halkın nihayi neticeye varabilmesi için kendi ayetlerini dünyanın her tarafında ve alemin her yerinde var olan halkın kendi nefsinde koymuştur ki tanınabilsin . söylediği gibiسَنريهِم آياتِنا في الافاقِ وَ في اَنفُسِهِم حَتّي يَتَبَيَّنَ لَهُم اَنَّهُ الحَقُّ ( senrihim ayatena fil afage ve fi enfosehem hetta yetebeyyene lehom ennehol heggo ) yani : biz kendi ayetlerimizi alemin etrafında ve onların nefsinde kendilerine göstereceğiz ki bilsinler o hak dır . eğer kendi ayetini halkın nefsinde koymasaydı , onlara hakk açıklanamaz ve zahir olmazdı , halk dereceleri ve mertebeleri açısından farklı olduklarından ve ilk başta halkın hepsi cenabı allahın ayeti ve nuru olma yeteneğine sahip olmamaları açısından , cenabı allah ilk ve en şerefli halkını kendi ayeti koymuş ki her bakımdan onun nuru ve sıfatlarını temsil etsin ve halka tanıtsın , halkada onu itaat etmek ve dinlemeğe emir vermiş ve görevlendirmiştir ki onu dinleme ve ona uyma ve onun sıfatlarıyla sıfatlanmak sayesinde , nefsleri cenabı allahın ayeti niteliğine gelerek kendi nefslerini tanıyarak cenabı allahı tanıyabilsinler .hadisde vardır: مَن عَرَفَ نَفسِه فَقَد عَرَفَ رَبِّهِ ( men erefe nefseh feged erefe rebbehe ) yani : her kimse kendini ve nefsini tanırsa allahı tanır muhakkak . insanın nefsi en büyük ayeti kabul etmemiş ve onu tanımamışsa kendisi allahın ayeti olamaz cenabı allahı tanıyamaz , şerife ayet dede buyurmuş senrihim سنريهم yani bundan sonra göstereceğiz , tanıtacağız , her kesde deallahın ayeti zahir olmamış belki allahın ayeti gizlidir ki buyurdu : كُنتُ كَنزاً مَخفياًا ( konto kenzen mekhfiyen ) yani : ben gizli bir hazine iydim , yani daha sonra onun nurunu ( en büyük ayeti olan hazreti peygember selellaho eleyhe ve alehi ) dinlemek ona inanmak ona iman edinmek sayesinde , ona ayetler zahir olacak ve o cenabı allahı tanıyacak . işte bu mutabıat ve bu dinlemek ve iman edinmeklerin ismi din dir, islamdır ve bunlardır en büyük ayete teslim olmak . insan kendi isteklerine ne kadar baglı ise ve onları uygularsa ve ya ne kadar allahın en büyük ayetinden uzak kalarak ondan başkalarını dinlerse , teslim olmaktan uzaklaşmış olur ve cenabı allahın ayeti onda o kadar az zahir olur ve o kadar da onun dini ve islamı kusurlu olur. Sonra o hazretin buyurduğunun devamı ki teslim yegin dir , söylediğim gibi teslim iki çeşitdir, zahiri ve batini teslim , zahir de teslim olanın organlarında zahir olur onun teslimi , batini olmuyabilir bu teslim , çoğu adamlarda olduğu gibi ki zahirde müslümdürler fakat mömün değildirler . batini tesliminde mertebeleri ve sınıfları vardır . onun en aşağı sınıfı nefs megamında mertebesindedir ki aklın ona teslim olmasından değil alışkanlıklar ve dışarıdakı faktörlerden dolayı oluşmuş olur onun teslimi . ondan yukarı sınıf teslim , akılda oluşmuş teslimdir ki insanın aklı alışkanlıklar , tebietler , şehvetler , gezeb , ilhad , şegavet leri kendinden uzaklaştırmış olur ve tüm bunlardan temizlenir , kendini sevmeği , kendini göstermeği ve temsil olmağı terk etmiş ve tüm varlığı ile cenabı allahın ayetleri ile ilgilenmiş olur ,böylece cenabı allahın nuru onda zahir olur , cenabı allahın sevdiği surat ve sıfata ki fitretollah ve sebğetollah tır erişir( sebğetollah ,allahın dini fetretollah da aynı anlamda sebğ boya demektir yanı cenabı allahın boyasını almış olur yani ona benzer ve onun dediği gibi olur onun dinine inanır ve iman getirir ) zahiri ve batini hıslar yolu ile anlaşılan , ondan aşağı seviyyede olan tüm hak delilleri ve burhanları , onun varlığının cenabı allahın tohidi ile aynı olmasından dolayı , anlar ve o delillere yegin eder . aynı şekilde ona batil konular sunulduğunda onun fitreti ve özellikleri ve boyası ile kiallahın fitreti ve boyası dır aynı olamaz ve onları kabul edemez ve onlara yegin sağlamaz. hazreti sadık eleyhesselamdan bu ayetin وَاَعلَمو اَنَ اللهَ يَحوُلُ بَينَ المَرءِ وَقَلبِهِ : ( ve eelemu ennellahe yehulo beynelmer e ve gelbehe. Yani : biliniz ki canabı allah kişi ile onun kalbi arasında hayil olur ) tefsirinde gelmiştir ki buyurdu : cenabı allah batilin hak görünmesinden muhafaza eder ve onları onun gözünde ayırt eder . her hali karide akıl cenabı allaha teslim olursa cenabı allahın nuruda onda toplanır ve onda zahir olur ve hakka yegin etmek özelliği onda oluşur , her hangı konuda her hangı bir hakk ona sunulursa tüm hak konuların cenabı allahın sıfatının nuru olduğundan bu aklın sıfatı ile ki oda cenabı allahın sıfatının nurudur aynı olur ve bu akıl ona inanır ve yegin eder, bunun için o hazret teslim yegindir buyurmuş . fakat akıl teslim olmamış ve kendiliğinden vaz geçmemiş ve hala kendini ifade ediyor olursa , deliller ve burhanlarla yegine vardığı halde eğer bu delil ve burhanları bir an için bile unutur ve ya ondan gafil olursa , yeginide o anda zayil olur ve ortadan kalkar . bir duvarın bir lambanın karşısında olduğu zaman aldığı ışık gibi , bu duvarın ışıklığı kendine ayit değil o lambadan almış ışıklığı , lamba karşısından giddiği an onunda ışığı söner ve karanlık olur . fakat teslim olma sonucu oluşan hakiki yegin, o lambanın kendisi gibidir . ışık onun kendinden saçıyor onun kimseye ihtiyacı yok ışıklı olabilmesi için . dünyadaki tüm ışıklar sönerler ise bunun halinde hiç bir fark oluşmaz , diğerlerinin karanlıklığı buna zarar veremez bu hep ışıktır ve ışık kalacaktır . şimdi hakiki yegin böyledir dünyadaki adamların hepsi kafir olursa her kes dindençıkarsa ona fark etmez ve onun dinine zarar gelmez ve o bunlarla değişmez . bunun için buyurmuşlar :el momeno kel cebele la toherrekehol evasefo ve la tozilohol gevasefo .اآلموُمِنُ كَالجَبَلِ لا تُحَرِّكِهُ العَواصِفُ وَ لا تُزيلُهُ القَواصِفُ yani : mömün aynı dağ gibidir hızlı rüzğarlar onu yerinden oynatamaz lar ve çok sesli yıldırımlar onu zayil edemez ve dağıtamazlar . velakin çok köklü ve içten olmayan zahiri yeginler aynı o duvarın lambadan aldığı ışık gibidir , ışıklık nedeni kalkdığı an ışıklıkda gider bunlarda da yegine neden olan faktörler kalktığı an yegin gider ve zayil olur . ibret alınız hazreti peygember efendimizin eshabının durumlarından , bakınız nekadar iyi sıfatlar onlarda oluşmuşdu . harplerin birinde yaralıların çoğu susamışlardı hepsi ölüm halinde yatmışlar , en başta yatana su getiriyorlar benim yanımdakı yaralı kardeşime verin suyu diye içmiyor ona götürüyorlar suyu, oda aynı sözü tekrar ediyor diğerine götürüyorlar oda aynı işin yapılmasını istiyor ve içmiyor susuz olduğu halde suyu . on kişi bu şekilde yan yana yatmışlardı , onuncu yaralıya vardıklarında onu ölmüş buluyorlar , geriye döndüklerinde dokuzuncu yaralı ölmüş bulunuyor en başdakına gelinceye kadar birer birer hepsini ölü buluyorlar . bu adamlar bu kadar iyi sıfatları hazreti peygember efendimizin nurundan aynı o karanlık duvarın lambadan aldığı ışık sayesinde ışıklanmış olduğu gibi almışlardı . o hazretin nuru onların kalplerine saçmış ve onları ışıklandırmıştı , onlar bu nurun etkisinden bu yegine varmışlar dı . fakat bu adamlar o hazret ölür ölmez henüz kefeni yıkanmış olan suyu ile yaşken onun en çok sevdiği kişinin hakkını gasb ettiler , kızının mallarını aldılar ve gasb ettiler , onun evinin kapısını yaktılar , karnındakı bebeğini duvar ile kapı arasında koyarak düşürdüler , tarihde yazılmış olan o kadar kötülüğü yaptılar . o kardeşlikler o sevgiler saygılar ne oldu nereye gitti ? evet karanlık duvarın lambadan aldığı ışığın , lambanın yok olduğu zaman gittiği yere . ama bunlara karşın hazreti selman , ebazer ve migdad gibi inançları ve yeginleri gerçek olan kişilerde vardı . onların inançları yerinde duruyordu , hazrete peygemberin gitmesi ile onların yeginleri gitmemişti . bunların yeginleri o lambanın ışığı gibi iydi ki kendinden ışık saçıyor ve kimseye bağlı değildi , onun için hazrete emirelmomenin eleyhesselamın vilayetini hiç düşünmeden kabul ettiler ve hazrete peygember efendimizin hayatta iken oldukları gibi kaldılar . 10
O hazretin yegin tasdikdir diye buyurmuş olması , hakiki yegin tasdikle birlikte olur anlamındadır . çoğu şahıslarda yeginler tasdiksizdir. cenabı allahınbuyurduğu gibi : ve cehedu beha vestengeyteha enfosehom وَ جَحَدوا بِها وَاستَيقَنتها اَنفُسهُم yani : onların doğru olduklarını bildikleri halde inkar ettiler . ve tasdik ile birlikte olmayan yegin , borç alınmış ve berrani ( yüzde olan hakiki olmayan ) yegindir , fakat eğer yegin cevvani ( derin ve içten ) ve hakiki yegin ise onun şekli ve sureti aynı aklın şekli ve sureti gibidir ve şüpheler rüzgarı onu oynatamaz ve yerinden koparamazlar .
Sonra tasdik igrar dır buyurmuş olması ,cenabı allahın insanda yarattığı mertebelerin sayısı kadar , igrarında mertebeleri vardır . onun en yukarı ve en yüksek mertebesi , akıldanda yukarı olan fuad mertebesidir . fuadın igrarı ona layık olan ,onun mertebesinde bulunan konular hakkında sadık olur . cenabı allahı ve onun resulunu tüm içtenlikle tanımak ve buda hakiki rıza ve teslimin oluştuğu zaman oluşur .
Hazreti sadık eleyhesselam bir hadisde buyurmuş : cenabı allahın iman konusunda , bendenin kalbine vacip yaptığı konular şünnardır , allahın bir tek olduğuna la şerike leh ve o kendine eş ve evlad almadığına ve mohemmed sellelahoeleyhe ve alehin onun resulu ve peygemberi olduğuna ve onun tarafından gelen her şeye, peygemberler vasıtası ile olsun ve ya kitaplar la olsun, hepsine igrar etmek ve hepsini tanımak ve onlara rıza ve teslim olmaktır. budur cenabı allahın kalplere vacip kıldığı konular ki onlarda kalplerin yapabileceği işlerdir . yani igrar ve tanımak kalbin yapabileceği bir işdir başkası yapamaz ve onu yaptığında da imanın tam ortasında durmuş olur ve mükemmelleşir bendenin imanı .
Bu buyuruktan bilinmekte olan şu ki fuadın igrarı onun yapabileceği işdir ki imanın en yüksek mertebesidir . aklın igrarı onun yegin etmelileri tasdik etmesi gibi , nefsin igrarı onun teslim olması ve dilin igrarı ise onun itiraf etmesi olduğu gibi , igrarın esası ve aslı kalpde olandır , dilde yapılan igrar onu temsil etmektir o hadise şerifte olduğu gibi ki cenabı allah kalbin inandığı ve igrar ettiği konuları, sözle beyan etmeyi , dil ile temsil etmeyi , dile farz kılmış ve vacip etmiştir , hadisin sonuna kadar ........... nihayet kalpte oluşmayan sırf dille yapılan igrarın hiç bir faydası yoktur .
Hadis te vardır ki iman uygulamakla birlikte olan igrardır , islam ise uygulamakla birlikte olmayan igrar dır . başka bir hadis te buyurmuş , iman dilde igrar kalpde inanmak ve organlar ile uygulamaktır .kısacası islamın anlamında igrardan bahs edildiğinde , zahirden kalbe kadar giden tüm mertebelerle yapılan igrardan bahs edilmektedir .
Sonra igrar uygulamaktır , uygulamak ise eda etmekt (bir işi yapmak ve verilen bir emri yerine getirmek) buyurmuş olması : yani doğru ve düzgün igrar tüm mertebeleri içeren igrardır . fuad mertebesinde tanımakta en yüksek dereceye ulaşmış , akıl mertebesinde cenabı allahın ayetlerine yegin etmiş ve onlarıtasdik etmiş , onlara karşı saygı duymak ve onları dinlemek kadar onları tanımış ve inanmış ,nasıl ki buyurmuşlar :el eglo ma ebede beherrehmano vektosebe behel cenano العقل ما عبد به الرحمن واكتسب به الجنان yani : akıl öyle bir şeydir ki onunla cenabı allahın ibadeti yapılır ve cennet kazanılır . Nefsin tüm mertebelerinde mohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın tüm yaptıklarını yapmış ve onların tüm sıfatlarına sıfatlanmış olması , zahirde de tüm şeriyeti uygulamış olması , organları ile onlarla yapılabilecek ve onlara vacip yapılan işleri yapmak ve cenabı allahın tüm ferizelerini eda etmek ve yerine getirmek . bunlar hep birlikte olduğu takdirde mükemmel igrar oluşmuş olur . zahirde yapılan uygulamalar ve işler batindeki igrardan bir işarettir . hazreti emirelmomenin eleyhesselamınbuyurduğu gibi : yeginol mer e yora fi emelehe يَقينُ المَرءِ يُري في عَمَلِهِ yani : kişinin yegini onun emelinde ve yaptıklarında görünür . Dil ile igrar etmek ise dilin yapabileceyi iştir . bu igrar insanın diğer mertebeleri ile tasdik edilirse doğru olur ve kabul olunur . insanın mertebelerinin yapabileceği işler farklıdır ve her mertebenin kendine mahsus ilmi ve bileceği ve işi vardır . bilimin ve ilimin doğruluğunun işareti ona yegin etmek onu tasdik etmek ve ona igrar etmek tir . yeginin ve igrarın doğruluğunun işareti ise uygulamakla birlikte olmasıdır . bir lambanın varlığının işareti onun ışığının var olması olduğu gibi . eğer onun ışığı yoksa , nedensiz adını lamba koymuşlar . hakiki bilim ve ilmin de işareti onu uygulamak , bu ikisi hep beraberler ve bir birinin yanındadırlar ve ayrılmazlar , her hangi bir ilimonu kullanmakla birlikte olmaz ise o ilim hakiki değildir ve zayil olur ve ortadan kalkar ve yok olur , hadiste vardır ki :el elmo yehtefo bel emele fe en ecabeho ve ellertehel اَلعِلمُ يَهتِفُ بِالعَمَلِ فَاِن اَجابَهُ وَ اِلاَّ ارتَحل yani : ilim onu kullanmağı ve uygulamağı çağırır ona cevap verirse kalır yoksa gider , şimdi tüm mertebelerde böyledir , fuad mertebesinin ilmi ve bilmesi marifet ve tanımaktır , bu tanımağın uygulanmasıda sevgidir, akıl mertebesinin ilmi ve bilimi yegin ve bu yeginin uygulanması tasdik dir , nefs mertebesinin ilmi ve bilimi şeriyetin ve terigetin hükümlerini tanımak ve onları bilmek ve seyr o sülük ü tanımak tır ve onu kullanmak ve uygulamak ise tüm iyi sıfatlara sahip olmak onları uygulamak tegva sahibi olmak haramlardan uzaklaşmak ve şeriyetin tüm hükümlerine uymak ve onları uygulamak tır . bir hadis de vardır ki birisi hazreti peygember selellahoeleyhe ve aleh e bana islamın işaretlerinden haber ver diye sesleniyor ve soruyor . o hazret , iman , ilim ve uygulamak diye cevap veriyorlar , adam birer birer onların anlamını soruyor , cenabı allahın resulu selellahoeleyhe ve aleh buyurmuş , imanın dört işareti vardır , cenabı allahın tohidi , onun bir olmasına iman getirmek , ona ve onun kitaplarına inanmak , gönderdiği peygemberlere iman edinmek dir . ilim ve bilimin işaretleri ise o da dörd dür , cenabı allahın varlığına , onun sevgisine bilinçli inanmak , cenabı allahın iyi sıfatlarını tanımak , ve bildiklerini ve ilmini muhafaza etmektit . uygulamak ise , oda namaz oruç zekat ve ihlasdır .
Velakin o hazretin mömün dinini kendi düşüncelerine dayanarak seçmemiş belki onun allahı ve rebbi tarafından gelmiş ve böylece dinini almış buyurmalarından, böyle anlaşılıyor ki insanın kendi düşünceleri , anlayışları kendi şüpheleri ve istekleri onun dininden değildir ve bunları kendine din yapan mömün değil , mömünün dini allahı tarafından ona gönderilmiştir , bu gönderilmede iki çeşittir , birisi bu zahiri yollarla gönderilmiş , bu konuşmalar dinlemeler , işitmeler ve duymalar ve güvenilir vesileler vasıtası ile olmuş , bizde bu vasıtalar ile cenabı allahın seçtiği ve bize bildirdiği ve tanıttığı kimselere muracaat etmekle ne alırsak ne öğrenirsek cenabı allahtan almış oluruz , cenabı allahın en büyük kapısı bu konuda sonuncu peygember hazretleri mohemmed selellahoeleyhe ve aleh dir ki cenabı allah tüm alemlerde onu kendine vezir, gaim megam koymuş ki cenabı allahın tohidini ve onun hükümlerini her kese ilan etsin ve bildirsin , o hazretten sonra oniki imam eleyhemosselamı onun yerine koymuş ve o hazretin kapısı olarak görev yapmışlar o hazretlerden sonra da sige olan raviler (doğru rivayet eden raviler ) ki onlardan bize rivayet ederek bilmemiz gereken konuları bize bildiriyor ve söylüyorlar , onlardan aldığımız her şey cenabı allahdan alınmış gibi dir ve onun dini dir muhakkak .
Fakat başka bir yol da vardır , oda batini yoldur , hakiki ve kalıcı din bu yolla elde edilmiş dindir . bu yolu tanımak için çaba harcamalıyız , onu tanımak için tüm zahirde olan şeriyeti uygulamak gerekir , onun temsilini bilmek isterseniz bir gaz lambasını bir odanın ortasına konmuş farz ediniz , bu lamba odanı ve duvarları ve odada ne varsa hepsini ışklandırmış olur tabi ki , bu ışıklanma o lamba ve lamba ile o eşya arasındakı vasıtalarla yapılmış ve eğer bu vasıtalar ve ya lamba gider ise ışklanma da gider ve yine karanlık gelir , çünkü bu ışıklanma zahiri bir ışklanma dır ve hakiki olmamış , ışık kaynağı gider gitmez ışk da gider . fakat eğer henüz yanmayan velakin yanmağa musaid bir başka gaz lambası o odada o yanar gaz lambasının yanına konulur ise o lambanın ateşinden yavaş yavaş ısınarak onda bulunan yanar madde petrol ise petrol benzin ise benzin buharlaşmaya başlar ve buharlaşma gerçekleştiği an o yanar lambanın ateşinden ateş alır ve kendisi yanmağa ve etrafa ışık saçmağa başlar . şimdi o birinci lamba o odadan gider ise de ikinci lamba yanıyor ve ışık saçıyor yani ışık artık zahiri ışık değil batini olmuş ve kendisi ateşten aldığı ışıkla hem kendisini hemde etrafını ışıklandırmaya yetenek elde etmiştir . fakat bu ışık kaynağı artık büyüklüğüne bağlı olarak kendini ve etrafını ışıklandıracaktır az ise az çok ise çok .
Şimdi cenabı allahın höccetlerinin mübarek vücütları aynı bu yanar ve ışık veren lamba gibidir . cenabı allahın tohidinin nurları ve ışıkları ki bu bildiğimiz şeriyet ve o hazretlerin hayatlarında uygulamaları ve sıfatları dır, o hazretlerin mübarek vücüdlarından saçmaktadır . o hazretlerın namaz kıl oruç yap , zekat ver , hacca git , iyilik yap , arkadaşlık yap ve bu gibi işler ve sözler ve o hazretlerin tüm şeriyetleri onların ışıkları ve nurları dır , bizde aynı o odada duvarlar ve eşyalar gibiyiz , bu ışıklar bize saçmış ve varmış , bizde zahirde ışklanmışız ve teslim olmuşuz ve islam getirmişiz , fakat bunlar hepsi o odadakı ışık gibi zahiri ışık ve kaynaksız ışıktır ki kaynak gider se ışıkda gider , fakat bu müslümanların içinde bazı kabiliyyetler vardır ki aynı o yanmayan fakat yanma özelliğine sahip olan gaz lambası gibidirler , yanabilirler ve yanacaklar . o odada olan yanar lamba bu yanmayan lambaya neler dedide o duydu ve uyguladı ve yanmaya başladı bir bakalım , yaklaş bana dedi yaklaştı , yaklaşarak ısın dedi yaklaştı ve ısındı , ısınan her şeyde buharlaşma başlar ister istemez , yani ilk başta onu dinledi itaet etti sonra bu itaetin neticesi tabii olarak ısınma oldu , ısınınca da buharlaşma oldu , buharlaşma sonucuda orada ateş olduğundan buhar ateş aldı ve kendisi yanmağa başladı ve artık kendisi bir ışık kaynağı oldu, o birinci lamba ışığı nereden alıyor ise bu da aynı yerden alıyor aynı ışığı artık , dünyada olan tüm ışıklar sönerlerse buna fark etmez bu karanlıklaşmaz ve hem kendisi hemide etrafını ışıklandırmaya devam eder .
Şimdi her hangı bir müslüman da kendini peygember selellahoeleyhe ve alehe ve ya onun höccetlerine ve onun nuru ile ışıklanan onun yerinde görev yapanlara yaklaştırır ise , onun buyuruklarını dinler ve uygularsa ve nihayet onu itaet ederse , oda kendi çapında ve kendi yetenekleri dahilinde iman nuru ile yanmaya ve ışıklanmaya başlar , fakat birisi cin lambası kadar küçük olur birisi büyük lambalar gibi olur , ama hepsi yanmaya başladıktan sonra o yaptığı işlerin hepsi ona doğal olur ve onların yapması ona zor olmaz ve kendiliğinden olu verir artık . o yanma özellikleri artık kendiliğinden oluşur , o ilk lambanın tüm yaptıklarını buda zor olmadan ve onun doğal işi olarak yapmaya başlar artık . kendini zorlamadan o işler kendiliğinden yapılır, diğerlerinide o işleri yapmaya taşvik eder , artık onun imanı zahiri değildir , islamı imana bedel olmuş , cenabı allah imanın nurunu batinden ona gönderir , kendisiartık cenabı allahın nurunun temsilcisi olur , allahın ayetleri onda zahir olur ve cenabı allahın söylediği insanlardan olur ki buyurmuş :olaeke ketebe fi golubehemel imane اولئِكَ كَتَبَ في قُلوُبِهِم الايمانَ yani : onlardırlar ki cenabı allah yüreklerinde iman yazmış .ve bu o َsekine dir ki cenabı allah buyurdu:hovellezi enzelessekinete fi golubol momenine leyezdadu imanen هُوَ الَذّي اَنزَلَ السَكينَةَ في قُلوُبِ المُومِنينَ لِيَزدادو ايماناً yani : sekine yi mömünlerin kalbine nazil eden odur ( allahdır ) ki onlarda imanı yüreklerinde çoğaltsınlar . ve bu o dindir ki buyurdu cenabı allah tarafından ona verilmiş .
Fakat o hazretin mömünün yegini onun yaptıklarında ve uygulamalarında görünür buyurmaları hakkında işaret yaptık , daha fazla açıklama olarak insanın aslı ve hakikatı ve özü onun kalbi ve nefsidir , tüm yaptıkları batini ve zahiri işler onun hakikatının ve esasının nuru ve eseridir , bir ışığın renginden nasıl onun kaynagının özelliğini anlıyorsak , eğer ışık ve nur kırmızı ise kaynak kırmızıdır diyoruz yeşil ise kaynakta yeşildir diyoruz , insanda da aynı şekilde baktığımızda eğer yaptıkları işlerin hepsi iyi ise hepsi hayır işler se , anlaşılan onları yapan mömündür tabi ki , dediklerine ve söylediklerine yegini vardır muhakkak . ama yaptıklarının bazıları iyi bazıları kötü ise , anlarız ki bu , ya imanı zayıf olan mömünlerdendir , bazı yerlerde şeytan onu allatmış , yada kötü işler onun fitretinde olan münafiklerdendir bu adam , bazı iyi işleride alışkanlık üzere yapmakta , yada nifak la diğerlerini allatmak için yapmakta , onun zahiri işlerinden hüküm sürmek mümkün olmaz,yukarıya bakmak lazım bu konularda eğer onda sevgi kardeşlik varsa onun aslı ve kalbi mömündür diye anlaşılır çünkü sevgi kalbin işidir, eğer sevgi kardeşlik yoksa münafık olması ortaya çıkmış olur , eğer tüm işleri kötü isede belli olan onun kafir olması dır tabi ki . bunun içindir ki hadise şerifin sonunda buyurmuş , and olsun yemin olsun ona ki benim canım onun ellerindedir ki ne yapacaklarını bilmediler , onun için münafıkların ve kafirlerin inkar etmelerini onların kötü ve khebis işlerinden anlayınız .
Şimdi hadise şerifin açıklamasında yazılan konulardan bir genelleme elde edildi ki onları burada özetliyorum inşaallah ve sonuç alarak sorunuzun cevabını tamamlıyorum .
Özet olarak şü ki , cenabı allah bu halkı marifet ve onu tanımak için yaratmış , kendisi buyurmuş :konto kenzen mekhfiyen fe ehbebto en orefe fekhelegtol khelgo lekey oref كُنتُ كَنزاً مَخفياً فَاَحبَبتُ اَن اُعرَفَ فَخَلَقتُ الخَلقَ لِكَي اُعرَفَ yani : ben bir itkin madendim tanınmayı sevdim yarattım halkı tanınayım diye . cenabı allahın zatı şerifini tanımak mümkün olmadığından ve halkın yaptıkları işler onun zatına tabi tutulamadığından ve zatı hiç bir şekilde etkilemediğinden cenabı allah kendi ezeli keynuneti ve varlığı ile tecelli etti ki halk onu bu vasıta ile tanıyabilsinler , şimdi halkın bulunduğu mertebelerin hepsi bu tecelliden aşağıda olduğundan , kimse ona varamaz ve onu tanıyamazdı , onun nurunu da hiç bir şekilde kendilerinde olan özlerini temsil etmek sıfatı ile ki bir çeşit perde oluşturmaktadır yansıtamazlardı , cenabı allah halkın onun keynunet ve varlığının nurunu yansıtabilmek ve onu temsil edebilmek ve nihayet tanıyabilmek için , bu zülmetleri ve karanlıkları ortadan kaldırmak ve görünür hale gelebilmek için çeşitli esbab , vasıtalar ve aletler yarattı , bu vasıtalar ve aletler her birisi kendi çapında allahın varlığını temsil etmektedirler . aynı o gaz lambasının , geybde olan ateşin keynunetini ve varlığını kendi çapında temsil ettiği gibi , fakat bilindiği gibi ateşin hiç bir rengi yoktur bu lambalar onun ışığını kendi boyaları ile boyuyarak gösteriyor ve temsil ediyorlar, yani kendi sıfatları ile sıfatlandırarak onu gösteriyorlar, halbu ki ateşin hiçbir rengi yoktur . bu vasıtalar ve aletlerde aynı bu lamba gibi keynunet ve varlığın nurunu kendi boyalarına boyuyarak dışarı veriyor ve gösteriyorlar , cenabı allahın o kadar sıfatlarından sırf kendilerinde bulunan özellik ve sıfatı yansıtarak gösteriyorlar , yani kendilerinde bulunan sıfat ve kabiliyyet kadar cenabı allahı temsil edebildiler fazla değil . mesela güneş cenabı allahın o kadar sıfatından fakat sıcaklık ve sarılık sıfatını temsil ediyor ve her kesi sıcaklık ve sarılığa davet ediyor , ay ise sırf beyazlık ve soğukluk sıfatını temsil ediyor ve bu iki sıfata davet ediyor her kesi , bunlar hepsi cenabı allahın davet eden dili ve lisanıdırlar , gökler mesela daha çok sıfat temsil ettikleri için cenabı allahın daha çok anlaşılır lisanı ve dili olarak tanınıyorlar , cenabı allah göklerin dili ile yerin vahdete doğru gitmesine ve keduretleri ve karanlılığı ve hastalıkları ve eerazı kendinden atmasına ve uzaklaştırmasına davet etmiş , yerin saf ve öz kısımları cenabı allahın davetini güneş ve ay ve yıldızlar ve gökler lisanı ile duymuş ve itaet etmiş ve bazı kısımlar o duyduklarını uyguluyarak bir birleri ile karışmış ve madenleri oluşturmuşlar ,bunlar cenabı allahın varlığını ve birlik ve vahdetin nurunu daha çok temsil etmişler , bu güneş ,ay , hökler ve yıldızlar davetlerinin devamı ile madenlerin saf ve öz olanlarını daha çok birliğe davet ettiler , bazıları bu daveti kabul ederek birleşerek daha çok vahdete vardılar ve onların bu birliğinden bitkiler oluştular ve cenabı allahın birliğini daha iyi bir şekilde temsil ettiler , yine cenabı allah bu bitkilerin öz olanlarını o dil ve lisanla tohide ve birliğe davet etti , bazıları kabul ettiler ve kendileri gökler kadar saflığa ve letafete ulaştılar ve feleke gemer ( ay feleği ) letafetine kadar ilerlediler ve hayvani ruha sahip olma özelliği onlarda oluştu ve böylece hayvani ruh onlarda vucuda gelmiş oldu , bunlar cenabı allahın birliğini bitkilerden daha fazla ve daha iyi bir şekilde temsil edebiliyorlardı . sonra cenabı allah kendi özel inayetleri , merhemetleri ile hazreti adem ela nebiyyena ve alehi ve elehesselamı yarattı , bu hazrette bulunan şeffafiyyet ve terkibinde bulunan itidal nedeni ile dünyada bulunan tüm varlıklardan daha çok va daha iyi bir şekilde cenabı allahın varlığını ve keynunetini temsil ediyordu . bu cenab aynı güneş , ay ve diğer asumani davet edenler gibi davet etmeye başladı , fakat onların davetleri zahiri ,cismani ve tek yönlü iydi yani birisi fakat sıcaklığa diğeri soğukluğa davet ediyordu ama bu hazretin yaratılışında cenabı allah yer ve kök gebzelerinin ve kısımlarının karışımından yararlandığı için daha mükemmel bir varlık olup cenabı allahın varlığını ve keynunetini daha iyi ve mükemmel bir şekilde temsil ediyor ve halka tohidi beyan ediyor ve her kesi birliğe davet ediyordu . güneşin ve ayın davetleri onların ışınları ile yapılıyordu , o hazretin ki ise onun fermayişleri ve buyurukları ile iydi . o hazretin nuru getirdiği şeriyet iydi , o hazretin varlığı ve vucudu kendiliğinde cenabı allahın birliği ve tohidini temsil ediyordu , o hazretin şeriyeti de tohide ve birliğe davet etmekti , o hazreti dinlemek ve onun dediklerini uygulamak ve onun sıfatları ile sıfatlanmak ise de cenabı allahın dini iydi , onun buyuruklarını daha çok dinleyip uygulayanlar her kesten daha fazla ışıklanır ve müvehhid oluyordu , hazrete şeys gibi ki tüm varlığı ile o hazreti dinliyor ve itaet ediyordu sonunda da aynı o hazret gibi olu verdi ve cenabı allahın nuru ile ışklanarak peygemberlik ruhu ona verildi .
Gün güne kabiliyyetler geliştikçe cenabı allah daha büyük peygemberler gönderdi ve onların sonuncusuna kadar ki bizin peygemberimiz hazrete mohemmed ebne ebdollah sellellaho eleyhe ve aleh dir geldi , bu hazret cenabı allaha tam teslim olduğundan , ona tam bendelik yaptığından ve ibudiyyetinden , onun keynunet , varlık ve birliğinin nurunu beşeriyyet aleminde olan en mükemmel imkanlar dahilinde temsil etti . onun şeriyeti kemala erdiği için şeriyetlerin sonu oldu . ondan sonrada o hazretin yerine geçenler tohidi gösteren yanar ışıklar olarak cenabı allahın keynunet nurunu temsil edenlerdiler ve onların sonuncusu ve onikinciside hazrete hoccetebne hasen eccelellaho fereceh hayattadırlar ve cenabı allahın ibadetini yapmakta ve onun emirlerini uygulamaktadırlar , alemi cenabı allahın tohidinin nuru ile doldurmuş bulunuyorlar . demek ki cenabı allahın dini ilk baştan bir tanedir ve oda onun keynunet ve varlığının nurudur her zaman yansımış ve yansıyor ve yansıyacaktır , fakat bu nur çeşitli zamanlar ve mekanlarda halkta bulunan kabiliyyetler gereğince küçük ve ya büyük nur kaynaklarından parlak ve yarım parlak , onlara yansımış ve onları kendi birliğine ve marifetine ve tanınmağına davet buyurmuş . güneşin ve ayın ve yıldızların dili ve lisanı ile cematları , nebatları ve hayvanları birliye , yukarı doğru çıkmağa ve tohide doğru gitmeye davet ediyor , enbiya , osiya ve oliyalarda onların derecelerinin farklılığı gereğince halkı insaniyyete ve cenabı allahın azem ve azim tohidine davet etmiş ve ediyor . din ise bu davet edenleri dinlemek ve onlara uymak ve onlardan zahirde ve batinde itaet etmek ve onlara teslim olmak demektir . böylece din her zaman bir tane iymiş ve bir tanedir oda islam ve teslimdir , davetlerde hep cenabı allahın tohidine ve onu tanımağa olmuş , fakat çeşitli zamanlarda farklı peygemberler ve höccetler topluluğundan , bir höccet ile halkın kabiliyyeti icab ettiği miktar yapılmış bu davetler , git gidede kabiliyyetler çoğalıyor, cenabı allahın daimi ve her zaman yapılmakta olan tohide davetini daha fazla duyuyorlar , daha fazla birlik sıfatı ile sıfatlanıyor ve nihayet cenabı allahın halkı yaratma gayesine varacaklar .
[p 3] Soru : imam eleyhesselam buyurmuş : heleddino ellel hobbo هَلِ الدّينُ اِلاَّ الحُبُّ yani : acaba din sevgiden başka bir şeydir? . bu söylenen sevgi ki din ondan başka bir şey değil nedir ve onun elde etmesinin yolları nasıldır .
Cevab : benim hadisde gördüğüm , din değil iman kelimesidir . hadisde budur fozeyl ebne yesar diyorki hazrete ebiebdollah elehyesselamdan sevgi ve duşmanlıktansordum , dedim ki acaba bu ikisi imandan mıdır . buyurdu o hazret : ve helel imano ellel hobbo vel boğzo وَ هَلِ الا يمانُ اِلاَّ الحُبُّ وَ البُغضُ yani: acaba iman dostluk , sevgi ve duşmanlıktan başka bir şey midir ?. hadisi şerifin sonu na kadar . şayed ki soru soran bey efendi bu anlamda başka bir hadis görmüşler , her halikarda konu aynıdır çünkü hakiki din iman demektir . bu sevgi ki din ondan başka bir şey değildir buyurmuşlar , cenabı allah yolunda yapılan sevmek demektir . hazrete sadık eleyhesselamın buyurduğu gibi . her hangı bir kimse allah için severse onun için duşmanlık yaparsa onun yolunda eta ederse yani allah yolunda bahşiş yaparsa , o şahıs imanı mükemmel olanlardan sayılır . yine o hazrettendir ki imanın en sağlam tutanaklarından budur ki cenabı allah yolunda seve , duşmanlık yapa , eta ede , ve yasaklıya . başka bir hadisde buyurmuş , allah yolunda seven allahı sevendir ve allah yolunda sevilen hebibollah dır , çünkü bunlar ikiside allah yolundan başka sevmezler . hazrete peygember efendimiz bir hadiste buyurdular imanın en dayanaklı tutanaklarından , allah yolunda sevgi onun yolunda duşmanlık , dostları ile dostluk yapmak ve duşmanlarından uzak durmaktır . bu manada ve bu anlamda haberler ve hadisler çoktur , onların varlığında hiç şüphe yok , velakin cenabı allahın sevgisinin , dostluğunun anlamını öğrenmek ve onun nasıl muhakkak olacağını bilmek gerekir , çünkü sevgi ve dostluk iki aynı cinsden olan ve birbirleri ile munasibeti ve benzerliği olan kişilerde oluşur , mesela hayvanlara baktığımızda görüyoruz ki her tür kendi türü ile birleşiyor ve aralarında dostluk ve sevgi gelişiyor . güvercinler birbirleri ile marallar birbirleri ile yoldaş oluyorlar . şair diyorki
Güvercin güvercinle şahin şahin ile ** üçar birbiri ile cinsleri aynı olan adamlara baktığımız zaman görüyoruz ki çocuklar birbirleri ile ihtiyarlar birbirleri ile daha çok yakınlaşabiliyorlar , gençler gençlerle kadınlar kadınlarla dostluk yapıyorlar . çünkü dostluğun ve sevginin gelişmesi ve oluşması için bir benzerlik ve aynı cinsden olmak gerekiyor , bu benzerlik esasında ve ya zatında ya da huylarında ve davranışlarında ya da düşüncelerinde olabilir , mesela genelde alimler alimlerle daha artık anlaşır ve sevişirler , her bilim dalında o bilim alanında çalışanlar bir birleri ile daha fazla dost olurlar , şairler şairlerle , edipler ediplerle matematikçiler matematikçilerle , her düşünce sahibi kendi düşüncesini destekleyen kimselerle dostluk yapar ve aralarında dostluk ve sevgi oluşur , müslümanlar müslümanlarla nesara nesara ile yehudlar yehudilerle , dikkat ederseniz aralarında dostluk ve sevgi oluşan iki kişinin illa bir benzerliği olmalı , bu benzerlik onların suratlarında olabilir aynı vilayetten olabilirler , aynı dinden olama ihtimalı olabilir , ya huyları aynıdır , ya aynı işde ve sanat dalındalar , nihayet iki kişinin arasında bir benzerlik olmaz ise onların arasında sevgi ve dostluk olamaz ,şimdi anlamak istediğimiz şu ki acaba cenabı allahın zate ehediyyeti ile bu çeşitlerden oluşan halkın arasında bir benzerlik ve aynı cinsden olma olasılığı varmıdır ? bildiğimiz gibi benzerlikler, aynı cinsden olmalar ve bir biri ile aynı olmalar, hepsi sıfat makamında olur yani zat ta olamaz bunlar , mesela iki şahsın bir birine benzemesi huylarında ve ya elde ettikleri başarılarda , aynı sanata sahip olmalarında , aynı ilim ve bilim dalında aynı dereceye ulaşmalarında , ikisininde şair olması , dokror olması , hoca olması , millet vekili olması ve bu gibi konular da olabilir . onların zatı bambaşka dır hiç bir benzerlik olamaz zat larında , o emr o zeyd dir ,emr hiç bir zaman zeyd olmaz , zed de emr olmaz ,ama birbirlerine sıfatlarında benzeye bilirler , ikiside beyaz olabilir , alim olabilir , uzum boylu ve ya kısa olabilir , genç ve ya ihtiyar , kadın ve ya erkek , çocuk ve ya büyük , hasta ve ya sağlam , olabilir , demek ki tüm benzerlikler zat makamında değil sıfat makamında olur . şimdi cenabı allahın zatı onun sıfatından daha yüksek bir makamdadır , bu koşulda halkın sıfatı ne olur cenabı allahın zatı karşısında ? tohidin kemalı ve en iyi derecesi cenabı allahın sıfatlarını onun zatından ayrı olmasını bilmek vedüşünmektir hazrete emirelmomenin eleyhesselamın buyurduğu şu ki : kemalol ekhlase leho nefyossefate enho . كَمالُ الاِخلاصِ لَهُ نَفيُ الصِفاتِ عَنهُ yani: cenabı allaha ihlas ve ona karşı dürüst olmağın en iyi derecesi sıfatların ondan uzaklaştırılmasıdır . başka bir hadisdedir ki :kemalottohide nefyossefate enho كَمالُ الّتوحيدِ نَفيُ الصِّفاتِ عَنهُ yani: tohidin en iyi derecesi sıfatların ondan ayrı olmasını düşünmek ve bilmektir . demek ki cenabı allahın zate ehediyyeti ile halk arasında her hangı bir benzerlik olmaması nedeni ile onların arasında sevgi ve dostluk olabilmesi demek, tam bir anlamsız ve mansız sözdür . bu sırf dostluk ve sevgi konusunda değil , cenabı allahın zate ehediyyeti ile halk arasında duşmanlık ve dostluk dahil hiç bir konuda münasibet yoktur ve olamaz , rehmet , gazep ve başkaları da öyle , çünkü aynı ersede , seviyyede olan şeyler arasında münasibet oluşur , birisinin diğerinin yanında anlaşılır olmadığı cinsler arasında değil , bunun zahirdeki temsilini isterseniz , akıl ile bir taş arasında her hangı bir bağlantı kuramazsınız , mesela diyemezsiniz taş mı ağır akıl mı ? bu mu siyah akıl mı ? bu mu uzun akıl mı ? ya diyemezsiniz ki bu ikisi aynı ağırlıktalar ,aynı renkteler ,aynı boydalar . bunlar hepsi anlamsız sözler olur . hal bu ki bunlar ikiside cenabı allahın yaratıklarıdırlar , bazı şeylerde ortakdırlar , ikiside mevcutturlar , ikiside çeşitli şeylerden ve cinslerden yaratılmış . şimdi bir düşünelim , nasıl cenabı allah ile onun yarattıkları arasında bir münasibet olabilir ? nasılonlar aynı cinsden olabilir hal bu ki buyurmuşlar : tenezzehe en mocanesete mekhlugatehe . تَنَزَّهَ عَن مُجانَسَةِ مَخلوقاتِهِ yani : cenabı allah uzaktır kendi yarattıkları ile aynı cinsden olmaktan . nisbet ve aynı cinsden olmak iki yaratılan arasında iki halk arasında olabilir, şimdi buna göredir ki cenabı allah halk arasında kendi isimleri ve sıfatları ile tecelli etmiş ve kendini bu vesileler ile tanıtmış , halkla olan tüm nisbetler ve münasibetler bu esma ve sıfatlar arasındadır ki bu esma ve sıfatlar da cenabı allahın bir yaratılışıdır ve onlarda allahın halkıdır . fakat bunlar kendilerinden hiç bir şey temsil etmediklerinden tüm vücütları ile allahı temsil ettikleri için tüm varlıkları ile kendilerini cenabı allaha verdiklerinden onlara yapılanlar sanki cenabı allaha yapılmıştır . bir şeyin cenabı allaha mahsus olmasıda onun isimleri ve sıfatlarına mahsus olmasıdır tüm münasebetlerin yeri onun esması ve sıfatlarıdır , bu isimler ve sıfatlarda allahın yarattığı halktandırlar ve onlarda mahlukturlar , onlarında nihayeti ve sonu halktan yukarı geçemez , cenabı allahın zatına varamazlar yani zata hiçbir şekilde varmak mümkün değildir . oraya yani zate geybelgiyuba varmak mümkün değil orası anlaşılamaz hiç bir şey oraya varamaz . oraya dediğimizde kelimelerin darlığından kullanıyoruz oraya kelimesini çünkü orası kelime itibarı ile anlaşılır bir anlam taşıyor hal bu ki bizim niyyetimiz anlaşılmıyacak bir yerden bahs etmektir . bu dediklerimin şahidleri haberlerde istediğiniz kadar vardır , bizim büyüklerimizin ve alimlerimizin elellahomegamehom un kitapları da bu konu ile ilgili ve onun isbatı ile dolu dur . burada onların buyuruklarından kendi anlayışımla anladığım miktar yazmak istersem çok uzunyazmam gerekir her hangi kimse anlamak isterse kurani kerimin bir ayetinden anlar tüm bu dediklerimi , kuranda buyurmuş :la todrekehol ebsaro ve hove yodrekol ebsare ve hovel letifol khebiro لاتُدرِكُهُ الاَبصارُ وَ هُوَيُدرِكُ الاَبصارَ وَهُوَ الّطيفُ الخَبيرُ yani: anlıyamazlar onu gözler fakat o anlar ve görür gözleri o letif ve bilendir demek ki anlaşılmayan bir şeyle alış veriş yapılamaz , onunla her hangı bir irtibat kurulamaz , tüm alış verişler anlaşılan şeylerle olur , her anlaşılan şeyde bizim gibi yaratılmış bir mahluktur , hazreteemirelmomenin eleyhesselamın buyuruşudur: ennema tehoddol edato enfoseha ve toşirol alato ela nezaereha اِنَّما تَحُدُّ الاَدَواتُ اَنفُسَها وَ تُشيرُ الالاتُ اِلي نَظائِرِها yani : aletlerin hepsi kendi hududlarını ve kendi çevrelerini anlatır ve açıklarlar kendi benzerlerine işaret eder ve onları andırırlar . yine o hazretin fermayişidir:kollo ma meyyeze tomuho beohamekom fi edegge meanihe fehove mekhlugon meslekom merdudo eleykom rece e menel vesfe elel vesfe ve damel molko filmolketterige mesdudo vettelebo merdudo
كُلُّ ما مَيُّزَتُمُوهُ بِاوهامِكُم في اَدَقِّ مَعانيهِ فَهُوَ مَخلوُقٌ مِثلِكُم مَردودٌ اِلَيكُم رَجَعَ مِنَ الوَصفِ اِليَ الوَصفِ وَ دامَ المُلك في المُلكِ الطَريق مَسدودٌ وَ الطَّلَب مَردودٌ yani :her neyi en ince tarafından düşünerek onun tam anlamını anladığınız takdirde , sizin gibi allahın yarattığı bir mevcudu tanımış olursunuz , aynı sizin gibi bir yaratılmış mahluktur ve size geri dönecektir onu tarif etmeleriniz ve mülkün devamı mülktedir yol kapalı ve istek redd edilmiş. cenabı allah da halkı başaramıyacakları işlere teklif buyurmadığından , buyurduğu gibi : la yokellefollaho nefsen ella vos eha لا يُكَلِّفُ اللهُ نَفساً اِلاّ وُسعَها yani : teklif etmez emir vermez cenabı allah halkını onların rahatlıkla başaramıyacakları işlere . böylece halkı kendinin ehediyye zatını tanımağa ve ona karşı sevgi beslemeye teklif etmemiş , emir vermemiştir . halkın onu tanıyabilmesi ve ona karşı sevgi beslemeleri için en büyük ve azem tecellisi ile halka tecelli etmiş ve bu ettiği tecilli ile de kendi sıfatlarını , esmasını ve fiillerini , yapacaklarını halka anlaşılır hale getirmişdir . bu tecelli ettiği yer de , yapılan işlerin hepsini kendine ayit olduğunu ilan etmiştir , ona ne yapılırsa cenabı allaha yapılmıştır demek . bu tecelli keynunetin en büyüyü ve azem olanı ve cenabı allahın görünen ve anlaşılan zatı demektir .
Bu söylediğimiz konu , cenabı allahın keynuneti ile tecelli etmesi onun geybelgiyub zatı ile keynunet arasında her hangı bir iş ve ya kimse aracı olmuş demek değildir , bu bir benzetmedir cümlelerin yetersiz olduğundan bunu demek mecburiyyetinde kalıyoruz , çünkü keynunetin bir türü yoktur ve türsüzdür . demek ki keynunet cenabı allahın tanınma ve tarif edilme ayeti dir ve onun tüm isimlerini ve sıfatlarını anlatan ve gösteren ayettir . allahı tarif etmemiz ona tapmamız ve tohidimiz hep keynunettedir ve oradan açıklanmaktadır , fakat keynunet de bize anlaşılır bir şey değildir, çünkü eğer anlaşılır bir şekilde olsaydı cenabı allahın anlaşılmıyacak ayeti olamazdı , bizim hıslarımızla anlaşılır bir şey olsaydı keynunet, o zaman sınırlı ve çevresi kapalı bir şey olurdu , böylece artık cenabı allahın sonsuz ve her şeyi içeren ayeti olamazdı keynunet . keynunetin merce olmasıda sıfatlar ve tecelli etme makamındadır, onun ilk tecellisi meşiyyet dir onuda meşiyyetin kendisi ile yaratmış , başka eşyalarıda meşiyyetle yaratmış cenabı allah .hadisde vardır ki : khelegellahol meşiyyete benefseha somme khelegel eşyae belmeşiyyete خَلَقَ اللهُ المَشيَّةَ بِنَفسِها ثُمَّ خَلَقَ الاَشياءِ بِالمَشيَّةِ yani : cenabı allah meşiyyeti meşiyyetin kendisi ile diğer eşyaları da meşiyyet ile yaratmış . meşiyyetle yaratılan ilk şey alemin varlığı ve onun fuadıdır , bu varlık ve fuad ,meşiyyet ile başka halkın arasında bir berzekh ve aracıdır. Budamohammed ve ale mohemmed eleyhomesselamın makamıdır. Bu makamdada onlar kendilerini cenabı allah yanında bir hiç saymaları bakımından cenabı allahın meşiyyetidirler .hadisde imamın sıfatı hakkında buyurmuş: godreterrebbe ve meşiyyeteقدرة الرَّبِ وَ مَشيَّته yani : rebbin kudreti ve meşiyyetidir. ve özgürlük bakımından cenabı allahın meşiyyetinin ve oy ve iradesinin yuvası ve yeridirler .erefe duasında vardır ki : entellahollezi laelahe ella ente ce elte golube oliyaeke meskenen lemeşiyyeteke ve memkenen le eradeteke . اَنتَ اللهُ الَّذي لا اِلهَ اِلاّ اَنتَ جعلتَ قُلوبَ اوُليائِكَ مَسكَناً لِمَشيَّتِكَ وَ مَمكَناَ لاِرادَتِكَ yani : sensin o allah ki senden başka allah yoktur , dostlarının kalbini kendi meşiyyetine ve kendi iradene ve isteklerine bir yer olarak seçtin . demek ki o hazretler bu makamda kayınatın ve alemin kalbidirler, kendi varlıkları ve zatları ile cenabı allahın koniyye meşiyyetidirler , ve eşyaların ve varlıkların zatının yaratılışında aracıdırlar , ve sıfatları ile de cenabı allahın şer iyye meşiyyetidirler , bu makamda dır ki benzerlikler ve aynı cinsden olmalar başlar . ve tüm eşyalar varlık açısından cenabı allahın koniyye meşiyyetinin bir nurudurlar , bilindiği gibide nur lar kendi kaynaklarına benzer ve onun gibi olurlar ve onu temsil ederler , bunun içinde koniyye sevgi tüm eşyalarda ve tüm varlıklarda esasdan vardır ve bu sevgide onlarındinidir ve hepsi bu dinle , dindar olmuşlar kendi varlıkları ile de cenabı allahın ibadetini yapmaktadırlar . cenabı allah kitabında buyurmuş :en men şey en ella yosebbeho behemdehe velaken la tefgehune tesbihehom اِن مِن شِييٍ اِلاّ يُسَبِّحُ بِحَمدِهِ وَ لكِن لا تَفقَهُونَ تَسبيحَهُم yani : hiç bir şey bulamazsınız illa ki her şey cenabı allahı tesbih ediyor ve onu tapıyor ve ona şükürler yapıyor velakin siz anlamıyorsunuz onların yaptığını . bu bakımdan hepsi mömündürler , dost durlar ve abid dirler , cenabı allah da bunların bu yaptıkları ibadetin karşılığı olarak onları varlık cennetinde yer vermiş ve var olmuşlar ve yaratılmışlar , bu ibadeti yapmış olmasalardı var olmazlardı . onların var olun emrine uymuş olmaları onların ibadeti olmuşkoun da . ziyaretin cümlelerinde okuduğumuz : te te e kollo şerifen leşerefekom ve bekhe e kollo motekebberen letaetekom طَأطَأً كُلُّ شَريفٍ لِشَرَفِكُم وَ بَخَعَ كُلُّ مُتَكَبِّرٍ لِطاعَتِكُم yani : tüm şerefliler sizin şerefinizin karşısında kafasını aşağı tutmuş ve tüm tekebbür yapanlar sizi dinlemek ve size uymak ve itaet etmek için kendini aşağılamaktadır , bu manaya dır ki dedik koun da her kes bunlara uymakta ve bunları itaet etmekte , her kesin varlığı bunların varlılığına bağlıdır ve tüm varlıklar bir tek ümmettirler . cenabı allah bu halkı ilk olarak kendi kouniyye meşiyyeti lisanı ile var olmağa ve yaratılmağa davet etti , hepsi kabul etti ve var oldu, ikinci olarak onları şer iyye meşiyyeti lisanı ile kendi şeriyeti ve dinine davet etti ve çağırı yaptı . buyurduğu gibi :kanennaso ommeten vahedeten febe esellahonnebiyyine mobeşşerine ve monzerine كانَ النّاسُ اُمَّةً واحِدَةً فَبَعَثَ اللهُ النَّبييّنَ مُبَشِّرينَ وَ مُنذِرينَ yani : millet ve halk bir tek ümmetlerdi sonra cenabı allah peygemberleri , beşaret verenleri ve korkutanları gönderdi .ve bu çağrını ve daveti , zatı , sıfatları, dedikleri ve yaptıkları , bu çağrını yapan ile aynı olanlar ve onlara benziyenler tarafından kabul edilmiş . aynı olma ve benzerlik geldiği takdirde de dostluk ve sevgi oluşur . bu benzerlik çoğaldıkça sevgide çoğalır . bu kabul etmek ve itaet ve mutabeet , teslim olmademektir , oda cenabı allahın sevgisi ve onun dini demektir cenabı allah peygemberine buyuruyor : gol en kontom tohebbunellahe fette be uni yohbebkomollaho قُل اِن كُنتُم تُحِبّونَ اللهَ فَاتَّبِعوُني يُحبِبكُمُ اللهُ yani : ey peygember söyle siz allahı seviyorsanız beni dinleyin bana uyun ki allah sizi sevsin . demek ki bunları sevmek cenabı allahı sevmektir , cenabı allahı sevmek bunları sevmektir, cenabı allahı sevmek bundan başka bir şey değildir ve olamaz , cenabı allahın geybelgiyub zatının kimse ile bir benzerliği yoktur onu sevmek mümkün değildir onu sevmeğin hiç bir manası ve anlamı yoktur ve olamaz , çünkü hiç bir münasibet hiç bir benzerlik yoktur ve olamaz cenabı allahın zatı ile halkın arasında . demek ki cenabı allaha her hangı bir işin tabi tutulmasının ve her hangı bir şeyin nisbet verilmesinin yeri mohemmed ve ale mohemmed dir eleyhomesselam . bu sırf dostluk ve sevgi konusunda değil , her hangı bir şeydede böyledir, buna göredir ki bunları dost tutmak ve sevmek allahı dost tutmak ve onu sevmektir , bunları duşman tutmak allahı duşman tutmaktır , bunları tanımak allahı tanımak vebunları tanımamak allahı tanımamaktır . ziyarette okuyoruz : esselamo elellezine men valahom feged valellah ve men adahom feged adellah erefehom feged erefellah ve men cehelehom feged cehelellah .اَلسّلامُ عَلَي الّذينَ مَن والاهُم فَقَد والي الله وَ مَن عاداهُم فَقَد عادَي الله وَمَن عَرَفَهُم فَقَد عَرَفَ الله وَمَن جَهلَهُم فَقَد جَهلَ الله yani : selam olsun size ki sizin sevginiz allahın sevgisi sizin duşmanlığınız allahın duşmanlığı sizi tanımak allahı tanımak ve sizi tanımamak allahı tanımamak tır . cenabı allaha her hangı bir şey nisbet vermek istersek onun yeri bu hazretler ve onlara nisbet vermek cenabı allaha nisbet vermektir demek , ve bu anlamda söylemek aslında çok zor bir konudur , onu anlamaktan zor bu konuyu kolay ve anlaşılır bir dil ile anlatmaktır . konuyu anlamak ve zihninizin yaklaşması için her hangı bir kimse mesela zeyd ile her hangı bir alış veriş yaptığınızda o alış verişi zeydin sahip olduğu bir çok mertebelerinden bir mertebesi ile yapıyorsunuz, mesela eğer onu dövmek isterseniz bir ağaç alarak onun bedenine vuruyorsunuz ,zeydi dövmek demek bu demek başka bir anlamı yok dövmek kelimesinin ve işinin . doğru anlamda zeydin bedenini dövmek zeydi dövmek demektir ve zeydi dövmek zeydin bedenini dövmekten başka bir iş değildir , dövmek işlemi zeydin cismani bedeninin üzerinde yapılmaktan başka bir iş değildir ve onun cismi üzerinde yapılmakta ve cisminden öteye geçmemektedir . aynı şekilde zeydi nevaziş yapmak tumarlamak sevmek isterseniz , onun tumarlanması bu bedeni üzerinde yapılmalı , başka türlü yapılamaz bu nevaziş ve sevme işlemi , zeydi tanımak ise onun sıfatlarını tanımak gerekir başka bir tanımak yolu yoktur, yine doğrusu budur ki diyelim zeydin sıfatlarını tanımak zeydi tanımak ve onu tanımak onun sıfatlarını tanımak demektir . hatta ki diyoruz onu tanımakta (onu ) kelimesi onda var olan sıfatlar topluluğuna ki işaret olunulan ın yeridir ve işaretler ondan yukarı geçemezler bir işarettir . sizden bu zor cümleleri yazmaktan özür dilerim , konu zor konu onu anlatmak daha zor ve kullanılınan kelimeler ve cümlelerde görülmemiş ve tanınmamış cümlelerdir . evet bazı konulara kelamımızı tamamlamak için devam edeceğiz , inşaallah ehlinin eline geçer ve anlar bu yazdıklarımı . bu zamanda bu konularla ilgilenen o kadar az ki belki hiç okumak istemezler böyle konuları . siz bu yolun yeni yolcususunuz , kolay deyimlerle irza ve razı olursunuz belki , fakat insan buna razı olamıyor ve ileride belki cenabı allahın yardımı ile anlama gücünüz artar ve yararlanırsınız yada başka anlıyanlar okur va yararlanır ve böylece fezilet anlatımı ve dağıtımı yapılmış olur inşaallah diye zor konuları da anlatmaya razı oluyor insan .